En'âm Sûresi 158. Ayet

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْساً ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْراًۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ  ١٥٨

(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هَلْ mı?
2 يَنْظُرُونَ bekliyorlar ن ظ ر
3 إِلَّا ille
4 أَنْ
5 تَأْتِيَهُمُ gelmesini ا ت ي
6 الْمَلَائِكَةُ meleklerin م ل ك
7 أَوْ yahut
8 يَأْتِيَ gelmesini ا ت ي
9 رَبُّكَ Rabbinin ر ب ب
10 أَوْ ya da
11 يَأْتِيَ gelmesini ا ت ي
12 بَعْضُ bazı ب ع ض
13 ايَاتِ ayetlerinin ا ي ي
14 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
15 يَوْمَ gün ي و م
16 يَأْتِي geldiği ا ت ي
17 بَعْضُ bazı ب ع ض
18 ايَاتِ ayetleri ا ي ي
19 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
20 لَا
21 يَنْفَعُ fayda sağlamaz ن ف ع
22 نَفْسًا kimseye ن ف س
23 إِيمَانُهَا inanması ا م ن
24 لَمْ hiç
25 تَكُنْ etmemiş ك و ن
26 امَنَتْ iman ا م ن
27 مِنْ
28 قَبْلُ daha önce ق ب ل
29 أَوْ ya da
30 كَسَبَتْ kazanmamış olan ك س ب
31 فِي
32 إِيمَانِهَا imanında ا م ن
33 خَيْرًا bir hayır خ ي ر
34 قُلِ de ki ق و ل
35 انْتَظِرُوا bekleyin ن ظ ر
36 إِنَّا biz de
37 مُنْتَظِرُونَ beklemekteyiz ن ظ ر
 

Kendilerine, belirtilen üstün nitelikleri taşıyan bir kitap gelmesine rağmen hâlâ yüz çevirip inanmamakta direnen o zalimler iman etmek için daha neyi bekliyorlar? Önceki bazı âyetlerde geçtiği üzere (bk. 8-9,37, 50, 58, 111, 124) müşrikler, İslâm’ın hak din olduğunu kanıtlayan açık seçik delillerle yetinmeyerek, akıllarınca Hz. Peygamber’i güç durumda bırakmak için daha başka delillerin gösterilmesini istiyorlardı.

 Klasik tefsirlerde genellikle buradaki “bazı âyetler” ifadesi kıyamet alâmetleri (eşrât-ı sâat) şeklinde tefsir edilmiştir. “Rabbin gelmesi”nden maksat, O’nun azabının gelmesi, vuku bulması veya Allah’ın mahşerde hüküm vermesidir. Kıyamet alâmetlerinin zuhurundan sonra veya sekerât-ı mevt denilen ölüm anında artık yükümlülük zamanı geçmiş ve sorumluluk dönemi başlamış olduğundan, bundan önce iman etmemiş “yahut inancı kendisine iyilik kazandırmamış” yani imanını sâlih amellerle bütünleştirip yararlı hale getirmemiş (İbn Atıyye, II, 367) kişinin o andan itibaren inandığını ifade etmesi kendisine bir fayda sağlamayacaktır (âyetin bu kısmıyla ilgili olarak mezheplerin farklı tefsir ve görüşleriyle ilgili ayrıntılı bilgi için bk. Elmalılı, III, 2104-2109; İbn Âşûr, VIII, 186-1191).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 492-493

 

Huzeyfetu’l-Gifarı (r.a)’den rivayet edilmiştir: Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize “Ne konuşuyorsunuz?” dedi. Biz de “Kıyamet gününden konuşuyoruz” diye cevap verdik. Hazreti Peygamber; “Şüphesiz on alamet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” dedi ve “Deccal’i, dumanı(duhan), Dabbetü’l-arz’ı, güneşin batıdan doğmasını, İsa (a.s.)’ın yere inmesini, Ye’cuc ve Me’cuc’u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen’den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını söyledi.” (Müslim, Fiten, 39).

