En'âm Sûresi 65. Ayet

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَاباً مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعاً وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ  ٦٥

De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 هُوَ O
3 الْقَادِرُ kadirdir ق د ر
4 عَلَىٰ üzerine
5 أَنْ
6 يَبْعَثَ göndermeğe ب ع ث
7 عَلَيْكُمْ sizin üzerinize
8 عَذَابًا bir azab ع ذ ب
9 مِنْ
10 فَوْقِكُمْ üstünüzden ف و ق
11 أَوْ yahut
12 مِنْ
13 تَحْتِ altından ت ح ت
14 أَرْجُلِكُمْ ayaklarınızın ر ج ل
15 أَوْ ya da
16 يَلْبِسَكُمْ sizi birbirinize düşürüp ل ب س
17 شِيَعًا parti parti ش ي ع
18 وَيُذِيقَ ve taddırmağa ذ و ق
19 بَعْضَكُمْ kiminize ب ع ض
20 بَأْسَ hıncını ب ا س
21 بَعْضٍ kiminizin ب ع ض
22 انْظُرْ bak ن ظ ر
23 كَيْفَ nasıl ك ي ف
24 نُصَرِّفُ açıklıyoruz ص ر ف
25 الْايَاتِ ayetleri ا ي ي
26 لَعَلَّهُمْ diye
27 يَفْقَهُونَ anlasınlar ف ق ه
 

İnsanları bir belâdan kurtaran Allah, başka bir veya birçok belâya uğratmaya; onlara “üstlerinden veya ayaklarının altından” yani gökten ve yerden türlü felâketler göndermeye; hatta onların ihtiraslarını birbiriyle çatıştırarak, değişik mezhep, fırka ve parti gibi gruplara ayırarak birbirleriyle çarpışmalarını, savaşmalarını sağlamaya da kadirdir. Geçmişte insanoğlu beklemediği, ummadığı birçok semavî ve dünyevî felâketlerle karşılaşmış, şimdi de karşılaşmaktadır. İnsanoğlu, Allah’ın koyduğu kanunlardan sapmanın bedeli olarak, tabii âfetler denilenlerin yanında, bizzat kendi eliyle ortaya çıkardığı umulmadık belâlara da duçar olmaktadır. Nükleer felâketler, çevre kirlenmesi, tabiat düzeninin bozulması; ihtiraslardan veya ideoloji ayrılıklarından, din ve mezhep ayrılıklarından, ırkçılıktan ve bölgesel çıkar hesaplarından kaynaklanan ve kısa sürelerde yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, sakat düşmesine, aç ve açık kalmasına, ülkelerin harap olmasına yol açan savaşlar bu belâlardan bazılarıdır. 

Âyetin, bölünüp parçalanmayı bir felâket olarak gösteren kısmı özellikle mânidardır. Gerçekten, Allah’ı tanıyıp O’nun buyruk ve kanunları uyarınca hayatlarını düzenlemekten uzaklaşan toplumlar genellikle ortak inanç ve fikirlerden, istek ve ideallerden uzaklaşmakta, sonuçta bu farklı fikir ve isteklerin çatışması insanları fiilî çatışmalara, fitne ve fesada, nihayet savaşlara kadar götürmektedir ki, âyet-i kerîmede bu durum, insanların Allah’tan yüz çevirmelerinin, O’nu unutarak fâni şeyleri birer tanrı gibi kabul edip onların peşine takılmalarının, nihayet onları Allah’a eş ve ortak tutmalarının bir sonucu olarak gösterilmiştir. Öyle görülüyor ki, insanoğlu malın mülkün, şan ve şöhretin, ihtiras ve şehvetin ve nihayet hak yoldan saptıran sahte önderlerin esiri olmaktan, onlara tapmaktan kurtularak yalnız Allah’ı rab bilip sadece O’ndan yardım dilemediği, O’nun buyruklarını kesin kanunlar olarak tanıyıp bunları hayata hâkim kılmadığı sürece âyetlerde işaret edilen bu tehlikelere de müstahak olacak, bilinen ve bilinmeyen birçok felâkete, âyetteki deyimiyle azaba mâruz kalacak ve Allah’tan başka hiçbir güç, hiçbir zekâ, hatta Allah’ın kitabında yer alan “hikmet”ten nasipsiz olan bilim ve teknoloji de bu felâketleri önleyemeyecek; aksine hikmetten mahrum kaldığı sürece bilim ve teknoloji yeni felâketlere yol açacaktır. Bu bakımdan yukarıdaki âyetler bütün insanlara, insanlığın selâmeti için mutlaka dikkate alınması gereken bir uyarıdır. Dolayısıyla 65. âyetin sonunda “anlasınlar diye…” buyurulmuştur.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 420-421

 

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَاباً مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعاً وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  هُوَ الْقَادِرُ ’dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  الْقَادِرُ  haber olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel  عَلٰٓى  harf-i ceriyle ism-i fail  الْقَادِرُ ’ya mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَبْعَثَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. عَلَيْكُمْ car mecruru  يَبْعَثَ  fiiline mütealliktir.  عَذَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ فَوْقِكُمْ  car mecruru  عَذَاباً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. مِنْ تَحْتِ  car mecruru atıf harfi  اَوْ  ile  فَوْقِكُمْ ’e matuftur.  اَرْجُلِكُمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَلْبِسَكُمْ  atıf harfi اَوْ  ile  يَبْعَثَ  fiiline matuftur. 

