اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّـمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ١٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّ | gerçekten |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | فَرَّقُوا | parça parça eden |
|
| 4 | دِينَهُمْ | dinlerini |
|
| 5 | وَكَانُوا | ve olanlar (var ya) |
|
| 6 | شِيَعًا | grup grup |
|
| 7 | لَسْتَ | senin yoktur |
|
| 8 | مِنْهُمْ | onlarla |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | شَيْءٍ | hiçbir (ilişkin) |
|
| 11 | إِنَّمَا | ancak |
|
| 12 | أَمْرُهُمْ | onların işi |
|
| 13 | إِلَى |
|
|
| 14 | اللَّهِ | Allah’a (kalmış)tır |
|
| 15 | ثُمَّ | sonra |
|
| 16 | يُنَبِّئُهُمْ | onlara haber verecektir |
|
| 17 | بِمَا | şeyleri |
|
| 18 | كَانُوا | oldukları |
|
| 19 | يَفْعَلُونَ | yapıyorlar |
|
İbn Abbas, Mücâhid ve Katâde’den nakledilen bir rivayete göre “dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar”dan maksat yahudiler ve hıristiyanlar (İbn Atıyye, II, 367), yine İbn Abbas’a isnad edilen başka bir görüşe göre bunlar müşriklerdir (Râzî, XIV, 7). Zira, 100. âyetin tefsirinde de belirtildiği gibi İslâm’dan önceki Araplar çok çeşitli inanç gruplarına ayrılmışlardı. Ayrıca bu âyette, İslâm ümmeti içinde daha sonra ortaya çıkan gruplaşmalara işaret buyurulduğu da düşünülebilir. Her hâlükârda âyet-i kerîme, dinde birlik ve beraberliğin önemini vurgulamakta, bu hususta ayrılığa düşenlerin Hz. Muhammed’den de uzaklaşmış olacakları uyarısında bulunmaktadır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 493-494
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ’nin ismi olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
فَرَّقُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. د۪ينَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs,mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamir olarak mahallen merfûdur. شِيَعاً kelimesi كَانُوا ‘nun haberi olup fetha ile mansubdur.
لَسْتَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَسْتَ مِنْهُمْ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَسْتَ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ muttasıl zamiri لَسْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru لَسْتَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. ف۪ي شَيْءٍ car mecruru mahzuf habere mütealliktir.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَرَّقُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi فرق ‘dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّـمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّـمَٓا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup, buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
اَمْرُهُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى اللّٰهِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يُنَبِّئُهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle يُنَبِّئُهُمُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَفْعَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamir olarak mahallen merfûdur. يَفْعَلُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْعَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
يُنَبِّئُهُمْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ
İstînâf cümlesidir, fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. الَّذ۪ينَ Ism-i mevsûlü اِنَّ ‘nin ismi, لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ cümlesi haberidir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi bahsedilen kişilerin bilinen bir grup olduğunu belirtmesi yanında bu kişilere tahkir ifade eder.
Mevsûlün sılası olan فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
فَرَّقُوا fiili, تفعيل babındadır. Bu babın cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.
وَكَانُوا شِيَعاً cümlesi sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ cümlesi, ليس ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي شَيْءٍۜ car-mecruru, ليس ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
مِنْهُمْ car-mecruru ise mahzuf mukaddem hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
ف۪ي شَيْءٍۜ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla شَيْءٍۜ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü شَيْءٍۜ hakiki manada zarfiyeye, yani içine girilmeye müsait değildir. Konuyu etkili bir şekilde belirtmek için bu üslup kullanılmıştır.
شَيْءٍۜ ‘deki nekrelik, “hiçbir şey” manasındadır. Olumsuz siyakta nekre umum ifade eder.
Bu ayetin manası, [Sen onlardan, onlar da senden uzaktırlar] şeklindedir. Bunun izahı şöyledir: Sen onların sözlerinden ve görüşlerinden uzaksın. Bu batıl ve yanlış görüşlerinden dolayı gereken ceza, sadece onlara hasredilmiş olup, onlardan başkasında cari olamaz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bundan önce müşriklerin hali açıklanmıştı. Şimdi burada da Ehl-i Kitaptan iki taifenin (Yahudilerin ve Hristiyanların) halleri beyan ediliyor. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّـمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Fasılla gelen cümle, beyanî istînaftır. Fasıl sebebi kemal-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan اَمْرُهُمْ izafetinin haberi, mahzuftur. اِلَى اللّٰهِ car-mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.
اِنَّمَا hasr edatıdır. Iki tekid hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اَمْرُهُمْ maksûr/mevsûf, اِلَى اللّٰهِ maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
اِنَّـمَٓا ile yapılan kasırlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ cümlesi, ثُمَّ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُنَبِّئُهُمْ fiiline müteallik müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan كَانُوا يَفْعَلُونَ , nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi olan يَفْعَلُونَ ‘nin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Allah yaptıklarını haber verir] ifadesinde Allah Teâlâ, yaptıklarını haber vereceğini beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
Burada, göstermek yerine haber vermek ifadesinin kullanılması, onların, irtikâp ettikleri cürümlerin cahili olduklarına ve kötü akıbetlerini bilmediklerine dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
َّثُمَّ mühlet ifade etmekle beraber rütbe itibariyle tertip içindir ki buna göre mana: ‘Bir müddet işleri Allah’a kalır ki, bu süre zarfında kendilerine zaman tanır, daha sonra onlara azap eder’ şeklindedir. َنَبِّئُ ; Arapçada bu kelime rastgele haber anlamına gelmez; şanlı ve önemli bir haber anlamında kullanılır. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an)