ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ ١٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | ثُمَّ | sonra |
|
| 2 | لَاتِيَنَّهُمْ | onlara sokulacağım |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | بَيْنِ |
|
|
| 5 | أَيْدِيهِمْ | önlerinden |
|
| 6 | وَمِنْ | ce |
|
| 7 | خَلْفِهِمْ | arkalarından |
|
| 8 | وَعَنْ | ve |
|
| 9 | أَيْمَانِهِمْ | sağlarından |
|
| 10 | وَعَنْ | ve |
|
| 11 | شَمَائِلِهِمْ | sollarından |
|
| 12 | وَلَا | ve |
|
| 13 | تَجِدُ | bulmayacaksın |
|
| 14 | أَكْثَرَهُمْ | çoklarını |
|
| 15 | شَاكِرِينَ | şükredenlerden |
|
“Seytanın en büyük saldırısı”
(Nouman Ali Khan)
ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
اٰتِيَنَّهُمْ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ بَيْنِ car mecruru اٰتِيَنَّهُمْ fiiline mütealliktir. اَيْد۪يهِمْ muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ خَلْفِهِمْ car mecruru اٰتِيَنَّهُمْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْ kelimeleri atıf harfi وَ ’la خَلْفِهِمْ ‘e matuftur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَجِدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
اَكْثَرَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَاكِر۪ينَ hal olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَاكِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi شكر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ
İblisin sözlerinin devamı olan ayet, tertip ve mühlet ifade eden ثُمَّ ile önceki ayetteki kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Ayetin ilk cümlesi mukadder kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem, kasemin cevabının başına gelen lam ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sağ-sol ön ve arka yönleri, bütün yönlerden kinayedir.
بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ - خَلْفِهِمْ ve اَيْمَانِهِمْ - شَمَٓائِلِهِمْۜ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Şayet “Neden ْمِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ [önlerinden ve arkalarından] ifadesinden ibtida harfi olan مِنْ harfi ve اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ , [sağlarından ve sollarından] ifadesinde ise mücaveze (geçme, aşma) anlamı veren عَنْ kullanılmıştır?” dersen şöyle derim: Fiil mef‘ûlün fîh alırken nasıl harf-i cer ile alıyorsa mef‘ûlün bih alırken de öyle olur. Nasıl ki fiiller mef‘ûl alırken kullanılan harf-i cerler (hurûf-u teaddî) mef‘ûlün fîh alınırken farklılık arz ediyorsa mef‘ûlün bih alırken de farklılık arz eder. Bu, kıyas yolu ile değil, ancak öncekilerden işitme yoluyla alınıp öğrenilecek bir dil meselesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
İblis, mümkün olan her yönden sokulup insanları azdırma ve saptırma azmini, düşmanın dört yandan saldırmasına benzetmiştir.İşte bundan dolayıdır ki yukarı ve aşağı yönler zikredilmemiştir.
Rivayete göre İbni Abbas şöyle demiştir: “Önlerinden ahiret; arkalarından dünya;
sağlarından ve sollarından da iyilik ve kötülük cihetlerinden demektir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ
Ayetin son cümlesi kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır. Menfi muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
شَاكِر۪ينَ kelimesi haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
İblis bunu zan olarak söylemiştir, bunun delili ise [Gerçek şu ki İblis, onlar hakkındaki zannında doğru çıkmış; (müminlerden bir grup hariç) ona uymuşlardı. (Sebe Suresi, 20)] ayetidir. Bir görüşe göre İblis bunu, durumu Allah Teâlâ’nın bildirmesi ile öğrenen meleklerden duymuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Şükretmemek şeytanın bizim üzerimizdeki otoritesini gösterir.