A'râf Sûresi 35. Ayet

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ٣٥

Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا بَنِي oğulları ب ن ي
2 ادَمَ Adem
3 إِمَّا eğer
4 يَأْتِيَنَّكُمْ size gelirse ا ت ي
5 رُسُلٌ elçiler ر س ل
6 مِنْكُمْ kendi içinizden
7 يَقُصُّونَ anlattıklarında ق ص ص
8 عَلَيْكُمْ size
9 ايَاتِي ayetlerimi ا ي ي
10 فَمَنِ kimselere
11 اتَّقَىٰ korunan و ق ي
12 وَأَصْلَحَ ve uslanan ص ل ح
13 فَلَا yoktur
14 خَوْفٌ korku خ و ف
15 عَلَيْهِمْ üzelerine
16 وَلَا ve
17 هُمْ onlar
18 يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir ح ز ن
 

Yukarıdaki âyette peygamberi ve hak dini yalanlayanların dünyadaki âkıbetleri bildirilmişti. Bu iki âyette de iyilerle kötülerin âhiretteki durumları karşılaştırılmaktadır. Buna göre peygamberleri gelip de insanlara Allah’ın âyetlerini yani kutsal kitabını, delillerini ve hükümlerini (Râzî, XIV, 69) açık açık ortaya koyduğunda onlar ya peygamberi ve onun bildirdiklerini saygıyla benimseyip durumlarını düzeltir veya Allah’ın âyetlerini yalan sayıp İblîs gibi kibre kapılarak isyanlarını sürdürürler. Yüce Allah, âhirette bu zümrelerden ilkinin, korku ve üzüntüden emin bir şekilde mutlu olacağını müjdelerken, ikinci zümreyi “ateş ehli” (cehennem ashabı) diye nitelemekte ve ebedî olarak ateşte kalacaklarını haber vermektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

Cilt: 2 Sayfa: 523

 
قَصَّ Kassa: قَصٌّ bir izi adım adım takip etmek, iz sürmek demektir. Fiil olarak قَصَّ onun izini adım adım takip etti, izini sürdü anlamında kullanılır. قَصَصٌ iz ve izi takip edilen , izi sürülen haberler manasına gelir. قِصَاصٌ kısas yoluyla kanı takip etmek/kanın ardına düşmek hakkında kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 30 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri kısas, kıssa, takas ve makastır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ


يَا  nida harfidir.  بَن۪ٓي  münada olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti  ى ’dir. İzafetten dolayı  ن  harfi hazfedilmiştir. Aynı zamanda muzâftır.  اٰدَمَ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Nidanın cevabı  اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ ‘dur.  

اِمَّا  lafzında, şart harfi olan  إنْ  harfi,  مَّا ’ya idgam edilmiştir.  مَّا , zaide olup fiilin başındaki şart manasını, fiilin sonundaki  نَّ  da fiili tekid etmektedir.

يَأْتِيَنَّ  şart fiili olup, fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  رُسُلٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْكُمْ  car mecruru  رُسُلٌ ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir. يَقُصُّونَ  cümlesi, رُسُلٌ ‘nün ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

يَقُصُّونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

عَلَيْكُمْ  car mecruru  يَقُصُّونَ  fiiline mütealliktir. اٰيَات۪ي  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur.  Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. Burada münada muzaf olarak geldiği için mureb münadaya girer ve lafzen mansubdur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayr-ı munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayr-ı munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayr-ı munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.

Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.  اٰدَمَ  kelimesi gayr-ı munsarif olduğu için kesra yerine fetha ile mecrur olmuştur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِمَّا  daki  إنْ  şartıyedir, مَّا  ise ona te'kit için ziyade kılınmıştır, bunun içindir ki, sonuna fiili te'kit eden نَّ 'u getirmek mümkün olmuştur. (Beydavi, İsra/23)

اِمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.  اِمَّا  ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî talebi cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّا  edatının tahyîr ve ibâha, haberî cümlelerden sonra kullanılan  اِمَّا  edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi))

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette nekra kelime olduğundan sıfat cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

مَنِ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اتَّقٰى  şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. اَصْلَحَ  fiili atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

اَصْلَحَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.

فَ  şartın cevabının başına gelen ikinci rabıta harfidir.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  خَوْفٌ  mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur..

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَحْزَنُونَ  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَحْزَنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. 

