وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ ١١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 2 | خَلَقْنَاكُمْ | sizi yarattık |
|
| 3 | ثُمَّ | sonra |
|
| 4 | صَوَّرْنَاكُمْ | size biçim verdik |
|
| 5 | ثُمَّ | sonra da |
|
| 6 | قُلْنَا | dedik |
|
| 7 | لِلْمَلَائِكَةِ | meleklere |
|
| 8 | اسْجُدُوا | secde edin |
|
| 9 | لِادَمَ | Adem’e |
|
| 10 | فَسَجَدُوا | hepsi secde ettiler |
|
| 11 | إِلَّا | hariç |
|
| 12 | إِبْلِيسَ | İblis |
|
| 13 | لَمْ |
|
|
| 14 | يَكُنْ | o olmadı |
|
| 15 | مِنَ |
|
|
| 16 | السَّاجِدِينَ | secde edenlerden |
|
Sözlükte halk, “yaratma, yokluktan varlık alanına çıkarma”, tasvîr ise “bir şeye sûret ve şekil verme” demektir. Halk kelimesinin şekilsiz yaratmayı, tasvir kelimesinin ise bir tür kaosu kozmos haline getirmeyi ifade ettiği veya –daha özel olarak– bu iki kavramın anlam ilişkisi ve onların “sümme” edatıyla birbirine bağlanması, bu edatın ise olaylar arasındaki zaman (öncelik-sonralık) ilişkisi yanında mertebe ve gelişme seyrini de ifade etmesi dikkate alınarak âyette hem rüşeym (embriyon-oğulcuk) aşamasından başlayıp fizyolojik ve ruhsal bakımdan en yetkin haline ulaştığı aşamaya kadar her bir insanın gelişim sürecine hem de genel olarak insan türünün ilk yaratılıştan itibaren yaşadığı fizyolojik ve zihinsel gelişim sürecine işaret edildiği düşünülebilir. Âyetin devamından bu son anlamın daha ağırlıklı olduğu anlaşılmaktadır. Yok iken var olmak gibi insan ve insanlık hüviyetini kazanmak da bizâtihi hayır ve lutuf olduğu için insanlığın ulaştığı bu mazhariyet bilhassa müşriklere ve genel olarak insanlara hatırlatılarak lutuf sahibi olan Allah’ı gereği gibi tanıyıp kulluk etmeleri gerektiğine işaret buyurulmuştur. “Sonra da meleklere, ‘Âdem’e secde edin!’, diye emrettik” ifadesinden anlaşıldığına göre esas itibariyle Âdem’in yaratılması ve şekil kazanmasından bahsedilmekle birlikte, Allah onu, soyundan gelecek insanların genel bir örneği kıldığı, beşer cinsinin insanî özelliklerini nüve olarak onda halkettiği için âyetin başında bütün insanlara hitap edilmiştir.
Yüce Allah, Âdem ve onun temsil ettiği insan türünün şan ve şerefini göstermek üzere meleklere Âdem’e secde etmelerini buyurmuştur (geniş bilgi için bk. Bakara 2/34). Bu ifadeler, öncelikle münkir ve müşriklere yönelik bir uyarı mahiyetinde olduğuna göre, Allah’ın böylesine seçkin kılıp ikramda bulunduğu insanlardan bir kısmının O’nu tanımamaları, O’na ortak koşmaları ve buyruğuna karşı gelmelerinin ne büyük bir nankörlük olduğu hatırlatılmaktadır. Secde eden meleklerin “yer melekleri” olduğu, çünkü “gök melekleri”nin sadece Allah’a secde ettikleri (bk. Râzî, XIV, 30) veya bunların tabiat kuvvetleri olduğu (Ateş, III, 323) yolunda görüşler ileri sürülmüşse de, bize göre konu gayb âlemiyle ilgili olduğundan elde sağlam naklî delil bulunmadıkça belirleyici yorumlardan kaçınmak uygun olur. Âyette, secde eden meleklerden İblîs’in istisna edilmesinden, onun daha önce melekler arasında yer aldığı sonucunu çıkaranlar olmuşsa da (bk. Şevkânî, I, 71), Kehf sûresinde (18/50) onun vaktiyle cinlerden olduğu, Tahrîm sûresinde (66/6) ise meleklerin Allah’ın buyruklarına isyan etmeyecekleri bildirilmektedir. Buna göre, meleklerden farklı olarak İblîs’te arzu ve hevâsına uymayan buyruklara isyan etme yeteneği bulunmaktaydı. Kendisinden ilk defa o vakit arzusu hilâfına bir görevi yerine getirmesi istenmiş; o da bu buyruğa isyan etmiştir (Elmalılı, III, 2131; İbn Âşûr, VIII/2, 39. Secdenin anlamı ve mahiyeti hakkında bk. Bakara 2/34).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 505-506
بلس
Belese:
إبْلاسٌ aşırı ümitsizlikten kaynaklanan üzüntü ve kederdir. İfade edildiğine göre إبْلِيسٌ kelimesi de buradan türemiştir. Şiddetli ümitsizlik ya da sıkıntıya düştüğünden dolayı çoğunlukla suskun olması ve kendini ilgilendiren şeyleri unutması sebebiyle أبْلَسَ فُلانٌ denmiştir. مُبْلِسٌ ise şiddetli ümitsizliğe düşmüş olan kimsedir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 16 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekli İblistir.