يَلْبِسَكُمْ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  شِيَعاً  hal olup fetha ile mansubdur. يُذ۪يقَ  atıf harfi  وَ ’la  يَبْعَثَ  fiiline matuftur.  

يُذ۪يقَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. بَعْضَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَأْسَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. بَعْضٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُذ۪يقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ذوق ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ

 

Fiil cümlesidir. اُنْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. كَيْفَ  istifham ismi  نُصَرِّفُ  fiilinin hali olarak mahallen mansubdur.  

نُصَرِّفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. الْاٰيَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. 

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  يَفْقَهُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَفْقَهُونَ  fiili  نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

نُصَرِّفُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  صرف’dir. 

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَاباً مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعاً وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَاباً مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Haberin  الْ  takısıyla marife olması kasr ifadesinin yanında bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir. O, kadir olmaya tahsis edilmiştir. Yani azabı tekrar gönderme kudreti Allah Teâlâ’dan başkasında bulunmaz. هُوَ  mevsûf/maksûrun aleyh,  الْقَادِرُ sıfat/ maksûr olur. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

Müsnedin, müsnedün ileyhe kasrı söz konusudur. 

Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûfun manası; sıfatın bu mevsûftan başkasında bulunmadığının ifade edildiği şekildir. Ama aynı zamanda mevsufta başka sıfatların bulunduğunu da ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Yani azabı tekrar göndermek kudreti sadece Allah Teâlâ’da vardır, başkasında bu kudret yoktur, o halde putlardan korkmak gerekmez. Ve eğer kendileri için hayır isteselerdi, Cenab-ı Hakk’tan korkar ve O’nun rızası için ibadeti seçerlerdi. Kasr izafîdir. القادِرُ  kelimesindeki tarif, cins içindir. Çünkü Allah Teâlâ’dan başkasında böyle bir azap verme kudreti yoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki   يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَاباً مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ  cümlesi, masdar tevilinde, harf-i cerle ism-i fail olan الْقَادِرُ ‘ya mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْكُمْ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  عَذَاباً ’deki nekrelik nev, kıllet ve tazim ifade eder. Azabın tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. 

عَلَيْكُمْ  ifadesindeki istilâ manası taşıyan  عَلَيْ  harfinde istiare vardır. Çünkü istilâ; mülazemet gerektirir. Azap, o kimseleri kaplamış gibi ifade edilmiştir. İnsanlar binek yerine konmuştur. Sanki azap insanların üzerine binmiş, kontrol azabın elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Tezat nedeniyle  مِنْ فَوْقِكُمْ ‘e atfedilen  مِنْ تَحْتِ ‘den sonra  اَرْجُلِكُمْ ‘ün zikri, anlamı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ  ifadesi bütün yönlerden kinayedir.

Aynı üsluptaki müteakip  اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعاً  ve  وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ  cümleri, masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ  [kiminizin şiddetini kiminize tattırır] ifadesi tehekkümî istiaredir. Felaket, acı bir yiyeceğe benzetilip bu yiyecek hazf edilmiş, levazımı olan tatmak zikredilmiştir. Gerçek anlamda tatmak duyu organı ile algılamak demektir. Burada tatma fiili kişinin felaketi ne kadar kuvvetle hissettiğini ifade eder. Câmi’ hissetmektir.

فَوْقِكُمْ - تَحْتِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

شِيَعاً  , fiildeki mansub zamirden haldir. 

Allah’ın kudreti dahilinde olan şeylerin sayılması taksim sanatıdır.. 

بَعْضٍۜ - مِنْ - اَوْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

عَذَاباً - بَأْسَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

شِيَعاً; bir amaç, itikat veya heva konusunda bir araya gelmiş topluluk manasındaki şia’ (شيع) kelimesinin çoğuludur.

“Üstünüzden ve altınızdan” deyip sağı solu zikretmemesi cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel, ehemmi mühimme tercihle tağlîbdir. “Altından” demeyip “ayaklarınızın altından” denmesi tecessüm ve yakîn hasıl olması içindir. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an)

Burada maksat Allah Teâlâ’nın kudretini ilan etmek değildir. Bu zaten bilinen bir şeydir. Maksat; Allah’ın bilinen bu kudreti dolayısıyla kendisinden korkulması gerektiğidir. Haber mecaz-ı mürsel mürekkeb olarak veya terkibi kinaye şeklinde gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan  كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ  cümlesi,  اُنْظُرْ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Muzari fiil sıygasıyla gelerek hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

Soru ismi  كَيْفَ , haldir. كَيْفَ  sorusu şaşma ifadesi içindir. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb ve azarlama kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu için  اللّٰهُ  isminde tecrîd sanatı, istifhamda tecâhül-i arif sanatı vardır.


لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. لَعَلَّ nin haberi olan  يَفْقَهُونَ nin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

‘Umulur ki’ anlamında olan  لَعَلَّ  harfi, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘’...olsun diye, ...olması için’’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58) Bunlar sebep bildirir, (lam-ı ta’lil manasındadır). ‘’Bunları yapın ki, muttaki olabilesiniz’’ demektir.

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir, yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır, demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳa ʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad, takvalı olmaya teşviktir. Takvalı olmak; kuralları yerine getirmektir. En alt seviyesi Müslüman olmak, en üst derecesi ise her türlü şüpheli şeyden kaçınmak olarak tarif edilir.Takvalı olmak için kitaba ve hükümlerine sarılmak gerekir.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)