Şart cümlesi mazi ve muzari fiille olur. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَلَى  harf-i ceri mecruruna istila, rağmen, karşı, hal gibi manalar kazandırabilir. Buradaki  عَلَى   harf-i ceri mecâzi istila manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اَصْلَحَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صلح ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nidanın cevabı olan  اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  terkibi, şart üslubunda gelmiştir. Cümledeki  اِمَّا , şart harfi  إنْ  ve tekid ifade eden zaid  ما ’dan oluşmuştur.

Şart cümlesi olan   يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يmuzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Fiil nun-i sakile ile tekid edilmiştir.

مِنْكُمْ  car mecruru  رُسُلٌ  kelimesinin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

رُسُلٌ ‘deki nekrelik, tazim içindir.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâî kelam olan  يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَات۪يۙ  cümlesi, رُسُلٌ  için ikinci sıfattır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَات۪يۙ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَات۪, tazim ve şeref kazanmıştır. 

فَ  karinesiyle gelen  cevap cümlesi  فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ, şart üslubundadır. 

Ayetteki ilk şart cümlesi ve yine şart üslubunda gelen cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اتَّقٰى  şart cümlesidir. Şart ismi  مَنِ  mübteda, اتَّقٰى  cümlesi, haberdir. Müsnedin müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olması, hükmü takviye, hudus, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Aynı üslupta gelen  وَاَصْلَحَ  cümlesi, şart olan  اتَّقٰى ’ya matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Rabıta harfi  فَ  ile gelen  فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  cümlesi,  مَنْ ‘in cevabıdır. Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  لَا خَوْفٌ ’un haberi mahzuftur. عَلَيْهِمْ , bu mahzuf habere mütealliktir. Müsnedün ileyh olan  خَوْفٌ ’daki tenvin, nev ve kıllet içindir. Yani “herhangi bir korku” demektir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.

خَوْفٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil cevap cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَ ’la öncesine atfedilen  وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümledeki  لَا , olumsuzluğu tekit için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Haber olan  يَحْزَنُونَ , muzari fiil cümlesi şeklinde gelmesi hükmü takviye ve kasr ifade etmiştir.

Kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُمْ , maksur/mevsûf,  يَحْزَنُونَ  maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Sadece onlar üzülmeyeceklerdir. Yani onlar üzülmezler ama başka üzülecek kimseler vardır. 

Üzülmek  يَحْزَنُونَ  şeklinde fiil olarak, korku ise  خَوْفٌ  şeklinde masdar yani isim olarak gelmiştir. Korku halinin devamlılık arz ettiğine, üzülmenin ile teceddüd arz ettiğine işaret vardır.

لَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesi  لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  cümlesine atfedilmiştir. Burada müfred kelime kullanılarak  ولا حُزْنٌ  buyurulmamıştır. Aksine bir zamirden haber verilerek müsned fiil olarak gelmiştir. Böylece onlarda olmayan hüznün başkalarında olacağı ifade edilmiştir. Bu başkaları da kâfirlerdir. Çünkü müsnedün ileyh, fiil olarak gelen habere takdim edilmiştir. Bu üslup da müsnedün ileyhin bu habere tahsis edildiğini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Müsnedün ileyhin nefîden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması durumunda bu takdîm kesinlikle tahsis ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَوْفٌ - يَحْزَنُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Ayette cem mea taksim sanatı vardır. مَنِ ‘de cem edilen kimselerin takvalı ve salih amel sahibi olma özelliklerinin ve onlarda hüzün ve korkunun olmayacağının belirtilmesi taksim sanatıdır.

Ayetteki muzari fiiller, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, isim cümlesi ve kasrla tekid edilen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

Şart ve cevap cümleleri mâzi de olsa anlamaları gelecek zamandır. Bu durum şart kelimeleri ile gerçekleşmektedir. Zira muzâri fiilin başına “lem“ edatı geldiğinde onu zaman bakımından mâziye çevirdiği gibi, şart edatları da başına geldikleri mâzi fiilleri gelecek zaman manasına dönüştürür. (Atik Aydin Yrd. Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, Arapça Şart Cümlelerinde Zaman) 

