وَاِذَا جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve zaman |
|
| 2 | جَاءَكَ | sana geldikleri |
|
| 3 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 4 | يُؤْمِنُونَ | inanan(lar) |
|
| 5 | بِايَاتِنَا | ayetlerimize |
|
| 6 | فَقُلْ | de ki |
|
| 7 | سَلَامٌ | selam olsun |
|
| 8 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 9 | كَتَبَ | yazmıştır |
|
| 10 | رَبُّكُمْ | Rabbiniz |
|
| 11 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 12 | نَفْسِهِ | kendi |
|
| 13 | الرَّحْمَةَ | rahmeti |
|
| 14 | أَنَّهُ | kuşkusuz |
|
| 15 | مَنْ | kim |
|
| 16 | عَمِلَ | yaparsa |
|
| 17 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 18 | سُوءًا | bir kötülük |
|
| 19 | بِجَهَالَةٍ | bilmeyerek |
|
| 20 | ثُمَّ | sonra |
|
| 21 | تَابَ | tevbe eder |
|
| 22 | مِنْ |
|
|
| 23 | بَعْدِهِ | ardından |
|
| 24 | وَأَصْلَحَ | ve uslanırsa |
|
| 25 | فَأَنَّهُ | muhakkak ki O |
|
| 26 | غَفُورٌ | bağışlayandır |
|
| 27 | رَحِيمٌ | esirgeyendir |
|
Her ne kadar –İbn Atıyye’nin kaydettiği gibi (III, 296)– müfessirlerin çoğunluğu âyetin ilk cümlesindeki “inananlar”la bilhassa Hz. Peygamber’in yanındaki yoksul müslümanlar olduğunu söylemişlerse de aynı müfessire göre âyet, herhangi bir zümre kastetmeksizin bütün müslümanları içermektedir. Âyetteki cehâlet kelimesi “günah olduğunu bile bile sefihlere ve hoyratlara özgü bir şekilde” veya –meâlinde gösterildiği gibi– “(günah olduğunu) bilmeyerek” şeklinde açıklanmıştır (bk. Zemahşerî, II, 17). Yüce Allah’ın, daha önce bilerek veya bilmeyerek bazı kötülükler işledikleri halde, sonradan tövbe edip inanç ve yaşayışlarını düzeltenlere merhamet edeceğini bu şekilde kesin bir ifadeyle vaad etmesi, O’nun iyi kulları için eşsiz bir lutuf ve keremidir. Ayrıca burada,ilâhî rahmete mazhar olabilmek için yalnızca tövbe edip hakka ve hayra yönelmenin şart koşulduğu, dolayısıyla insanların makam, servet, cinsiyet veya milliyet gibi durumlarına bakılmayacağı, böylece İslâm’ın –kelimenin en doğru anlamıyla– adaletçi ve eşitlikçi bir din olduğuna işaret edildiği görülmektedir. Yine bu âyette İslâm dininin en güzel ve köklü şiarlarından olan selâmlaşmanın önemine dikkat çekildiğini görüyoruz. Meâlinde “selâm size!” diye çevrilen cümlenin âyetteki karşılığı “selâmünaleyküm”dür. Diğer bazı âyetlerde ise bu ifade “esselâmüaleyküm” şeklindedir (ayrıca bk. Nisâ 4/86).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 411-412
Riyazus Salihin, 427 Nolu Hadis
Muâz İbni Cebel radıyallahu anh şöyle dedi:
Ben, merkeb üzerinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in terkisinde idim. Hz. Peygamber:
“Ey Muâz! Allah’ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır, bilir misin?” buyurdu. Ben:
Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedim. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak tutmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayan(lar)a azâb etmemesidir” buyurdu. Ben hemen:
Ey Allah’ın Resûlü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi? dedim.
“Müjdeleme, onlar buna güvenip tembellik ederler” buyurdu.