(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
خَلَقْنَاكُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. صَوَّرْنَاكُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. لِلْمَلٰٓئِكَةِ car mecruru قُلْنَا fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, اسْجُدُوا لِاٰدَمَ ‘dir. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اسْجُدُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِاٰدَمَ car mecruru اسْجُدُوا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.
Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarife girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَوَّرْنَاكُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi صور ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَجَدُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّٓا istisna harfidir. اِبْل۪يسَ müstesna olup fetha ile mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَكُنْ nakıs, sükun üzere meczum muzari fiildir. يَكُنْ ’un ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنَ السَّاجِد۪ينَ car mecruru يَكُنْ ’un mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
السَّاجِد۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi سجد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan خَلَقْنَاكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Ayette fiillerin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Aynı üslupta gelen ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ve ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ cümleleri, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Her ikisi de müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan اسْجُدُوا لِاٰدَمَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
“Sizi yarattık sonra sizi şekillendirdik.” ibaresinde muzâf hazf edilmiştir. Ayetin takdiri, خَلَقْنَا آبَاءَكُم (Babalarınızı yarattık) şeklindedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ayet, Âdem’e ve onun zürriyetine bahşedilen ve hepsinin şükrünü mûcib pek büyük bir nimeti hatırlatır. Bu nimetin, yeryüzüne yerleştirilme ve hayati ihtiyaçları karşılama nimetinden sonra zikredilmesi, Ya önceki nimetin muhataplara intikalinin doğrudan doğruya, bu ikincisinin ise dolaylı olduğu içindir; Ya da her biri ayrı nimetler olup başlı başına şükrü gerektirdiği içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Burada خَلْق ve تَصْوِير ’den murad, Âdem’in yaratılması ve suretlendirilmesi kesin olmakla beraber bunların muhataplara nispet edilmesi, Âdem’in yaratılmasında ve suretlendirilmesinde onların da payı olduğuna işaret ederek minnetin hakkını vermek ve onlara şükrün vacip olduğunu vurgulamak içindir. Çünkü söz konusu خَلْق ve تَصْوِير ve meleklerin Âdem’e secde etmesi, sırf Hz. Âdem’e mahsus şeylerden değildir; fakat bu aynı zamanda bütün zürriyetine de şamil ve sâridir. Çünkü onun bütün zürriyeti de onun nevi ve şekli üzere yaratılmıştır. Bu itibarla Allah’ın ilk خَلْق ve تَصْوِير ’i, onlara da taalluk etmiştir. Yani “Biz, babanız Âdem’i önce suret ve şekli verilmemiş bir çamurdan yarattık. Sonra en güzel ve mükemmel biçimde onu suretlendirdik; ona verdiğimiz özellikler hepinize sirayet etti.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu cümledeki ثُمَّ [sonra] kelimesi, bu secde emrinin, Âdem’e tasvir ve tesviyeden sonra verildiğini gösterir. Ancak burada iki hadise arasında cereyan eden bir şeye değinilmemektedir. Esasen Bakara Suresi’nde beyan ettik ki bu, “Bir zaman Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti.” ayetlerinde zikredilen muhavereden sonra ortaya çıkan Âdem’in üstünlüğüdür. Bu da secde emrinin bağlandığı suret verilme ve ruh üfürülme şartlarına dahildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
المَلائِكَةِ kelimesindeki tarif, cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kur’an’da Hz. Âdem ve İblis kıssasının bildirildiği yedi yer vardır. Bil ki yüce Allah, Hz. Âdem kıssasını, Kur’an-ı Kerim’de yedi yerde İblis kıssası ile beraber zikretmiştir. Bunlardan birincisi Bakara Suresi’nde, ikincisi bu surede, üçüncüsü Hicr, dördüncüsü Benî İsrail (İsra), beşincisi Kehf, altıncısı Ta-Ha ve yedincisi de Sad Suresi’ndedir. Bunu iyice kavradığın zaman biz deriz ki: Bu ayetle ilgili şöyle bir soru bulunmaktadır: Hakk Teâlâ’nın, “Celalim hakkı için sizi yarattık, sonra size suret verdik…” buyruğu, bu hitaba muhatap olanların, bizler olduğunu ifade eder. Daha sonra ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ [Sonra da meleklere, “Âdem’e secde edin.” dedik.] buyurulmuştur. Bu ifadenin başındaki ثُمَّ edatı terahî (sonralık) manasını ifade eder. Bundan dolayı ayetin zahiri, Cenab-ı Hakk’ın, meleklere Hz. Âdem’e secde etmeleriyle ilgili emrinin, O’nun, bizi yaratıp şekil vermesinden sonra olmasını iktiza eder. Halbuki durumun hiç de böyle olmadığı malumdur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. Âdem’e Secde Etmenin Manası: Biz, Bakara Suresi’nde, bu secde etmek hususunda üç görüş bulunduğunu anlatmıştık.