خوف  ve  حزن  arasındaki fark:  خوف , insanın gelecekte olacak (henüz meydana gelmemiş) bir işten dolayı kederlendirmesi, حزن  ise geçmişte bir şeyi kaçırmasından dolayı kederlenmesidir. Burada ayrıca  خوف  kelimesinin önce  حزن  kelimesinin sonra zikredilmesinde bir incelik vardır. Şöyle ki gelecekte meydana gelecek bir şeylerden korkmak, geçmişte olmuş olanlarınkinden daha şiddetlidir. Bu nedenle  خوف , önce zikredilmiştir. Yine burada  خوف  ve  حزن  kelimelerinde kinaye vardır.  خوف , günahlardan dolayı cezalandırılmayacaklar,  حزن  de sevaplarından da mahrum bırakılmayacaklar manasında kinaye yapılmıştır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 490)

مِنْكُمْ  sözünden kastedilen Âdemoğullarından olmaktır. Âdemoğullarına, kendilerine gelen Allah’ın elçilerinin melek olmasını beklememeleri için bir uyarıdır. Çünkü gönderilen elçi, gönderildiği varlık cinsinden olur. Burada Nuh (a.s.) kavmi gibi kendilerine gönderilen elçiye kendi cinslerinden bir insan olması dolayısıyla inanmama cehaletinde olduklarına bir tariz vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتٖى  ayetlerimizi size anlatacak...”  buyurmuştur. Burada bahsedilen “ayetler” ile Kur’an’ın kastedildiği söylenmiştir. Yine bunların, deliller veya şer’i kanun ve hükümler olduğu da söylenmiştir. Evla olan hepsinin bu ifadenin içine dahil olmasıdır. Çünkü bütün bunlar, Allah’ın ayetleridir. Zira peygamberlerin hepsini anlatmaları gerekir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Artık “Kim (o ayetlere karşı gelmekten) sakınır ve (nefsini) ıslah ederse...” buyurmuştur. Bu iki hale birlikte sahip olmak, sevabı gerektiren şeylerdendir. Çünkü muttaki, Allah’ın yasakladığı herşeyden korunup sakınan kimsedir. Ayetteki “ıslah ederse” ifadesine, o kimsenin kendisine emrolunan her şeyi yapıp yerine getirmesi dahildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  sözündeki  عَلَيْ  harf-i ceri mecazî istila içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ibaresinden korku ve hüznün devamlı olmayacağı değil, fakat hiçbir zaman olmayacağı anlamı çıkarılmıştır. Çünkü burada nefy harfi  لَا  her ne kadar geniş zaman fiiline dahil olmuşsa da makamın gereği olarak devamlılık ifade eder.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm , Maide Suresi/69)

Burada isim cümlesi olarak gelmiş iki cümle; kendilerine müjde verilen muhsinlerin hallerini toplu olarak ifade eden bir kelamdır. Bu kelamda, hüsn-i intihâ olduğunu söyleyebiliriz. Son derece kısa ve kolay olarak tanımlayabiliriz. İbarenin başındaki فَ  harfi, şart ifade eden ism-i mevsûlün haberinin başına gelmiştir. Bunun faydası da haberin mübtedaya isnadını tekid etmektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 7, Ahkaf/13, s. 142)

Allah, ayetin son cümlesinde iman ve amele sahip olan kimsenin kıyamete korkusuz ve kedersiz olarak varacağını beyan buyurmuştur. Bu iki ifadenin (yani korku ve hüzün kelimelerinin) peşpeşe getirilmesinin hikmeti şudur: Korku istikbali, keder ise geçmişi alakadar eden şeydir. Binaenaleyh Cenab-ı Allah, böyle kimselerin kıyametin dehşetini görmeleri sebebi ile üzerlerine hiçbir korkunun gelmeyeceğini; dünyanın lezzetlerini ve hoş şeylerini kaybetmiş olmaları sebebi ile de mahzun olmayacaklarını söylemiştir. Çünkü böylesi insanlar, kendileri için dünyada mevcut olan şeylerden daha büyük daha şerefli ve daha güzelini orada, ahirette bulacaklardır. Bu durumda olan kimse ise elinden çıkardığı dünyevî lezzetler ve hoş şeyler yüzünden mahzun olmaz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

Rabbimizin bizleri bu sınıftan kılması için dua ediyoruz.

Bu surede gelen dördüncü “Ey Âdemoğulları” nidasıdır. Hitabın bütün insanlara yapılması; anlatılanlara verilen önemi gösterir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)