A'râf Sûresi 116. Ayet

قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ  ١١٦

(Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 أَلْقُوا siz atın ل ق ي
3 فَلَمَّا ne zaman ki
4 أَلْقَوْا atınca ل ق ي
5 سَحَرُوا büyülediler س ح ر
6 أَعْيُنَ gözlerini ع ي ن
7 النَّاسِ insanların ن و س
8 وَاسْتَرْهَبُوهُمْ ve onları ürküttüler ر ه ب
9 وَجَاءُوا ve getirdiler ج ي ا
10 بِسِحْرٍ bir büyü س ح ر
11 عَظِيمٍ büyük ع ظ م
 

Gösteri alanına, sihir aletleri olan sopaları ve ipleriyle gelen sihirbazlar, ustalıklarına güvendikleri ve kazanacaklarından emin oldukları için, gösteriye kimin önce başlayacağı hususundaki seçme hakkını, kendileri gibi bir sihirbaz olduğunu düşündükleri Hz. Mûsâ’ya bıraktılar. Buna karşılık Mûsâ’nın “Siz atın” şeklinde kesin bir cevapla mukabele etmesi de onun Allah’ın izniyle başarılı olacağına güvendiğini göstermektedir. 

 

Bazı tefsirlerde ve kısas-ı enbiyâ kitaplarında büyücülerin sayıları hakkında, 72 ile 200 küsur bin arasında değişen rakamlar verilmekteyse de İbn Atıyye’nin de ifade ettiği gibi (VII, 131) bu açıklamaların hepsi dayanaksızdır. Bununla birlikte 112. âyet sihirbazların sayılarının çokluğuna işaret etmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 569-570

 

 

قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mekulü’l kavli,  اَلْقُوا ‘dur. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَلْقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَلْقَوْا  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَلْقَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı  سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ ‘dir.  

سَحَرُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَعْيُنَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّاسِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اسْتَرْهَبُوهُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  سَحَرُٓوا ‘ye matuftur.  

اسْتَرْهَبُوهُمْ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  سَحَرُٓوا ‘ye matuftur.  

جَٓاؤُ۫  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِسِحْرٍ  car mecruru جَٓاؤُ۫  fiiline mütealliktir.  عَظ۪يمٍ  kelimesi  سِحْرٍ ‘ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اسْتَرْهَبُوهُمْ  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi  رهب ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar. 

عَظ۪يمٍ  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اَلْقُواۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَلْقُوا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

 

فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ

 

Şart üslubunda gelen terkip hükümde ortaklık nedeniyle, فَ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَلْقَوْا  şart cümlesi, لَمَّا ’ nın muzâfun ileyhidir.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَعْيُنَ  kelimesi, cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürseldir. Sihrin gözlere nispet edilmesi mecazî isnaddır. Asıl etkilenen bakanların idrakidir.

Aynı üslupta gelen  وَاسْتَرْهَبُوهُمْ  ve  وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ  cümleleri şartın cevabına atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Matufun aleyh ile aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

عَظ۪يمٍ  kelimesi  سِحْرٍ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَلْقُواۚ - اَلْقَوْا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

سِحْرٍ  kelimesindeki nekrelik tazim içindir. Arkadan gelen  عَظ۪يمٍ  sıfatı da bu manayı tekid eder. 

فَلَمّا ألْقَوْا  cümlesi îcaz için hazfedilmiş  فَألْقَوْا  şeklinde takdir edilen bir cümleye matuftur. Çünkü  فَلَمّا ألْقَوْا  sözü bu mahzufa delalet eder. Açıkça anlaşıldığı için mef’ûlun bih mahzuftur. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

سَحَرُوا أعْيُنَ النّاسِ  [İnsanların gözlerini büyülediler] cümlesinin manası: “Attıkları şeyin hayal ettirmesi ve göz bağlayıcılığı dolayısıyla sihir onları etkiledi.” şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الِاسْتِرْهابُ  korkutmak istemektir. Yani onlar izleyenleri korkutarak etkisi altına alan başka şeylerle de sihri desteklemişlerdir. Böylece kalplerindeki hayaller daha fazla yerleşmiş, kök salmıştır. Bunlar;  خُذُوا حِذْرَكم، وحاذِرُوا، ولا تَقْتَرِبُوا، وسَيَقَعُ شَيْءٌ عَظِيمٌ، وسَيَحْضُرُ كَبِيرُ السَّحَرَةِ  veya dedikodular, çığlıklar ve gariplikler gibi korkunç şeylerin olacağını vehmettiren sözler ve fiillerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

اسْتَرْهَبُوهم  kelimesinin başındaki  س  ve  ت  harfleri tekid içindir. Yani  اسْتَكْبَرَ واسْتَجابَ  fiillerindeki gibi onları şiddetle korkut demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sihrin azim olmakla vasıflanması, sihirbazların yaptığı en büyük sihirlerden biri olması dolayısıyladır. Çünkü ülkede yayılmış olarak farklı yerlerde bulunan sihirbazlar bir araya toplanmış ve gizli sanrılarla sebepleri halktan gizli olan büyük bir sihir yapmışlardır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)