Buhârî, Cihâd 46; Müslim Îmân 48, 49. Ayrıca bk. Buhârî, Libâs 101, İsti’zân 30, Tevhîd 1; Tirmizî, Îmân 18; İbni Mâce, Zühd 35
وَاِذَا جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَٓاءَكَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُؤْمِنُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يُؤْمِنُونَ fiili نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
بِاٰيَاتِنَا car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli سَلَامٌ عَلَيْكُمْ ‘dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
سَلَامٌ mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْكُمْ car mecruru mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir.
كَتَبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبُّكُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَلٰى نَفْسِهِ car mecruru كَتَبَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الرَّحْمَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
(إِذَا) : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
إِذَا dan sonraki şart cümlesinin fiili mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلَى harf-i ceri mecruruna istila, rağmen, karşı, hal gibi manalar kazandırabilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ muttasıl zamiri اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur ve şan zamiridir. مَنْ عَمِلَ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
عَمِلَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْكُمْ car mecruru عَمِلَ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.
سُٓوءاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِجَهَالَةٍ car mecruru عَمِلَ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متلبسا بجهالة (Cehalete bürünmüş olarak) şeklindedir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ بَعْدِه۪ car mecruru تَابَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَصْلَحَ atıf harfi وَ ’la تَابَ fiiline matuftur.
اَصْلَحَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ muttasıl zamiri اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur ve şan zamiridir. غَفُورٌ kelimesi اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir. Müzekkerine - zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine - zamirul kıssa (هِيَ – هَا)
Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir.
Şart cümlesi mazi ve muzari fiille olur. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصْلَحَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صلح ’dır.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذَا جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la 52. ayetteki … وَلَا تَطْرُدِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte اِذَا , şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan جَٓاءَكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır
Fail konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُؤْمِنُونَ fiiline müteallik olan بِاٰيَاتِنَا izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan اٰيَاتِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Matufun aleyhteki Rab isminden bu ayetteki بِاٰيَاتِنَا ile azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi bu kişilerin bilinen şahıslar olduğunu belirtmesi yanında sonraki habere dikkat çekme amacına matuftur.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan سَلَامٌ عَلَيْكُمْ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْكُمْ mahzuf habere mütealliktir. Müsnedün ileyh olan سَلَامٌ ’un nekre gelmesi teksir ve tazim ifade eder.
سَلَامٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ şeklindeki müstenefe cümlesi, mekulü’l-kavle dahildir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin Rab ismiyle marife olması rububiyet sıfatını ön plana çıkarmak amacına matuftur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. كَتَبَ fiiline müteallik olan عَلٰى نَفْسِهِ car-mecruru ihtimam için, mef’ûl olan الرَّحْمَةَۙ ‘ye takdim edilmiştir.
Veciz ifade kastına matuf نَفْسِهِ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan نَفْسِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
كَتَبَ رَبُّكُمْ ifadesinde istiâre vardır. Burada yazma ile kastedilen, hüküm vermek, yargıda bulunmaktır. Allah Teâla, o hükmü, yazılı şeylerin kalıcılığına benzeterek sabit ve kesin olduğunu mübalağalı olarak zikretmiştir.
