Enfâl Sûresi 66. Ayet

اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ  ٦٦

Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الْانَ şimdi
2 خَفَّفَ hafifletti خ ف ف
3 اللَّهُ Allah
4 عَنْكُمْ sizden
5 وَعَلِمَ ve bildi ع ل م
6 أَنَّ
7 فِيكُمْ sizde bulunduğunu
8 ضَعْفًا zayıflık ض ع ف
9 فَإِنْ bundan böyle
10 يَكُنْ olsa ك و ن
11 مِنْكُمْ sizden
12 مِائَةٌ yüz (kişi) م ا ي
13 صَابِرَةٌ sabreden ص ب ر
14 يَغْلِبُوا yenerler غ ل ب
15 مِائَتَيْنِ iki yüz(kafir)i م ا ي
16 وَإِنْ ve eğer
17 يَكُنْ olsa ك و ن
18 مِنْكُمْ sizden
19 أَلْفٌ bin (kişi) ا ل ف
20 يَغْلِبُوا yenerler غ ل ب
21 أَلْفَيْنِ iki bin(kafir)i ا ل ف
22 بِإِذْنِ izniyle ا ذ ن
23 اللَّهِ Allah’ın
24 وَاللَّهُ Allah
25 مَعَ beraberdir
26 الصَّابِرِينَ sabredenlerle ص ب ر
 

Savaşın amacı ne kadar meşrû, hatta kutsal olursa olsun yine de istenmeyen, korkulan, acı ve ıstıraplara sebep olan bir harekettir; bu sebeple savaşanların maddî-mânevî teşvike ihtiyaçları vardır. Peygamberimiz savaşlarda bunu yapmış, Allah’ın gazilere, şehidlere vaad ettiği muhteşem ödülleri hatırlatarak askerlerine şevk vermiştir. Bu sünnet o günden bugüne bütün İslâm ordularında uygulanmış, kumandanlar askeri coşturmak için mehter gibi mûsiki dahil değişik yöntemlere başvurmuşlardır. 

 Tefsirlerde bire on savaşma yükümlülüğünün bire iki nisbetine indirilmesi konusunda Bedir Savaşı gibi bazı olaylara atıf yapılmış ve 66. âyetin bir öncekini neshettiğinden söz edilmiştir. İbn Abbas’ın bir yorumuna (Buhârî, “Tefsîr”, 8/6) dayanan Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye göre (II, 877), Bedir dahil hiçbir zaman sahâbe bire on savaşmamıştır. Bu âyet bir olaya bağlı olmaksızın bir mümine, on düşmana karşı olsa da savaşmasını, bu şart içinde dahi savaştan kaçmamasını farz kılmış, sonra farz olma hükmü kaldırmıştır (savaştan kaçmanın hükmü için bk. 16. âyetin açıklaması). Kurtubî’nin şu açıklaması, İslâm âlimlerinin nesih anlayışları bakımından da ilgi çekicidir: “İbn Abbas’tan gelen rivayet bunun farz olduğunu gösteriyor. Sonra bunun müminlere ağır geldiği sabit olunca farz, bir kişinin iki kişi karşısında sebat etmesi yükümlülüğüne indirildi. Böylece müminlerin yükleri hafifletildi, yüz kişinin iki yüz kişi karşısında kaçmaması farz kılındı. Buna göre, yapılan bir hafifletmedir, nesih değildir ve bu anlayış güzeldir. Maamafih Kadı İbnü’tTayyib, ‘Bir hüküm tamamen ortadan kaldırılmasa bile aslında veya niteliklerinde bir değiştirme yapılmasına da nesih denebilir; çünkü bu takdirde ikincisi, birincinin aynı değildir’ demiştir” (VIII, 45). Bize göre bu iki âyet ortaklaşa şunu ifade etmektedir: Gerektiği ve kaçınılmaz hale geldiği zaman bire on bile savaşılabilir; karşı tarafı savaşa iten sebep ve sâiklerle müminlerinki farklı olduğu için bu bilinç farkı gücü ve dayanmayı (sabrı) etkiler, Allah rızâsı için savaşan ve şehid olduğu takdirde kendisini dünyadakinden daha mutlu bir hayatın beklediğine inanan müminlerin gücü on katına çıkar ve Allah’ın izniyle zafer kazanılabilir. Bu iman ve bilinç zayıfladıkça güç de azalır. Ancak müminlerle kâfirlerin, hak yolunda savaşanlarla ona karşı savaşanların, maddî güce eklenen mânevî güçleri bire ikiden aşağı düşmez. Müminler güç dengesi hesabını yaparken terazinin kefesine bu moral güç farkını da koymalıdırlar.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 2 Sayfa: 707-708

 

اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ

Fiil cümlesidir. اَلْـٰٔنَ  zaman zarfı fetha üzere mebni,  خَفَّفَ  fiiline müteallik mahallen mansubdur.  خَفَّفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَنْكُمْ  car mecruru  خَفَّفَ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَلِمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Bilmek anlamında kalp fiilidir.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel,  عَلِمَ  fiilinin iki mef’ûlun bihi yerinde olup mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

ف۪يكُمْ  car mecruru  اَنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ضَعْفاً  kelimesi  اَنَّ ‘nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.

2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.

Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَفَّفَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  خفف ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ

 

فَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. يَكُنْ ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. مِنْكُمْ  car mecruru  يَكُنْ ‘un mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  مِائَةٌ  kelimesi  يَكُنْ ‘un muahhar ismi olup damme ile merfûdur. صَابِرَةٌ  kelimesi  مِائَةٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ  cümlesi şartın cevabıdır.

