وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَٓاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتاً اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ ٤
Allah Teâlâ, müşriklerin yalanlama, karalama, alay etme gibi tepkilerine rağmen, kararlılıkla kitabı tebliğ etmesi gerektiğini peygamberine bildirdikten ve insanlara da bu kitaba uymalarını emrettikten sonra bu buyruğa aykırı davranmaya kalkışanları uyarma ve tehdit mahiyetinde olmak üzere, nice eski kavimlerin isyankârlıkları yüzünden hiç ummadıkları ve beklemedikleri anlarda Allah’ın ansızın ortaya çıkardığı bir felâketle helâk olduklarını haber vermektedir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 501
وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَٓاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتاً اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَمْ haberiyye olup mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. قَرْيَةٍ lafzen mecrur, temyiz olarak mahallen mansubdur. اَهْلَكْنَاهَا cümlesi, كَمْ ‘in haberi olarak mahallen merfûdur.
اَهْلَكْنَاهَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَٓاءَهَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بَأْسُنَا fail olup damme ile merfûdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيَاتاً hal olup fetha ile mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. هُمْ قَٓائِلُونَ cümlesi atıf harfi اَوْ ile بَيَاتاً ‘deki hale matuftur.
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. قَٓائِلُونَ haber olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye, “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette kem-i haberiyye (çokluk bildiren كَمْ) ile cümledir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَمْ ‘i Haberiyye: Herhangi bir kavramın çok miktarda olduğunu belirtmek için kullanılan كَمْ ’dir. “Nice, ne, ne kadar çok” gibi anlamlara gelir. Çokluktan kinaye için kullanılır.
كَمْ ’i haberiyyenin temyizi 2 şekilde gelebilir: 1. Müfred mecrur veya cemi mecrur olarak gelir.
2. مِنْ harfi ceri ile müfred mecrur veya cemi mecrur gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَهْلَكْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi هلك ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَٓائِلُون kelimesi sülâsî mücerredi olan قيل fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَٓاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتاً اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
كَمْ , mübteda اَهْلَكْنَاهَا cümlesi haberdir. Temyiz olan قَرْيَةٍ kelimesinin başındaki مِنْ harfi tekit ifade eden zaid harftir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
كَمْ , haberiyedir. Çokluktan kinayedir.
Veya كَمْ iştigal olmak üzere, amili olan اَهْلَكْنَا fiiline takdim edilmiştir. Mef’ûlün amiline takdim edilip, fiilin sonunda bu mef’ûle aid bir zamir bulunması iştigaldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede مِنْ قَرْنٍ , mukaddem mef’ûl, كَمْ ‘in temyizidir.
اَهْلَكْنَاهَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَرْيَةٍ ’deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
Bu cümledeki قَرْيَةٍ ’ın helak olması ifadesinde istiare vardır. Helak olan قَرْيَةٍ değil, orada yaşayanlardır. Bu uslup, o helakın ne kadar korkunç olduğuna ve şiddetine mübalağa yoluyla delalet eden mecazi bir üsluptur. Hal-mahal alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
… اَهْلَكْنَاهَا cümlesine فَ ile atfedilen فَجَٓاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتاً cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Veciz ifade kastına matuf بَأْسُنَا izafetinde azamet zamirine muzâf olan بَأْسُ , tazim kazanmıştır.
بَيَاتاً kelimesi haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
هُمْ قَٓائِلُونَ cümlesi hal olan بَيَاتاً ’e matuftur. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan قَٓائِلُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
قَٓائِلُونَ - بَيَاتاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
بَأْسُ kelimesi جَٓاءَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Azabın bir şahıs gibi gelecek olması azabın şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
Burada helak fiili zikredilmiş ama istemek, azmetmek manası kastedilmiştir. Karînesi ayetin devamının فَ harfi ile atfedilmesidir. Yani helakın meydana gelmesi için azabın gelmesi gerekir. Önce azap gelir, sonra kavim helak olur. Dolayısıyla bu helak etme fiilinin istemek manasında yani helakın sebebi olan fiil manasında kullanıldığı açıktır. Bu da müsebbebin zikredilip sebebin kastedildiği mecaz-ı mürsel örneğidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Bu uyku hali azaba tahsis edilmiştir. Çünkü kötü bir şeyin gaflet anında inivermesi daha fecidir ve bunun anlatılması muhatabın güven ve rahat durumlarına aldanmamaları için daha caydırıcıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayet-i kerimede lafzî kalb vardır. Ayetin aslı جَٓاءَهَا بَأْسُنَا فَاَهْلَكْنَا şeklindedir.
Kem-i haberiye, inşânın (istifhamın) dışında, haber cümlelerinde kullanılır. Bu kullanım da nicelik ve çokluk manası verir ve ona haberiyye adı verilir. Kur’an’da bu manayla kullanıldığı yerler genellikle iftihar makamlarıdır. Kem-i haberiyye ile muhataptan cevap talep edilmez. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu Yük. Lis. Tezi)