A'râf Sûresi 117. Ayet

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ  ١١٧

Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَوْحَيْنَا ve biz de vahyettik و ح ي
2 إِلَىٰ
3 مُوسَىٰ Musa’ya
4 أَنْ diye
5 أَلْقِ at ل ق ي
6 عَصَاكَ Asanı ع ص و
7 فَإِذَا (bir de baktılar ki)
8 هِيَ o
9 تَلْقَفُ yakalayıp yutuyor ل ق ف
10 مَا şeyleri
11 يَأْفِكُونَ onların uydurdukları ا ف ك
 

Hz. Mûsâ’ya Allah tarafından “Asânı at!” buyurulması, onun sergilediği hadisenin, bizâtihî kendisinin bir gösterisi veya bir büyüsü olmayıp Allah’ın iradesi uyarınca gerçekleşen bir mûcize olduğuna; ejderha haline dönüşen asânın yuttuğu şeylerden “onların uydurdukları şeyler” diye söz edilmesi de Firavun’un sihirbazlarınca sergilenen sihrin asılsızlığına işaret eder. Nitekim 118. âyette “Böylece gerçek ortaya çıktı…” buyurulmakla da sihirbazların gösterilerinin asılsız, Mûsâ’nın mûcizesinin de gerçekten vuku bulmuş bir hadise olduğu ifade edilmiştir. Âyetteki “batala” fiili de sihirbazların yaptıklarının hem asılsız olduğunu, yani gerçekten vuku bulmuş bir olay değil, aksine bir aldatmaca olduğunu hem de Firavun’un beklediği sonucu vermediğini göstermektedir. 119. âyette bunun bir yenilgi olduğu, Firavun ve adamlarının bu yenilgiyi kabul ederek küçük düşmüş bir vaziyette gösteri alanından çekildikleri bildirilmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 570

 

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اَوْحَيْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى مُوسٰٓى  car mecruru  اَوْحَيْنَٓا  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan elif üzere mukadder fetha ile mecrurdur. 

اَنْ  tefsiriyye harfidir. اَلْقِ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

عَصَاكَ  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Gayr-ı munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayr-ı munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayr-ı munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.

Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْحَيْنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir. 

اَلْقِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ‘dir.

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile mahzuf cümleye matuftur. Takdiri; فألقاها فإذا هي تلقف (Onu attılar. Bir de ne görsünler, … yutuyor!) şeklindedir.

اِذَا  mufacee harfidir. اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur. Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. تَلْقَفُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.

تَلْقَفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَأْفِكُونَ  ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.

يَأْفِكُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَۚ

و , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَوْحَيْنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Tefsiriyye olan  اَنْ ’i takip eden  اَلْقِ عَصَاكَ  cümlesi masdar tevilindedir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

عَصَاكَ  şeklindeki izafet kısa yoldan izah ve muzafın şanı içindir.

Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

 فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ

Cümle, takdiri  فألقاها  (Hemen onu attı.) olan cümleye  فَ  ile atfedilmiştir.  وَاَوْحَيْنَٓا  cümlesine matuf olan mukadder cümlenin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümleye dahil olan  اِذَا , müfacee harfidir. Aniden olan beklenmedik durumları ifade eder. Özellikle  فَ  ile birlikte kullanıldığı zaman, ‘ansızın, bir de bakarsın ki hayret verici bir durum’ anlamı verir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Haber olan  تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَلْقَفُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  يَأْفِكُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

لقف  fiili, becerikli bir şekilde birinin elinden almak, kapmak demektir.

التَّلَقُّفُ  kelimesi, yutmak manasındaki  اللَّقْفِ  fiilinin mübalağalı halidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cumhur  ق  harfini şeddeli olarak  تَلَقَّفَ  şeklinde okumuştur ki bunun aslı  تَتَلَقَّفُ’dur. Yani gücünüz yettiğince mübalağalı olarak onu yutun demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Muzari olarak gelen  تَلَقَّفُ  ve  يَأْفِيكُون  sıygaları muhteşem görüntünün canlanmasıyla yenilenme ve tekrara delalet eder. Yani iftiraları yenilendiğinde ve tekrarlandığında bu olay da tekrarlanır. Sihirlerinin  إفْكً  olarak adlandırılması, sihir olmadığının ve bunun sadece bir yanılsama ve kamuflaj olduğunun kanıtıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مَا يَأْفِكُونَ  [onların uydurduklarını] ifadesindeki  مَا, ism-i mevsūl ya da masdariyyedir.  مَا يَأْفِكُونَ  “Sayesinde hakkı batıla çevirdikleri, yalanı gerçek gibi gösterdikleri şeyleri” demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hakk’ın, “onların uydurup düzdükleri şeyleri” buyruğuna gelince bu hususta da şu iki izah yapılmıştır:

a. Arapçada  أْفِكُ (ifk), bir şeyi olduğu durumdan çevirip başka türlü göstermektir. Yalana, “ifk” adının verilmesi de bundan ileri gelir. Zira yalan da hakikatin tersyüz edilmiş şeklidir. İbni Abbas (r.a.), Cenab-ı Hakk’ın  يَأْفِكُونَۚ  tabiriyle “yalan olarak yaptıkları o şeyi…” manasını kastettiği söylemiştir. Buna göre mana, “Asa, onların, haktan batıla döndürerek gerçekmiş gibi gösterdikleri, allayıp pulladıkları o şeyi yuttu.” şeklinde olur. Mananın böyle olması halinde  مَا يَأْفِكُونَ  ifadesinin başındaki  مَا  ism-i mevsûl olur.

b. Bu ifadenin başındaki  مَا’nın, masdariyye olmasıdır. Buna göre kelamın takdiri, “Bir de ne görsünler, o ejderha onların yalanlarını yutuyor!” şeklinde olur. Böylece de ism-i mef'ûl masdar manasında kullanılmış olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)