En'âm Sûresi 14. Ayet

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  ١٤

De ki: “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.” De ki: “Bana, (Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma (denildi).”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 أَغَيْرَ başkasını mı? غ ي ر
3 اللَّهِ Allah’tan
4 أَتَّخِذُ edineyim ا خ ذ
5 وَلِيًّا dost و ل ي
6 فَاطِرِ yoktan var eden ف ط ر
7 السَّمَاوَاتِ gökleri س م و
8 وَالْأَرْضِ ve yeri ا ر ض
9 وَهُوَ ve kendisi
10 يُطْعِمُ besleyen ط ع م
11 وَلَا
12 يُطْعَمُ fakat beslenmeyen ط ع م
13 قُلْ de ki ق و ل
14 إِنِّي bana
15 أُمِرْتُ emrederdi ا م ر
16 أَنْ
17 أَكُونَ olmam ك و ن
18 أَوَّلَ ilki ا و ل
19 مَنْ olanların
20 أَسْلَمَ İslam س ل م
21 وَلَا ve sakın
22 تَكُونَنَّ olma ك و ن
23 مِنَ
24 الْمُشْرِكِينَ ortak koşanlardan ش ر ك
 

“Dost” diye çevirdiğimiz velî ve “yoktan var eden” diye çevirdiğimiz fâtır, esmâ-i hüsnâdan olup ilki Allah’ın yönetici, yardımcı ve dost olduğunu; ikincisi de yapıp yaratan, yokluktan varlık sahnesine çıkaran olduğunu ifade eder. Bu âyette yüce Allah kısaca “yediren ama yedirilmekten münezzeh olan” şeklinde tavsif edilerek bütün varlıkların rızıklarını, ihtiyaçlarını karşılarken kendisinin yedirilmekten, ihtiyaçtan münezzeh olduğu ifade buyurulmuştur. Çünkü bütün uydurma tanrılar aslında birer hiç olup kendi bağlılarınca beslendikleri, desteklendikleri, büyültüldükleri, ululandıkları halde beslenmeye muhtaç olmayan, her şeye kendisi değer kazandırıp hiçbir kimsenin ve hiçbir şeyin kendisine değer katmasına, destek vermesine muhtaç olmayan, dolayısıyla gerçek anlamıyla ulûhiyyete lâyık olan tek varlık O’dur.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 384

 
فطر Bu sözcük temelde uzunlamasına yarmak anamına gelir. إنْفَطَرَ uzunlamasına yarıldı demektir. فَطَرَ Hamuru yoğurup onu maylandırmadan hemen ekmek yapmaktır. Fıtrat sözcüğü de buradan gelir. فَطَرَ الّلهُ الْخَلْقَ Yüce Allah’ın bir şeyi yaratması ve onu herhangi bir fiili yapmaya muktedir bir hâle getirmesidir. فِطْرَةُ اللَّهِ sözü de Allah’ın insanda yerleştirdiği iman etmeye olan yetisidir. فِطْرٌ orucu bozmaktır. Yeri yarıp içinden çıkması sebebiyle mantara فُطْر denmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 20 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri fıtrat, ifrat ve fitredir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ ‘dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifham harfidir. غَيْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda istisna harfidir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اَتَّخِذُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ‘dir. وَلِياًّ  ikinci mefûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَتَّخِذُ  fiili değiştirme manasında kalp fiillerindendir.

فَاطِرِ  lafza-i celâlden bedel olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ’la  السَّمٰوَاتِ ‘ye matuftur.

وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُطْعِمُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. لَا يُطْعَمُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُطْعَمُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir. İstisnanın kısımları üçe ayrılır:

1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna

غَيْرَ  nahiv alimlerinin çoğunluğuna göre  اِلَّا  gibi istisna olarak kullanılmaktadır. Ancak غَيْرَ ’nın اِلَّا ’dan farkı, cümledeki konumuna göre îrab almasıdır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.

2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.

Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zü’l hal” veya “sahibu’l hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.Hal, sahibu’l hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. 