Ayetin sonunda müştakının zikredildiği الرَّحْمَةَۙ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Burada إنْ değil, اِذَا buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü اِذَا harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)
Zeccâc şunu söylemiştir: سَلَامٌ عَلَيْكُمْ "Selam sizlere" buyruğundaki "Selam" kelimesinin şu manaya gelmesi muhtemeldir: Bu, السَّرَاحُ ve التَّسْرِيحُ (salıvermek, bırakmak) masdarlarında olduğu gibi, سَلَّمْتُ تَسْلِيمًا سَلَامًا bir masdardır. Buna göre, سَلَّمْتُ عَلَيْهِ سَلَامًا ifadesinin manası, "Ona, dini ve canı hakkında, bela ve musibetlerden emin olması için dua ettim..." şeklindedir. Buna göre "selâm", "teslim" (emin kılmak, salim kılmak) manasındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada geçen her iki عَلى harf-i ceri de imanla mülabeset ve temekküne delalet eder. Yani iman sizde karar kılmış ve size giydirilmiştir. Korkma demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
O müminlerin bu vasfı, birinci vasıftan (ihlasla ibadete devam) önce geldiği halde ondan sonra zikredilmiş olması, rahmet ve mağfiret vaadinin ana sebebi, Allah'ın (c.c) ayetlerine iman etmiş olmalarıdır. Tıpkı geçen kelamda kovma nehyinin ölçütü, ibadete müdavemet olduğu gibi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
رَبُّكُمْ izafetinde Rab unvanının, müminler zamirine izafe edilmesi, onların ilâhî lütfa mazhar olduklarını belirtmek ve hükmün illetini de zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
Arapların كُتِبَ كَذَا عَلَى فُلَانٍ "Falancanın üzerine yazıldı, farz kılındı" tabiri, vâcip kılmayı ifade eder. عَلَى harf -i ceri de aynı manayı ifade eder. Dolayısıyla, bu ikisinin toplamı, vâcip kılmada çok ileri bir dereceyi gösterir. Binaenaleyh bu da, Cenab-ı Hakk'ın, vücûbiyet üzere, kullarına merhametli ve onlara merhametli olmasını gerektirir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ cümlesi, masdar teviliyle الرَّحْمَةَ ’den bedeldir. Tevabiden olan bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar ve tekit harfi اَنَّ ‘ye dahil olan muttasıl zamir هُ , şan zamiridir.
اَنَّ ’nin haberi olan مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ terkibi, şart üslubunda gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ cümlesi şarttır.
مَنْ mübteda, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan عَمِلَ مِنْكُمْ سُٓوءاً بِجَهَالَةٍ cümlesi, haberdir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
بِجَهَالَةٍ ve مِنْكُمْ car mecrurları عَمِلَ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متلبسا بجهالة (Cehalete bürünmüş olarak) şeklindedir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan سُٓوءاً (kötülük) kelimesinin nekre gelmesi, çok büyük bir günahı, çok küçük bir günahı ifade ettiği gibi bilinmeyen bir günahı da ifade edebilir.
ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ cümlesi tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ harfiyle … عَمِلَ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Yine atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilen اَصْلَحَ cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olarak gelmiştir. İki cümlenin de atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَنَّ ile tekid edilmiş فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ cümlesi, masdar teviliyle takdiri فغفرانه حاصل (... mağfiretini gerçekleştirir.) olan haber için mübtedadır. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Bu takdire göre, şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Allah'ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
رَح۪يمٌ - الرَّحْمَةَۙ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Mercii olmayan ''şan zamiri'' ancak اَنَّ ile gelir ve kelama zarafet kazandırır. Bilindiği gibi müennesine de kıssa zamiri denir. Bunların genel adı ise iş zamiridir.
Cahillik duygularına kapılarak veya bilmeyerek manalarında olmak üzere iki şekilde de anlaşılabilir.
Çok müjdeleyici bir ayettir. Tövbe etmeyi ve kendimizi düzeltmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.
Ayetteki تَابَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَصْلَحَ [Sonra arkasından tövbe etmiş ve kendini düzeltmiş ise…] buyruğundaki تَابَ [tövbe etmiş] ifadesi, bu kimsenin geçmişte yaptığı günahlardan dolayı pişmanlık duyması manasına; وَاَصْلَحَ [düzeltmiş] lafzı da, o kimsenin bundan sonra yapacağı salih amellerine bir işarettir.
Daha sonra Cenab-ı Allah فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ [Şüphesiz ki O (Allah), çok mağfiret eden, çok merhametli olandır] buyurmuştur. Binaenaleyh Allah, cezayı silmesi sebebiyle Gafûr, rahmette son nokta olan mükâfat vermesi sebebi ile de Rahîm’dir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)