 

İşte bunun icin Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur :”Güneş batıdan doğmadan önce kim tövbe ederse, Allah onun tövbesini kabul eder. “
(Müslim ,Zikir 43)

(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)
 

 

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ

 

Fiil cümlesidir. هَلْ  istifham harfidir.  يَنْظُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّٓا  hasr edatıdır. اَنْ  ve masdar-ı müevvel amili  یَنظُرُونَ ‘nin mef’ûlu olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَأْتِيَهُمُ  fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْمَلٰٓئِكَةُ  fail olup damme ile merfûdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  رَبُّكَ  fail olup damme ile merfûdur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri; أمر ربك وعذابه (Rabbinin emri ve azabı) şeklindedir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. بَعْضُ  fail olup damme ile merfûdur. اٰيَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. رَبِّكَ  car mecruru  يَأْتِيَ  fiiline mütealliktir.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

هَلْ : Muzari fiile dâhil olursa mânâyı istikbâle çevirir. Ancak muzari fiil istikbâl ifâde ediyorsa bu fiile dâhil olmaz.

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْساً ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْراًۜ


يَوْمَ  zaman zarfı  لَا يَنْفَعُ  fiiline mütealliktir. يَأْت۪ي  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَأْت۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. بَعْضُ  fail olup damme ile merfûdur.

اٰيَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. رَبِّكَ  car mecruru  يَأْت۪ي  fiiline mütealliktir.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنْفَعُ  damme ile merfû muzari fiildir. نَفْساً  mukaddem mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. ا۪يمَانُهَا  muahhar fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

تَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. تَكُنْ ‘un ismi müstetir olup takdiri  أنت ’dir. اٰمَنَتْ  cümlesi, تَكُنْ ‘un haberi olarak mahallen mansubdur. 

اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ  cümlesi,  ا۪يمَانُهَا ‘daki zamirin hali olarak mahallen mansubdur.

اٰمَنَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هي ’dir. مِنْ قَبْلُ  car mecruru  اٰمَنَتْ  fiiline mütealliktir. قَبْلُ  cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  كَسَبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هي ’dir. ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا  car mecruru  كَسَبَتْ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَيْراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

خَيْراًۜ  kelimesi ismi tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَبْلَ  ve  بَعْدَ  kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazfedilince zamme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ  zarfı, hem cümleye,  hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنَتْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


  قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli  انْتَظِرُٓوا ‘dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

انْتَظِرُٓوا  fiili  ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُنْتَظِرُونَ  kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

انْتَظِرُٓوا  fiili, sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındandır. Sülâsî mücerredi  نظر ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

مُنْتَظِرُونَ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette  هَلۡ , istifham harfi, nefy manasında olup inkârî manadadır. Bunun için arkasından istisna harfi gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu ayetin başındaki  هَلْ  istifham edatı olumsuzluk manasındadır. Buna göre ayetin takdirî manası, “Onlar, sana ancak şu üç şeyden birisi geldiği zaman iman ederler.

a) Meleklerin gelişi; b) Rabb-i Zü’l-Celâl’in gelişi; c) Yahut da, Rab tarafından kesin ve kāhir ayetlerin gelmesidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kasırla tekit edilmiş cümle, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Masdar harfi  أَن ’den sonraki müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ  cümlesi, masdar teviliyle  یَنظُرُونَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

Nefy manasındaki istifham harfi  هَلْ  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. يَنْظُرُونَ , maksur/sıfat, masdar-ı müevvel maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûf. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. 

Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

يَنْظُرُونَ  fiilinde irsâd sanatı vardır.

اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ  ve  اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ  cümleleri atıf harfi  اَوْ  ile masdar-ı müevvel cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Her ikisi de müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim teşrif ve destek içindir.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِ رَبِّكَۜ  izafeti, muzâf olan  اٰيَاتِ ’ye, muzâfun ileyh olan  كَ  zamirinin aid olduğu Hz. Peygambere şan ve şeref ifadesi yanında Allah Teâlânın ona teselli hususunda son derece lütuf ile muamele ettiğine işaret eder.

أْتِيَ  fiilinin  بَعْضُ اٰيَاتِ ‘ye isnad edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan gelme fiili ayetlere isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette Rab ismine iltifat edilmiştir. 

İşin abesliğini göstermek ve Hz.Peygambere desteği artırmak için, zamir makamında Rab isminin tekrar zikredilmesi iltifat sanatıdır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette bekledikleri şeylerin, kendilerine meleklerin gelmesi, bizzat senin Rabbinin gelmesi ve Rabbin mucizelerinden birinin gelmesi şeklinde belirtilmesi taksim sanatıdır.

