A'râf Sûresi 114. Ayet

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ  ١١٤

Firavun, “Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 نَعَمْ evet
3 وَإِنَّكُمْ hem de siz
4 لَمِنَ olanlardansınız
5 الْمُقَرَّبِينَ yakınlar(ım) ق ر ب
 

Danışmanlarının teklifi üzerine Firavun tarafından celbedilen sihirbazların ondan ödül beklediklerini açıklamaları, onların hem yüksek bir itibara sahip bulunduklarını hem de sihirdeki ustalıklarıyla Mûsâ’yı mağlûp edeceklerinden emin olduklarını (İbn Âşûr, IX, 46), Firavun’un onlara beklediklerinden daha fazlasını vaad etmesi de onun her şeye rağmen Hz. Mûsâ’nın başarılı olmasından duyduğu endişeyi gösterir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 568

 

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  نَعَمْ  cevab harfidir. Mekulül kavli, cevab harfinden sonra gelen mukadder cümledir. Takdiri;  نعم إنّكم مأجورون (Evet, muhakkak ki size ücret verilecektir.) şeklindedir.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كُمْ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

الْمُقَرَّب۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur.


قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ
 

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli, mahzuftur.  نَعَمْ  kelimesi, takdiri  إنّكم مأجورون  (Muhakkak mükâfatlandırılacaksınız.) olan cümlenin yerine gelmiştir.

وَاِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la mahzuf mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Cümle  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi, ve lam-ı muzahlaka olmak üzere birden fazla tekit içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ’nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِینَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

Burada sihirbazların kalplerindeki şüpheyi gidermek için cümle  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiştir. 

Şayet ayetteki, “Siz muhakkak ki (benim) en yakınlarımdan olacaksınız.” ifadesi, matuftur (bir başka söz üzerine atfedilmektedir). “O halde matufun aleyh olan kelime hangisidir?” denilirse mahzuf olan bir söze atfedilmiş olup cevap verme edatı olan “evet” kelimesi, o sözün yerini tutmuştur. Sanki Firavun, onların “Elbet bize bir mükâfat var değil mi?” şeklindeki sözlerine cevap vererek, “Evet, sizin için muhakkak bir mükâfat var ve siz muhakkak ki en yakınlarımdan olacaksınız.” demiştir. Yani Firavun, “Size sadece mükâfat vermekle yetinmeyip fazlasını da vereceğim. Bu fazlalık da benim sizi katımda en yakınlarımdan kılmamdır.” demek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)