Hal üçe ayrılır: 1) Müfred olan hal (Müştak veya camid)  2) Cümle olan hal (İsim veya fiil)  3) Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُطْعَمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  طعم ‘dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَتَّخِذُ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

فَاطِرِ  kelimesi, sülâsi mücerredi فطر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l kavli,  ‘dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُمِرْتُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اُمِرْتُ  sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  ب  harf-i ceri ile  اُمِرْتُ  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

اَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdir  انا ’dir.  اَوَّلَ  kelimesi  اَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَسْلَمَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اَسْلَمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. لَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  cümlesi mukadder sözün mekulü’l kavlidir. Takdiri;  قيل لي : لا تكوننّ  (Bana ‘’sakın olma’’ denildi.) şeklindedir.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

تَكُونَنَّ  nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Fiilin sonundaki  نَّ ,tekid ifade eden nûn-u sakiledir.  تَكُونَنَّ ’nin ismi müstetir olup takdiri  أنت dir. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru  تَكُونَنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel/karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada ba’z (yani bir kısmı) manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسْلَمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi سلم ’dir.

الْمُشْرِك۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayet emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelen bu cümle soru manasından çıkıp, kınama ve tenkit anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. اَتَّخِذُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki  غَيْرَ اللّٰهِ  izafeti, ihtimam için, amiline takdim edilmiştir.

غَيْرَ اللّٰهِ  izafeti  غَيْرَ ’nın tahkiri içindir. غَيْرَ istisna harfidir. Mana [Allah’ın dışında veya yanında] şeklindedir.

İkinci mef’ûl  وَلِياًّ , ilk mef’ûl  غَيْرَ اللّٰهِ ‘ye atfedilmiştir. Kelimedeki nekrelik herhangi bir manasında cins ve kıllet ifade eder.

فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , lafza-ı celâlden bedel veya onun sıfatıdır.

وَالْاَرْضِ , tezat nedeniyle muzafun ileyh olan السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir. Semavat yeryüzünü, gökyüzünü kapsadığı halde semavattan sonra  الْاَرْضِ ‘nın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır. 

فَاطِرِ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.    

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَهُوَ يُطْعِمُ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Tezat sebebiyle makabline atfedilen  وَلَا يُطْعَمُ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

يُطْعِمُ - لَا يُطْعَمُۜ  fiilleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Ayrıca bu cümleler arasında mukabele sanatı vardır.

Söylenen sözün önemi sebebiyle  قُلْ  emri tekrar edilmiştir. İstifham inkâr içindir. Birinci mef’ûl, istifhama yakın olması için  اَتَّخِذُ  fiili ve failine takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

"De ki: Allah'tan başkasını mı ben veli (tanrı) edinecekmişim?" buyurmuştur. Bil ki Allah Teâlâ, Allah'tan başkasını mı ben veli edinecekmişim?" denilmesi ile, Allah'tan başkasını veli edinir miyim?" denilmesi arasında bir fark bulunduğunu göstermiştir. Çünkü istifham-ı inkâri (menfi manayı tekid için gelen soru), veli edinme hususunda değil, Allah'tan başkasını veli edinme hususundadır. Halbuki sen onların, daha ehem olanı, daha az ehem olana takdim ettiklerini biliyorsun. O halde, Cenab-ı Hakk'ın ["Allah'tan başkasını mı ben Tanrı edinecekmişim!"] buyruğu, ikinci ibareden daha evla olur. Bunun bir benzeri de, ["Siz, ey cahiller, bana Allah'tan başkasına mı tapmamı emrediyorsunuz?"] (Zümer, 64) ayetiyle, ["Allah mı size izin verdi?"] (Yunus, 59) ayetleridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayetteki inkârî istifhâm “Allah dışında veli edinilebilecek şey var mıdır? Akıllı bir kişi böyle yapar mı? Bundan daha büyük bir körlük ve cahillik olabilir mi? '' manalarındadır. Eğer ayet  ''قُلْ اَتَّخِذُ  اَغَيْرَ اللّٰهِ وَلِياًّ '' şeklinde gelseydi, inkâr sadece fiilin gerçekleşmesine yönelik olurdu ve bu manaları ifade etmezdi. Hemze; inkârî istifham içindir ve ondan sonra gelen kelime de inkâr mahallindedir; yani inkâr edilen şeydir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Zemde mübalağa, mantık yollu kelam olduğu söylenebilir.

غَيْرَ اللّٰهِ  ibaresi inkâr makamında olduğu için takdim edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi).

غَيْرَ kelimesi ism-i celâle muzâftır. Allah’tan başka her şey manasında umumi bir ifadedir. Allah manası mef’ûlun lafzından anlaşılır. Allah’ı dost edinmeyi inkâr etmeyi ifade eder. Çünkü Allah’tan başkasını dost edinmeyince geriye sadece  Allah’ı dost edinmek kalır. Bu terkip kasr manasındadır. الوَلِيُّ  kelimesi yardım eden ve yöneten demektir. İlim ve kudret manası vardır.

