En'âm Sûresi 55. Ayet

وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟  ٥٥

Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَذَٰلِكَ ve böylece
2 نُفَصِّلُ açıklıyoruz ف ص ل
3 الْايَاتِ ayetleri ا ي ي
4 وَلِتَسْتَبِينَ belli olsun diye ب ي ن
5 سَبِيلُ yolu س ب ل
6 الْمُجْرِمِينَ suçluların ج ر م
 

Bazı tefsirlerde, “suçlular” diye çevirdiğimiz âyetteki “mücrimler”den, özellikle Hz. Peygamber ve çevresindeki mâsum müslümanlara karşı haksız tutumlarıyla cürüm (suç) işleyen, türlü şekillerde hakarete yeltenen müşriklerin kastedildiği belirtilmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 412

 

وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟

 

وَ  istînâfiyyedir.  كَ  harf-i cerdir.  مثل ; ‘gibi’ demektir. Bu ibare  نُفَصِّلُ  fiilinin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir. Takdiri;  تفصيلا مثلَ ذلك نفصل الآيات  (Bunun benzeri bir açıklamayla ayetleri açıklarız) şeklindedir.

ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

نُفَصِّلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن dur. الْاٰيَاتِ  mef’ûlun bih olup, cemi müennes salim olduğu için nasb alameti kesradır.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِ  harfi,  تَسْتَب۪ينَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  نُفَصِّلُ  fiiline mütealliktir.

تَسْتَب۪ينَ  fetha ile mansub muzari fiildir. سَب۪يلُ  fail olup damme ile merfûdur. الْمُجْرِم۪ينَ۟  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Burada lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gelmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   

نُفَصِّلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi فصل ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

تَسْتَب۪ينَ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  بين ’dir. 

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.

الْمُجْرِم۪ينَ۟  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ وَلِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

53. ayet gibi  وَكَذٰلِكَ  ile başlamıştır. Bu kelimeler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. 

كَذٰلِكَ , amili  نُفَصِّلُ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manayı başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

كَذٰلِكَ  [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki kullanımı işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

نُفَصِّلُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  وَلِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟  cümlesi, masdar tevilinde, harf-i cerle  نُفَصِّلُ  fiiline mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar-ı müevvel  وَ ‘la takdiri  ليظهر الحق  [Hakkı ortaya koymak için] olan mahzuf masdara atfedilmiştir. 

لِتَسْتَب۪ينَ - نُفَصِّلُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

سَبِيلَ المُجْرِمِينَ  [Günahkârların yolu] ile kastedilen; zulümde, hasette, kibirde, insanları hor görmede ve inkârda katılıkları şeklindeki yolları ve yaşayış biçimleridir. Günahkârlar müşriklerdir. Kastedilenin ne olduğunu belirtmek ve kendilerinin suçlarını anlatmak için zamir yerine açık isim olarak getirilmiştir. Cümle önce geçen Enam suresi 51. ayetteki  وأنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخافُونَ أنْ يُحْشَرُوا إلى رَبِّهِمْ  cümlesi için tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cenab-ı Hak niçin,  لِتَسْتَب۪ينَ سَب۪يلُ الْمُجْرِم۪ينَ۟  "Mücrimlerin yolu iyice belli olsun" diyerek, mücrimlerin yolundan bahsetmiş de, müminlerin yolundan bahsetmemiştir? 

Cevap: "Bu iki kısımdan birinin zikredilmesi, diğerine delalet eder. Nitekim, "Sizi sıcaktan koruyacak libaslar... " (Nahl, 81) ifadesinde, (elbiselerin) "soğuktan" kelimesi zikredilmemiştir. Yine iki zıt şey, aralarında bir ilgi olmayacak bir şekilde bulunup, her ne zaman birinin özelliği ortaya çıkarsa, diğerinin özelliği de oraya çıkar. Hak ile batıl arasında da bir ilgi yoktur. Dolayısıyla mücrimlerin yolu iyice belli olunca, hak ehlinin yolu da iyice belli olur. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)