قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ١٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | مَا | nedir? |
|
| 3 | مَنَعَكَ | seni alıkoyan |
|
| 4 | أَلَّا |
|
|
| 5 | تَسْجُدَ | secde etmekten |
|
| 6 | إِذْ | zaman |
|
| 7 | أَمَرْتُكَ | sana emrettiğim |
|
| 8 | قَالَ | dedi |
|
| 9 | أَنَا | ben |
|
| 10 | خَيْرٌ | hayırlıyım |
|
| 11 | مِنْهُ | ondan |
|
| 12 | خَلَقْتَنِي | beni yarattın |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | نَارٍ | ateşten |
|
| 15 | وَخَلَقْتَهُ | onu ise yarattın |
|
| 16 | مِنْ |
|
|
| 17 | طِينٍ | çamurdan |
|
Yüce Allah’ın, İblîs’i hemen rahmetinden kovmayıp isyan etmesinin sebebini sorması, savunmayı herkes için bir hak olarak tanıdığını gösterir. İblîs, kendisinin ateşten, Âdem’in ise topraktan yaratıldığı, şu halde kendisinin ondan daha değerli olduğu şeklinde bir istidlâlde bulunmuşsa da, gerçekte birçok bakımdan isabetsiz olan (ayrıntısı için bk. Elmalılı, III, 2130-2134) bu gerekçe haklı görülmemiş ve İblîs bulunduğu makamdan kovulmuştur. Burada İblîs’in kibre kapıldığına ve bunun cezası olarak aşağılıklardan biri haline getirildiğine bilhassa dikkat çekilmektedir.
Müfessirler, 13. âyetteki “in oradan!” ifadesiyle kastedilen yer konusunda farklı görüşler üzerinde durmuşlardır. İbn Abbas’a isnad edilen bir rivayete dayanılarak buranın cennet olduğu söylenmiştir. Daha güçlü bir görüşe göre orası semâdır. Burayı “melekler katı” diye anlayanlar da olmuştur (Râzî, XIV, 33; Şevkânî, II, 220).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 506
قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, مَا مَنَعَكَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. مَنَعَكَ cümlesi, مَا ’nın haberi olarak mahallen merfûdur.
مَنَعَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ masdar harfidir. لَا zaid harftir. اَنْ ve masdar-ı müevvel مَنَعَ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
تَسْجُدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. اِذْ zaman zarfı تَسْجُدَ fiiline mütealliktir. اَمَرْتُكَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَمَرْتُكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.
a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.
b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.
c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.
d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur. مِنْهُ car mecruru خَيْرٌ ‘ e mütealliktir.
خَيْرٌ kelimesi ismi tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ
Fiil cümlesidir. خَلَقْتَن۪ي sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ muttasıl zamir fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ نَارٍ car mecruru خَلَقْتَن۪ي fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَلَقْتَهُ sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ muttasıl zamir fail olarak mahallen merfûdur.Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ ط۪ينٍ car mecruru خَلَقْتَهُ fiiline mütealliktir.
قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bu ayette, önceki ayetteki azamet zamirinden gaib zamirine iltifat sanatı vardır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca mütekellim Allah Teâlâ olduğu için soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İstifham ismi مَا mübteda, مَنَعَكَ haberidir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اَلَّا edatı, masdar harfi أَنْ ve nefy harfi لاَ ’dan müteşekkildir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ cümlesi, masdar teviliyle مَنَعَكَ fiilinin ikinci mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan اَمَرْتُكَ cümlesi, تَسْجُدَ fiiline müteallik zaman zarfı اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.
Şayet “Neden onu secdeden alıkoyan şeyin ne olduğunu sormuştur, onu zaten biliyor değil midir?” dersen şöyle derim: Bunu, onu kınamak ve inatçılığını, küfrünü, kibrini, aslı ile iftihar edişini, Âdem’in aslını küçük görüşünü, Rabbinin emrine muhalefet etmiş olduğunu, faziletçe daha üstün olanın altta olana secde etmesinin yanlış olduğunu düşünmekle kendisine verilmiş ilâhî emrin kendisi için vâcip olmadığına inandığını göstermek için söylemiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. İblisin sözleri kizbî haberdir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üsluptaki وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ cümlesi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İblisin kıyası yanlıştır. Ateş ile toprak arasındaki üstünlüğü neye göre yapmıştır? Kibir; başkasını küçük görmektir.
قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ [“Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın.” dedi.] ifadesinde cem’ ma’at-tefrîk sanatı vardır. Cem’ ma’at-tefrîk: Önce iki şey bir hükümde birleştirilir, sonra farklılıkları zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
ط۪ينٍ ve نَارٍ kelimelerindeki nekrelik cins içindir.
خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ ve خَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ cümleleri arasında mukabele, نَارٍ - ط۪ينٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قَالَ - خَلَقْتَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Şayet “ İblis’in ‘seni alıkoyan nedir?’ şeklindeki soruya cevap olarak ‘Çünkü ben ondan daha hayırlıyım.’ şeklinde cevap vermesi nasıl söz konusu olabilir? Zira bu soruya cevap olarak, ‘Beni falan şey alıkoydu.’ demesi gerekmez miydi?” dersen, şöyle derim: Aslında “Ben ondan daha hayırlıyım.” sözüyle yeni bir anlatım başlamıştır yani bu, o soruya cevap değildir ve bu anlatımda İblis kendisinin Âdem’den daha üstün olduğunu bildirmekte ve bu üstünlüğün nedenini ifade etmektedir ki bu da onun aslının ateş, Âdem’in aslının ise çamur olmasıdır. Bu ifadeden, hem o sorunun cevabı hem de daha fazlası anlaşılmaktadır yani emri yadırgamakta ve kendisi gibi bir varlığın Âdem gibi bir varlığa secde etmekle memur olmasını uzak görmektedir. Adeta “Bu sıfatlara sahip birine böyle bir emir vermek olacak şey değil!” demiş olmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu olay hikâye edilirken değişik ibarelerin kullanılmasından anlaşıldığına göre melûn İblis, bir günah içinde üç hata işlemiştir. Şöyle ki: 1. Emre muhalefet etmek, 2. Cemaatten ayrılmak ve Allah Teâlâ'ya çok yakın melekler sınıfı içinde olmaktan kaçınmak, 3. Büyüklük taslayıp Âdem'i tahkir etmek.
İblis, o zaman bunların her biri için kınanmıştır; ancak her hikaye edilişte, başka biri zikredilmiştir.
Her yerde hepsinin zikredilmemesi, kınanması için her birinin yeterli ve onun yaptığının batıl olduğunu göstermek içindir. İblis'in kınanmasının hikâye edilmesi, Bakara, İsra, Kehf, Tâ-Hâ Surelerinde hiç zikredilmemiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bundan anlaşılır ki alim geçinenlerin bir çoğunda görülebilen sadece maddeye yöneliş (maddecilik) İblis’in mesleklerinden bir meslektir. İşte yukarıda işaret edildiği üzere bu yanlış görüşüyledir ki İblis, “Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” küçük önermesi altında; “Ateş çamurdan üstündür, üstün olandan yaratılan da üstündür.” diye iki gizli büyük önermeye işaret ederek, bunları birer açık gerçek ve müselleme (yardımcı teorem) gibi varsaymış ve bundan “Ben ondan daha hayırlıyım.” sonucunu çıkarmak istemiştir. Oysa ikinci önerme toptan doğru olmadığı gibi birinci önerme de mutlak olarak doğru değildir. Gerçekte genellikle yaratılış bakımından ikisi de mahluk olmak ve yaratıcının hükmüne mahkum bulunmak bakımından eşit olduktan başka özellik bakımından da toprağa mahsus özellikler, ateşe mahsus özelliklerden daha kapsamlı ve üstündür. Hele ahlakî bir temsil ile düşünüldüğü zaman ateşin hafifliğine, hiddet ve şiddetine, telaş ve ızdırabına, kibire eğilimli ve yayılmacı olmasına karşılık toprağın vakar ve sakinliği, sabır ve dayanıklılığı, sebatı, yumuşaklığı, haya ve cömertliği, seçkinlik ve olgunlaşma yeteneği ne kadar yüksektir. İblis gerek bilgi edinme noksanlığından, gerek anlayışındaki bozukluktan yani bilgiyi haktan değil nefsinden almak davasında bulunduğundan dolayı bunda da yanlışa düşmüştür. Ve yine bu yanlış iledir ki Âdem’i sırf çamur, kendisini sırf bir ateş seviyesinde mukayese etmiş, çamurdan yaratılan Âdem’in Allah’ın seçkin kılması ile çamurdan büsbütün başka şerefli bir duruma yükseleceğini, kendisinin de ateşten büsbütün başka bir lanete uğrayacağını anlayamamıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)