وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ٨٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا |
|
|
| 2 | كَانَ | olmadı |
|
| 3 | جَوَابَ | cevabı |
|
| 4 | قَوْمِهِ | kavminin |
|
| 5 | إِلَّا | başka |
|
| 6 | أَنْ |
|
|
| 7 | قَالُوا | demelerinden |
|
| 8 | أَخْرِجُوهُمْ | onları çıkarın |
|
| 9 | مِنْ | -den |
|
| 10 | قَرْيَتِكُمْ | kentiniz- |
|
| 11 | إِنَّهُمْ | çünkü onlar |
|
| 12 | أُنَاسٌ | insanlarmış |
|
| 13 | يَتَطَهَّرُونَ | fazla temizlenen |
|
Sapıklığa müptelâ olmuş bu kavim, Lût’un uyarılarını dikkate almak şöyle dursun, peygamberi kendisine inananlarla birlikte ülkelerinden kovmaya kalkıştılar; kendilerinin işlediği fuhuştan uzak olmalarını buna gerekçe gösterdiler veya “Çünkü onlar fazla temizlik taslayan insanlar!” diye akıllarınca onlarla alay ettiler (Şevkânî, II, 255).
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 551-552
جوب Cevebe :
جَوْبٌ aslen bir araziyi, mesafeyi kat’ etmek adeta delip geçmek demektir. Kuran-ı Kerim’de kelimedeki delme anlamı sebebiyle oymak/kesmek manasında da kullanılmıştır. Bu köke ait bizim Türkçede de kullandığımız sözün/sorunun cevabı (جَوَابٌ) sözü söyleyenin ağzından çıkıp fiilin asıl manasında bulunan araziyi aşarak dinleyenin kulağına ulaşan sözdür. Cevab kelimesi hem bir suale cevap vermek hem de bir isteğe karşılık vermek yani icabet etmek anlamında kullanılır. أجابَ ve إسْتَجابَ fiilleri de Kuran’da icabet etme manasında kullanılırlar. (Müfredat)Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 43 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cevap, icâbet ve müstecâbdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. جَوَابَ kelimesi كَانَ ‘nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. قَوْمِه۪ٓ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, كَانَ ‘nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.
قَالُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli, اَخْرِجُوهُمْ ‘dur. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَخْرِجُوهُمْ fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ قَرْيَتِكُمْ car mecruru اَخْرِجُوهُمْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَخْرِجُوهُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.
İf’al babı fiile ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُنَاسٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. يَتَطَهَّرُونَ cümlesi, اُنَاسٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.
يَتَطَهَّرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَطَهَّرُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi طهر ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Menfî nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
ما كان ‘li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَوَابَ قَوْمِه۪ izafeti, كَانَ ’nin mukaddem haberidir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ cümlesi, masdar teviliyle كَانَ ’nin muahhar ismidir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ cümlesi ise emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ mevsûf/maksûr, mübteda olan masdar-ı müevvel sıfat/maksûrun aleyhtir.
اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَتَطَهَّرُونَ cümlesi, اُنَاسٌ için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Lut (a.s) ve ailesine kavminin cevabı: ‘’Onları ülkenizden çıkarın! Çünkü onlar çok temizlenenlerdendir.’’ oldu. Bedî’ ilminde bu sanata zem vehmini veren şeyle tariz denir. Bu yüzden İbn Abbas onların övülen şeyleri ayıpladıklarını söylemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Lut (a.s) ve ailesini çok temiz olmakla vasıflandırmaları, onlarla eğlenmek ve kendilerinin içinde bulunduğu pislikle iftihar etmek anlamındadır. Nitekim habis ve fasıkların âdeti hep böyledir.
اُنَاسٌ kelimesi, إنس ’in çoğuludur. Kur’an’da 5 kere geçmiştir. İnsanlar manasında إنس , أُناس , ناس , إنسان kelimeleri vardır.
Kavminin cevabı, ‘Çıkarın şunları memleketinizden! (Baksanıza) tertemiz insanlar bunlar!’ demek oldu. Yani Lut (a.s)’ın, işledikleri yüz kızartıcı işi yadırgayan ve bunun ne kadar vahim bir iş olduğunu anlatan, onları bütün kötülüklerin anası olan ‘aşırılık ve haddi aşma’ ile niteleyen ifadelerine karşı bunlar, verilmesi gereken cevabı vermemişler, aksine, onun sözleriyle hiç ilgisi olmayan bambaşka bir şey söylemiş, onun ve beraberindeki müminlerin memleketten kovulmasını istemişler; böylece, onları ve onlardan işittikleri vaaz ve nasihatleri kendilerinden uzaklaştırmayı amaçlamışlardır. Lut kavminin, اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ [Tertemiz insanlar bunlar!] şeklindeki sözleri, kendi pislik ve çirkeflikleri ile iftihar edip müminlerle ve onların çirkin işlerden berî ve tertemiz halleriyle alay etme kabilinden bir sözdür.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
التَّطَهُّرُ , temizlik yükümlülüğüdür. Aslı, hakikatı temizliktir ve burada mecazî olarak nefsin arınması ve kötülüklerden sakınmaktır. Bu kemal (mükemmel) bir sıfattır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Haberin muzari fiille gelmesi, arınmanın (tertemiz olmaları) onlarda teceddüt ve tekrar ettiğine delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)