En'âm Sûresi 64. Ayet

قُلِ اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ  ٦٤

De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلِ de ki ق و ل
2 اللَّهُ Allah
3 يُنَجِّيكُمْ sizi kurtarıyor ن ج و
4 مِنْهَا ondan
5 وَمِنْ ve
6 كُلِّ bütün ك ل ل
7 كَرْبٍ sıkıntılardan ك ر ب
8 ثُمَّ sonra
9 أَنْتُمْ siz yine
10 تُشْرِكُونَ O’na ortak koşuyorsunuz ش ر ك
 

Müfessirlere göre 63. âyette geçen “karanın ve denizin karanlıkları”ndan maksat, insanların buralarda karşılaştıkları tehlikeler, acılar, felâketlerdir. Bu suretle müşrikler, inkârları ve günahları sebebiyle, benzer durumdaki eski kavimler gibi, türlü felâketlere mâruz bırakılmakla tehdit edilmekte ve bu durumlardan kendilerini ancak Allah’ın kurtarabileceği hatırlatılmaktadır. Âyette “Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?” diye sorulması, müşriklerin Allah’a inandıklarını gösterir. Nitekim cevap müsbet olacağı için zikredilmeye gerek görülmemiştir. Şevkânî’nin de belirttiği gibi, Allah’ın kurtarıcılığının soru şeklinde ifade buyurulması, müşrikler hakkında bir kınama anlamı da taşımaktadır (II, 145). Buna göre 63-64. âyetlerin anlamını şöylece açmak mümkündür: Sizi karanın ve denizin tehlikelerinden ancak Allah’ın koruduğunu bildiğiniz, üstelik O’na gizli gizli yalvararak “Eğer bizi bundan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız” diye söz de verdiğiniz halde, nasıl olur da daha sonra tekrar eski halinize dönerek birer cansız ve âciz nesneler olan putlarınızı Allah’a ortak koşarsınız!” 

Bu iki âyet insanoğlunun önemli bir zaafına işaret etmektedir: İnsanlar çoğunlukla sağlık, güvenlik, bolluk ve rahatlık gibi imkânlar içinde yaşarken; özellikle ihtiraslarının, hevâ ve heveslerinin peşinde koşarken mânevî hayatlarını, hâlika ve mahlûka karşı ödevlerini ihmal eder, bunları düşünmek istemezler. Açıktan veya dolaylı bir şekilde Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr veya göz ardı ederek başka nesnelere ya da insanlara tapar yahut taparcasına bağlanır, boyun eğerler; yalnız Allah’tan beklemeleri gereken şeyleri fânilerden bekler; onları önder, rehber, hatta rab edinirler. Buna karşılık, genellikle Allah’tan başkasının gideremeyeceği türlü felâketlerin insanlar üzerinde bir uyarıcılık ve onları kendine getirme, sağlıklı düşünmelerini, değerlendirme yapmalarını ve sonuçta Allah’ı hatırlayıp O’na yönelmelerini sağlama gibi olumlu tesirleri sayesinde insanlar Allah’a yönelip kurtuluş için O’na yalvarır, hatta bundan böyle iyi birer kul olarak ödevlerini yerine getireceklerine söz verirler. Geçmişte ve günümüzde felâket anlarında Allah’ı anıp O’na sığınmayan pek az insan vardır. Ancak, birçok insan, sıkıntıdan kurtulup da her şey tekrar yoluna girince yeniden eski yanlış ve isyankâr tutumlarına döner. Söz konusu âyetler insanları bu zaafları hususunda uyarmakta, kendilerini dert ve kederlerden kurtaranın Allah olduğunu, dolayısıyla zor zamanlarda olduğu gibi rahata kavuştuklarında da O’nu tanımaları, O’ndan yüz çevirmemeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 419-420

 

قُلِ اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا ’dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olarak mahallen merfûdur.  يُنَجّ۪يكُمْ  cümlesi mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يُنَجّ۪يكُمْ  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.

Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْهَا  car mecruru  يُنَجّ۪يكُمْ  fiiline mütealliktir.

مِنْ كُلِّ  car mecruru atıf harfi  وَ ’la  مِنْهَا ’daki müteallika matuftur.  كَرْبٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

يُنَجّ۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


  ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ

 

İsim cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  تُشْرِكُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.  

تُشْرِكُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُشْرِكُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındadır. Sülâsîsi شرك’dır. 

İf’âl babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

قُلِ اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اللّٰهُ يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Lafza-i celâl müsnedün ileyh,  يُنَجّ۪يكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ  cümlesi müsneddir.

Müsnedün ileyhin fiile takdimi tahsis ifade etmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. اللّٰهُ , maksurun aleyh/mevsûf, يُنَجّ۪يكُمْ  maksûr/sıfatolmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Kurtarma işi Allah’a hasredilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf izafet formunda gelen  مِنْ كُلِّ كَرْبٍ  car-mecruru, يُنَجّ۪يكُمْ  fiiline müteallik  مِنْهَا ‘ya atfedilmiştir.

كَرْبٍ ‘deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Önceki ayetteki sorunun cevabıdır. Cevabı onlar yerine Allah Teâlâ vermiştir. Çünkü onların bu cevabı kabul etmekten başka yapacak bir şeyi yoktur. Müsnedün ileyhin fiil olan habere takdimi ihtisas manası içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

Cevap vermek onların vazifesi iken Resulullah’a (s.a.v) emredilmesi, onların bundan başka verecekleri bir cevap olmadığını bildirmek ve “Sonra da siz O’na ortak koşarsınız.” kelamını bunun üzerine bina etmek içindir. Sizi bütün belalardan, üzüntü, sıkıntılardan ancak Allah kurtarır. Siz bu büyük nimetleri gördükten sonra bile yine de O'na ortak koşuyorsunuz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

ثُمَّ  ile mekulü’l-kavle atfedilmiş cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  ثُمَّ اَنْتُمْ تُشْرِكُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ve teceddüt ve istimrar ifade eder. 

Kur’an’ın üslup olarak önce bize nasıl soru soracağımızı öğretir, sonra da buna nasıl cevap verileceğini gösterir

Son üç ayet  قُلِ  emriyle başlamıştır. Reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Buradaki  ثُمَّ  rütbeten terahi ifade eder. Çünkü onların, zor durumda kaldıklarında Allah’tan başkasına sığınmamalarına rağmen Allah’a şirk koşmaları şaşılacak bir şeydir. Burada maksat mühlet geçmesi değildir. Müsnedün ileyhin fiil olan habere takdimi sadece şirkin onlara isnadı şeklindeki haberin önemi sebebiyledir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)