Kāhir: İlâhî hâkimiyete karşı direniş gösterenlere önce akla ve duyulara hitap eden belgeler sunmak, bu yarar sağlamadığı takdirde çeşitli âfet ve belâlarla kendilerini uyarmak ve nihayet onları ortadan kaldırmak. (https://islamansiklopedisi.org.tr/kahhar)

Bu ifade, kâfirlere tebliğ ve uyarının ziyadesiyle yapıldığını, onların mazeretlerinin de tamamen ortadan kaldırıldığını bildirir. Burada  بَعْضُ اٰيَاتِ [bazı ayetler] denmesi, o ayetleri tazim etmek ve korku verici olduklarını bildirmek içindir. Nitekim iki yerde, اٰيَاتِ  kelimesinin, küllî mâlikiyet manası içeren  رب  ismine izafe edilmesi bunun içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 


  يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْساً ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْراًۜ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  يَوْمَ  zaman zarfı, konudaki önemine binaen, amili olan  لَا يَنْفَعُ  fiiline, mef’ûl olan  نَفْساً  de, faile takdim edilmiştir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam  يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ  cümlesi,  يَوْمَ  ’nin muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz ifade kastına matuf   اٰيَاتِ رَبِّكَۜ  izafeti, muzâf olan  اٰيَاتِ ’ye, muzâfun ileyh olan  كَ  zamirinin aid olduğu Hz.Peygambere şan ve şeref ifadesi yanında Allah Teâlânın ona teselli hususunda son derece lütuf ile muamele ettiğine işaret eder.

نَفْساً  ’deki nekrelik, nev ve kıllet ifade eder. “Hiçbir nefis” anlamındadır. Olumsuz sıygadaki nekre, umum ifade eder.

Nefiy siyakında olduğu için bütün nefisler anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

نَفْساً  kelimesi için sıfat olan  لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ  cümlesi, كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. كان ’nin haberi olan  اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sübuta, temekkün ve istikrara işaret eder. (Mümtehine/6 Âşûr)

İmanının fayda etmeyeceği kimselerin, önceden iman etmemiş olanlar ve imanından hayır kazanmamış olanlar şeklinde ayrılması taksim sanatıdır.

يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ  (Rabbinin bazı ayetlerinin geleceği gün) ibaresi kıyamet gününden kinayedir.

يَأْت۪ي - بَعْضُ - اٰيَاتِ - رَبِّكَ - ا۪يمَانِهَا - اَوْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

ا۪يمَانُهَا  - اٰمَنَتْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَوْ  harfi nefsin sıfatlarını iki sıfata ayrıcalık tanıyarak taksim etmek için gelmiştir. لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ  sıfatı müşriklere ayetlerin ortaya çıktığı gün gafil avlanmamaları için iman etmekte gecikmemeleri için bir uyarıdır. أوْ كَسَبَتْ في إيمانِها خَيْرًا  sıfatında aynı zamanda müminleri salih amellerden yüz çevirmekten sakındırmak maksadını da ifade ettiği için idmâc sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)


قُلِ انْتَظِرُٓوا


İstînafiyye olarak fasılla gelen cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  emrinin muhatabı Hz. Peygamberdir. 

قُلِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  انْتَظِرُٓوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen mana itibariyle tehdit ve korkutma kastı taşıdığından, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Aslında bu emir Kur'anı Kerim'de pek çok kez geçmiş ve Resulullah'ın kendinden bir tek kelime bile söylemediğine işittiği her şeyin Allah'tan olduğuna kuvvetle delalet etmiştir. Resulullah’a  قُلْ  diyen emrin arkasında görkemli, muhteşem bir ses fark edilir. Kur'an-ı Kerim'in ne kadar saflıkla bize ulaştığını ve dokunulmazlığının önemini gösterir. Böyle yerlerde Resulullah'ın bize tebliğ eden sesinden önce kendisine bunu indiren Allah'ın ona kul dediğini işitiriz. Bunun etkisi çok kuvvetlidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Ahkaf Suresi 10, c. 7, s. 111)

 

اِنَّا مُنْتَظِرُونَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

مُنْتَظِرُونَ , hümasî mezid انتظر  fiilinin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.

İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.

Ayetteki  مُنْتَظِرُونَ  kelimesi uygunluk içindir. Yani, ayette birbirine mücavir olan iki lafız arasındaki benzeşmeyi sağlamak için, karşılık manası da aynı kelime ile adlandırılmıştır. Bu, bedî’ sanatlardan biri olan müşâkeledir. Bu sanata müzâvece diyen alimler de vardır.

انْتَظِرُٓوا  cümlesiyle  اِنَّا مُنْتَظِرُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

انْتَظِرُٓوا - مُنْتَظِرُونَ - يَنْظُرُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)