(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ  yani, [herkesi rızıklandıran ama hiç kimse tarafından rızıklandırılmayan] demektir. Mana, “bütün menfaatler O’nun katındandır ve bunlardan O’nun faydalanması söz konusu değildir.” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Burada yemeğin zikredilmesi, ona şiddetle ihtiyaç duyulduğu yahut rızıklandırılana en çok ulaşan şey o olduğu içindir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَاطِرْ  kelimesi,  فَطْر  kökünden ism-i faildir ki,  فِطْرَة  bunun bina-i nev'i veya hasıl-ı masdarıdır. Fıtrat, bir öncül ilim ile takdir etmek manasını da içine almış olan خَلْق (yaratma) anlamının ikinci cüzüdür. Ve bu itibar iledir ki, yaratmak (خَلْق) ve (خِلْقَة) yaratılış,  فَطْر  ve  فِطْرَة  eş anlamlı olarak kullanılır. Yoktan yaratılış böyle olduğu gibi, bir asli maddeden yaratılış da böyledir. Bir maddeden diğer bir cismin, bir varlığın ortaya çıkması ilk önce böyle bir yarılma ile başlar. Bir yarılma ki, hem önceki maddeyi, hem de fezayı yarmıştır. Bir varlıktan, diğer bir varlığın kopması; bir tohumdan bir çimenin çıkması; bir hücreden bir hücrenin doğması hep bir yarılmadır. Bu yarılma, önceki maddeye göre bir yıkım ve bozulma, fakat ondan çıkan yeni varlığa göre de bir ıslah yarılması ve varlıktır. İlk yokluğu yarıp maddeyi çıkarışta ise hiçbir bozma manası yoktur. O, sırf iyi olan bir ayırmadır. İşte ilk önce mekanlıkta açık olan bu mana dolayısıyla, herhangi bir şeyin madde ile gerek geçmiş olsun ve gerek olmasın bilfiil olan ilk icat ve var etmeye  فَطْر  ve ilk varlığına ait durumuna  فِطْرَة  adı verilmiştir ki, bu fıtratın devamı içindeki uyuma da “tabiat” ismi verilir. Bunun için fıtrat, tabiattan öncedir. Tabiatın manası, fıtrat halinin devamı ve tekrarı mertebesinden başlayan bir uydusudur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

 قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Muhatap yine Hz. Peygamberdir. قُلْ  fiilinin tekrar edilmesi konunun önemini vurgulamaktadır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberidir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

اُمِرْتُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ  cümlesi, mahzuf  ب  harf-i ceriyle  اُمِرْتُ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كاَنَ ’nin haberi olan  اَوَّلَ ’nin muzâfun ileyhi konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası olan  اَسْلَمَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Müsnedin izafetle gelmesi veciz anlatım amacına matuftur. 

İlk müslüman olandan maksat İslam’a çağrılanlar arasından Müslüman olan kişi olduğu gibi İslamda kuvvet ve imkândan kinaye olması da caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı Kadr/1.)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin son cümlesi olan  وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  cümlesi, takdiri  قيل لي (Bana dendi ki) olan fiilin mekulü’l kavlidir. Mahzufla birlikte cümle, istînafiye veya makabline matuftur. 

Mekulü’l kavl cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

تَكُونَنَّ  fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

اَكُونَ - لَا تَكُونَنَّ  fiilleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ  cümlesiyle  لَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

اَسْلَمَ - الْمُشْرِك۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Ayette mezheb-i kelâmî sanatı vardır. Allah’ın Peygamberi ondan başka bir ilâhı kabul edemeyeceğini mantıkî bir çerçevede izah etmektedir.

Bu ayet-i kerimedeki iltifat vaîd/tehdit ifade eder. Şirkten sakındırmak içindir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنّ۪ٓي  ‘deki mütekellim zamirinden  تَكُونَنَّ  ‘deki muhatap zamirine iltifat yapılmıştır.

اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ  [Ben, O’na teslimiyet gösterenlerin ilki olmakla emrolundum…] Müslümanların ilki Peygamber (s.a.v), Müslümanlık konusunda da ümmetinin en önde olanıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

مِنَ  harf-i ceri teb’iz içindir. Yani ‘ortak koşanlardan bir kısmı’ manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)