يَغْلِبُوا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِائَتَيْنِ  mef’ûlun bih olup müsenna olduğu için nasb alameti  يْ ‘dir. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

صَابِرَةٌ  kelimesi sülâsî mücerredi  صبر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ


وَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. يَكُنْ ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. مِنْكُمْ  car mecruru  يَكُنْ ‘un mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اَلْفٌ  kelimesi,  يَكُنْ ‘un muahhar ismi olup damme ile merfûdur.  

فَ  karînesi olmadan gelen  يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ  cümlesi şartın cevabıdır.

يَغْلِبُوا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَلْفَيْنِ  mef’ûlun bih bih olup, müsenna olduğu için nasb alameti  يْ ‘dir.  بِاِذْنِ  car mecruru  يَغْلِبُٓوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

 

   وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ

 

  

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. Mekân zarfı  مَعَ  mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. ٱلصَّـٰبِرِینَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ی ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الصَّابِر۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi صبر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  خَفَّفَ  fiiline müteallik zaman zarfı  اَلْـٰٔنَ , ihtimam için amiline takdim edilmiştir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması muhabbet ve mehabet duyguları uyandırmak içindir. Ayrıca olayın önemini belirtir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır

وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاً  cümlesi atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’yi takip eden  اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاً  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel,  عَلِمَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Cümlede takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪يكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  ضَعْفاً  kelimesi, اَنَّ ‘nin muahhar ismidir.

Cümledeki  ف۪  harfinde tecrîd sanatı vardır.

ضَعْفاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ismi fail (etkin sıfat) ve ismi mefûlü (edilgen sıfat) de ifade eder. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ف۪يكُمْ ضَعْفاً  cümlesindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  insan topluluğu, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında değil, durumu mübalağalı bir şekilde belirtmek kullanılmıştır.

Bu ifadede tecessüm sanatı da vardır.

Buradaki zaaftan murad, bedenî zaaftır. Bir görüşe göre ise, basiret zaafıdır. Yoksa bu zaaf, bazılarının dediği gibi dinî zafiyet değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ

 

 

فَ , istînâfiyye, cümle beyanî istînâftır.

Şart üslubundaki terkipte  اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ  cümlesi şarttır. Nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْكُمْ  car mecruru  كان ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  مِائَةٌ  kelimesi  يَكُنْ ‘un muahhar ismidir.

صَابِرَةٌ  kelimesi  مِائَةٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  صَابِرَةٌ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

ف  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنْ  şart edatı, gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimali bulunan fiillerde, başka bir deyişle, bir olay veya eylem, gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimallerini eşit derecede taşıyorsa kullanılır. Eylemin gerçekleşeceği kesin bilindiğinde ise  اِذَا  edatı kullanılır. (Cürcânî, Delâilu’l-İʻcâz, s. 83)

Şart üslubunda gelen  وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ  terkibi önceki şarta  وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart olan  اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ cümlesi, nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْكُمْ  car mecruru  كان ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  اَلْفٌ  kelimesi  كان ’nin muahhar ismidir.

İki şart cümlesi cümlesi arasında ihtibak sanatı vardır. يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ  dedikten sonra sadece  يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ  sözüyle yetinilmiş, صَابِرَةٌ  hazfedilmiştir. 

İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân, II, 831)

ف  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi  يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِ  , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Veciz ifade kastına matuf  بِاِذْنِ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  اِذْنِ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı artırarak emre itaati kuvvetlendirmek ve onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki şart ve cevap cümlelerinden oluşan her iki terkip de, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

فَاِنْ - يَكُنْ - مِنْكُمْ - يَغْلِبُوا  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

اَلْفَيْنِ - مِائَتَيْنِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

اَلْفٌ - اَلْفَيْنِ  ve  مِائَةٌ - مِائَتَيْنِۚ  kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki şart cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ  cümlesi hakkında Ebu Hayyan şöyle der: Bu sözdeki fesahata bir bakın. Birinci şartta sabırlı olma kaydını koydu da…فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ  diye başlayan benzeri şart cümlesinde bunu hazf etti. İkinci şart cümlesinde, düşmanların kâfirlerden olduğu kaydını koydu, fakat bunu birincisinden hazf etti. Sabır, şiddetle istenen bir şey olduğu için Yüce Allah, Müslümanların yükünün hafiflediğini gösteren cümlelerde sabırlı olma kaydını koydu. Bundan sonra sabrın şiddetle talep edildiğini göstermek için ayetler  وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ  sözüyle sona erdi. Bu nevi edebi sanata intibak denir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

 وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مَعَ  mekân zarfı mahzuf habere müteallik,  الصَّابِر۪ينَ , muzâfun ileyhtir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesinde tecrîd, zamir makamında üçüncü kez tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

‘Allah sabredenlerle beraberdir’ifadesinde aklî mecaz vardır. ‘’Allah’ın yardımı’’ manasında olduğu düşünülebilir.

الصَّابِر۪ينَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

الصَّابِر۪ينَ - صَابِرَةٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetin bu son cümlesi, mesel tarikinde tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır. Mesel tarikinde tezyil, müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Cümle, diğer cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ [Allah sabredenlerle beraberdir] Düşmanlara karşı göğüs gerip sabredenleri zafere erdirmek konusunda onların yanındadır. Sabır, düşmanla karşılaşınca olur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ  ifadesi, Kur’ânda 4 kere geçmiştir. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, c. 7, s. 314)