Bunlardan biri şudur: Bu secde etmekten murad, bizzat secdenin kendisi değil, sadece tazim ve saygıdır.
İkincisi şudur: Bundan maksat, bizzat secde etmektir. Ancak ne var ki secde edilen zat Allah Teâlâ’dır, Âdem ise bir kıble durumundadır.
Üçüncüsü de şudur: Secde edilen, bizzat Hz. Âdem’dir. Yine biz, alimlerin, Allah’ın Âdem’e secde etmelerini emrettiği meleklerin gök ve arş melekleri mi yoksa yerdeki melekler mi oldukları hususunda ihtilaf ettiklerinden de bahsetmiştik. Dolayısıyla bu hususta ihtilaf bulunmaktadır. İşte bu konular, Bakara Suresi’nde anlatılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ
Cümle tertip bildiren فَ ile قُلْنَا ’ya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır . اِلَّٓا , istisna edatıdır. اِبْل۪يسَ müstesnadır.
سجد kelimesinin yakın anlamı ‘secde etmek, tapmak’ demektir. Fakat burada meleklerin Rabbimizin emrine itaat edip boyun eğdikleri kastedilmektedir ki bu da kelimenin ikinci ve uzak anlamıdır. Dolayısıyla tevriye vardır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
Secde; boyun eğmek, emrine amade olmak, saygı duymak vs.’dir.
İblis kelimesinin Kur’an’da geçtiği yerler, şeytanın secde ile emr olunup itaat etmediği yerlerdir. Bu kıssa Kur’an’da bir çok yerde anlatılmıştır.
İblis’in istisnası muttasıl (aynı cinsten olanlar) değil, munkatı’ (ayrı cinsten olanlar) istisna olabilir.
Burada İblis, meleklerden istisna edilmiştir, çünkü o, önceleri binlerce melek arasında bulunuyordu ve meleklerin sıfatlarını taşıyordu. İşte bundan dolayı o da meleklerden sayıldı ve onlardan biri gibi istisna edildi. Ya da meleklerin, doğup çoğalan ve cin ismi verilen özel bir cinsi vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Hasan el-Basrî şöyle demektedir: “İblis meleklerden değildir; çünkü o, ateşten, melekler ise nurdan yaratılmışlardır. Melekler, Allah’a ibadet etmekten asla kaçınmaz büyüklenmezler, yorulmazlar ve isyan etmezler... Halbuki İblis böyle değildir. O, isyan etmiş ve büyüklenmiştir. Melekler, cinlerden değildir. Halbuki İblis, cinlerdendir. Melekler, Allah’ın elçileridir. İblis ise böyle değildir. İblis, tıpkı Hz. Âdem’in insanlardan ilk yaratılanı ve onların atası olması gibi cinlerden ilk yaratılanı ve onların atasıdır.” Hasan el-Basrî sözüne devamla şöyle der: “Meleklerle birlikte İblis de secde etmekle emrolununca Allah onu istisna etmiştir. İblis’in adı daha başka bir şey idi. Fakat İblis, Allah’a isyan edince Allah onu bu ad ile isimlendirdi. O, Rabbine isyan edinceye dek mümin idi ve göklerde ibadet ediyordu. İsyan edince de yere indirildi.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
اِلَّٓا اِبْل۪يسَ ifadesi muttasıl istisnadır. Çünkü İblis, binlerce melek içerisinde tek kalmış bir cindir. Bu sebeple, tağlîb kullanımı gereği önce فَسَجَدُٓوا [secde ettiler] denilmiş, ardından da tek bir şeyin istisnası kabilinden olmak üzere اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ ifadesiyle İblis istisna edilmiştir. Bu istisnanın munkatı’ istisna olarak düşünülmesi de mümkündür.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl,Bakara / 34)
لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ cümlesi, beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Menfi muzari sıygadaki nakıs fiil كَان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ السَّاجِد۪ينَ car mecruru كَانَ ‘ nin mahzuf haberine mütealliktir.
سَجَدُٓوا - السَّاجِد۪ينَ - اسْجُدُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِبْل۪يسَ - لِلْمَلٰٓئِكَةِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ bu cümle, istisnadan anlaşılan secde etmeyişin keyfiyetini açıklar. Çünkü hemen secde etmemek, düşünmek için de olabilir ve secde sonradan gerçekleşebilir. İşte bu kelamla anlaşılıyor ki İblis, hiçbir zaman Âdem’e secde etmemiştir. İblis’in istisnası, muttasıl (aynı cinsten olan) ların istisnası kabilinden değil de munkatı’ (ayrı cinsten olan)ların istisnası kabilinden olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)