A'râf Sûresi 90. Ayet

وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ  ٩٠

Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ ve dediler ki ق و ل
2 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
3 الَّذِينَ kimseler
4 كَفَرُوا inkar eden ك ف ر
5 مِنْ -nden
6 قَوْمِهِ kavmi- ق و م
7 لَئِنِ eğer
8 اتَّبَعْتُمْ uyarsanız ت ب ع
9 شُعَيْبًا Şu’ayb’e
10 إِنَّكُمْ muhakkak siz
11 إِذًا
12 لَخَاسِرُونَ ziyana uğrarsınız خ س ر
 

Medyen’in inkârcı ve baskıcı eşraf takımı, halkı Şuayb’a inanmamaları hususunda uyarıp tehdit ederken, asıl kendileri hak ettikleri büyük felâkete uğramışlar; bu dünyada öyle bir topluluk yaşamamış gibi yok olup gitmişlerdir. Şuayb, daha önce onları dalâletten kurtarmak ve böyle bir âkıbete mâruz kalmalarını önlemek için elinden gelen her şeyi yaptığından, artık onlara acımanın da yersiz olduğunu düşünmüştür. 

Buraya kadarki âyetlerde beş peygamberin kendi toplumlarıyla ilişkileri, davetlerinin mahiyeti, bu davet karşısında inanan ve inanmayanların tutumları, özellikle inkâr etmekle yetinmeyip inananlar üzerinde baskı kuran ve toplumda türlü kötülüklerin yayılmasına öncülük edenlerin bu yüzden uğradıkları büyük felâketler bir tarihî bilgi vermekten ziyade ders verme üslûbuyla veciz bir şekilde özetlenmiştir. Aşağıda ise bütün bu toplumların uğradığı felâketlerin, zorlukların insanları ıslah etmeye yönelik amaçlar taşıdığı bildirilmektedir.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 557

 

وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَلَأُ  fail olup damme ile merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْمَلَأُ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَوْمِه۪ٓ car mecruru  كَفَرُوا ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l kavli,  اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً  ‘dur. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّبَعْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. شُعَيْباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

كُمْ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

اِذًا  cevap harfidir.  لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.

خَاسِرُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44) 

اتَّبَعْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

خَاسِرُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi خسر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ

 

88. ayetteki  قال الملأ الذين استكبروا  cümlesine atıf harfi  وَ ‘ la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Ayetin ilk cümlesi, mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâi kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

الْمَلَأُ  için sıfat konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مِنْ قَوْمِه۪  car mecruru  كَفَرُوا ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ  terkibinde  ل , mahzuf kaseme işaret eden muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Şart cümlesi olan  لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً , mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın cevabı, kendisinden sonra gelen kasemin cevabının delaletiyle hazfedilmiştir. 

Şart ve mukadder cevap cümlesinden oluşan terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kasemin cevabı olan  اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ  cümlesi, اِنَّٓ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Bu cümlede amel etmeyen cevap harfi  اِذًا , kasemi tekid için gelmiştir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  خَاسِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

88.ayetle aynı üslupta başlayan bu ayet arasında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

إنِ  şart harfi vuku bulma ihtimali nadir durumlar için kullanılır. ‘’Ona tabi olmazsınız, ama olur da tabi olacak olursanız …’’ anlamındadır.

خَاسِرُونَ  lafzı, fayda murad ederken zarar meydana gelmesi manasında kullanılmış müstear bir lafızdır. Genel manadadır, fakat onların daha çok ehemmiyet verdikleri dünyevi işler olduğu için burada onlar ‘’dünya ile ilgili işlerinizde zarar görürsünüz’’ demişlerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Allahu Teâlâ, Şuayb (a.s)'ı yalanlamak suretiyle düşmüş oldukları sapkınlığın ne derece büyük olduğunu beyan etmiş; sonra onların bununla yetinmeyip, başkalarını da saptırdıklarını ve Şuayb (a.s)'a tâbi olanları kınayarak, "Eğer Şuayb'a uyarsanız, o takdirde muhakkak en büyük zarara uğramış kimseler olacaksınız" dediklerini açıklamıştır. Alimler bu ifadenin manası hakkında ihtilafa düşmüş; bir kısmı, "onların din hususunda hüsrana uğramaları" manasında olduğunu söylerken; bir kısmı "onların dünya hususunda hüsrana uğramaları" manasında olduğunu, çünkü kâfirlerin, Hz Şuayb (a.s)'e tabî olanlara: "O (Şuayb) sizi, daha çok dünya malı almaktan ve kazanmaktan men ediyor" dediklerini söylemişlerdir.

İşte o kâfirler bu sözü söyledikleri zaman, önce kendilerinin sapkınlıktaki durumları, sonra da başkalarını saptırmadaki durumları iyice ileri bir dereceye varmış ve böylece de helaki haketmişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)