اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ ١٩١
Müşriklerin tevhid ilkesine aykırı her türlü inançlarını çürüten kanıtların ortaya konduğu bu iki âyette ulûhiyyetin en başta gelen üç özelliğinin söz konusu edildiği görülmektedir: Yaratıcılık, lutufkârlık ve kendi kendine yeterlilik. Öncelikle –başka bir şeyi yaratmak şöyle dursun– kendisi yaratılmış olan bir varlık Tanrı olamaz; ikinci olarak Allah, her türlü yardım taleplerine cevap verecek kadar zengin, lutufkâr, cömert ve merhametlidir. O’nun dışında hiçbir varlık bu yetkinliklere sahip olamadığı için tanrılığa da lâyık olamaz. Nihayet kendi kendine yeterli olup hiçbir yönden başka herhangi bir varlığın yardım ve desteğine muhtaç olmayan tek varlık Allah Teâlâ olup O’nun dışında her varlık bizzat kendisine bile yardım etmekten âciz olduğuna, şu halde kendi kendine yeterli olmadığına göre bu varlıklara tanrılık vasfı da kesinlikle yüklenemez. Böylece âyetlerdeki bu üç kanıt ile putperestlik inancının tamamıyla akıl ve mantık temelinden yoksun olduğu açıkça ortaya konmuş bulunmaktadır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 645
اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. يُشْرِكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يَخْلُقُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَخْلُقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. شَيْـٔاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. هُمْ يُخْلَقُونَ cümlesi, يَخْلُقُ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يُخْلَقُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يُخْلَقُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُشْرِكُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
يُخْلَقُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خلف ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tevbih, kınama ve taaccüb manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَيُشْرِكُونَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan لَا يَخْلُقُ شَيْـٔاً cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl olan شَيْـٔاً ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
Hal و ’ıyla gelen وَهُمْ يُخْلَقُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eden tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
يُخْلَقُونَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
لَا يَخْلُقُ شَيْـٔاً cümlesiyle وَهُمْ يُخْلَقُونَۘ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
İbadet edilecek varlığın en önemli özelliği yaratmaktır. Yaratmak, ilâhlığın olmazsa olmaz şartıdır.
يَخْلُقُ - يُخْلَقُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَا يَخْلُقُ - يُخْلَقُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette kelâmcıların usûlünce kesin aklî delîllerle konuşmak olarak tarif edilen mezheb-i kelâmî sanatı vardır.
Bu ayetin maksadı, putların ilâh olamayacağına delil getirmektir. O halde ayetteki, “Kendileri yaratılmış oldukları halde hiçbir şeyi yaratamayanları, Allah’a şirk mi koşuyorlar?” buyruğu “Onlar, kendileri mahluk olup hiçbir şeyi yaratmaya kadir olamayan o putlara mı ibadet ediyorlar?” demektir. Buna göre eğer “Cenab-ı Allah, niçin ayette birinci fiili, يَخْلُقُ (yarattı) şeklinde müfred; ikincisini يُخْلَقُونَۘ (yaratılmışlar) şeklinde cemi olarak getirmiştir? Hem sonra Cenab-ı Hakk nasıl, insanların dışında bir varlık grubu için cemi müzekker sıygasını kullanmıştır?” denilirse birincisine şu şekilde cevap verebiliriz: مَٓا edatı, hem müfred hem tesniye hem de çoğul için kullanılır. Binaenaleyh bu edat lafzı itibariyle müfred, manası itibariyle cemi olan lafızlardandır. Böylece Allah Teâlâ her iki yönü de nazar-ı dikkate alarak lafzın zahiri itibariyle يَخْلُقُ şeklinde müfred; manası itibariyle de يُخْلَقُونَۘ şeklinde cemi fiil getirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayet, onların Allah’a ortak koştukları şeylerin ölümlü olduklarını beyan suretiyle bütün müşrikleri kınamak, mutlak olarak onların ortak koşmalarını kınamak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
يُشْرِكُونَ şeklindeki muzari fiil, onlardaki bu şirkin teceddüdüne delalet eder. ما لا يَخْلُقُ ifadesindeki nefy de aynı şekilde yaratamıyor olmanın teceddüdüne delalet eder. Teceddüt manasına delalet eden asıl şey müsnedin fiil olmasıdır. Teceddüt; müsnedin müsnedün ileyh için yeniden meydana gelmesidir. Sadece sabit duruma gelmek manasını ifade etmez. Geçmişte yaratamadıklarını ve gelecekte de yaratamayacaklarını ifade eder. Çünkü yaratma sıfatı onlar için sabit olsaydı hem geçmişte, hem şimdiki zamanda, hem de gelecekte sabit olurdu. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)