وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ ٤٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمِنْهُمْ | ve içlerinden |
|
| 2 | مَنْ | kimseler |
|
| 3 | يَقُولُ | derler |
|
| 4 | ائْذَنْ | izin ver |
|
| 5 | لِي | bana |
|
| 6 | وَلَا | ve |
|
| 7 | تَفْتِنِّي | beni fitneye düşürme |
|
| 8 | أَلَا | iyi bilinki |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | الْفِتْنَةِ | onlar zaten fitneye |
|
| 11 | سَقَطُوا | düşmüşlerdir |
|
| 12 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 13 | جَهَنَّمَ | cehennem |
|
| 14 | لَمُحِيطَةٌ | kuşatacaktır |
|
| 15 | بِالْكَافِرِينَ | kafirleri |
|
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem haberin sıfatına mütealliktir. Takdiri, بعض منهم şeklindedir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَقُولُ ائْذَنْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir هو’dir.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli, ائْذَنْ ل۪ي ’dir. يَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
ائْذَنْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. ل۪ي car mecruru ائْذَنْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَفْتِنّ۪ي dua manasında, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olup mahallen mansubdur. اَلَا tembih harfidir. فِي الْفِتْنَةِ car mecruru سَقَطُوا fiiline mütealliktir.
سَقَطُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَلَا Konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
جَهَنَّمَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.
مُح۪يطَةٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. بِالْكَافِر۪ينَ car mecruru مُح۪يطَةٌ ’e müteallik olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
الْكَافِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
مُح۪يطَةٌ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنْهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan ائْذَنْ ل۪ي cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan وَلَا تَفْتِنّ۪ي cümlesi atıf harfi وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Savaşa gitmeyi istemek, orada gayret göstererek mücadele etmek fitne yerine konmuştur. Sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiş müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَلَا tenbih harfidir, tekid ifade eder. Cümlede car mecrurun önemine binaen amiline takdimi, takdim-tehir sanatıdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اَلَا tahdîd (teşvik) ilişkisi kurar. Fiilin teşvik yoluyla ve şiddetli bir şekilde yerine getirilmesini talep eder. Arz için kullanıldığında ise fiilin yumuşak bir biçimde yapılmasının istenmesidir. Diğer tahdîd edatlarındaki özelliğe sahip olup tevbih ve tendim ifade etmez. (Abdullah Hacibekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler Doktora Tezi)
الْفِتْنَةِ - لَا تَفْتِنّ۪يۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فِي الْفِتْنَةِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. Bu harfteki zarfiyet manası dolayısıyla fitne içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü fitne, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle fitnenin onları her şekilde sardığı ifade edilerek, şiddeti vurgulanmıştır.
Fitneye düşme ifadesi hal mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Fitne içinde bulunanlar cehenneme girerler.
اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ cümlesiyle, لَا تَفْتِنّ۪يۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
السُّقُوطُ burada ani olan bir olay hakkında mecaz anlamıyla, istiare olarak kullanılmıştır. Fitneye düşüşleri, kendilerini son derece güvencede gördükleri bir zamanda başlarına geldiğinden, hazırlıklı olunmayan ve aniden gerçekleşen bir düşüş olayına benzetilmiştir. Bu sebeple onların bu durumu, yürüdüğü yolun kolay ve düz olduğunu zanneden ancak (bu gafleti sebebiyle) yoldaki dipsiz bir çukura düşen kimsenin durumu gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
سَقَطُوا kelimesi Übeyy b. Ka’b’ın (r.a.) mushafında سَقَطَ şeklinde müfred olarak geçmiştir. Çünkü ayetteki مَنْ edatı lafzen müfred, mana itibariyle cemidir. Meânî alimleri şöyle demişlerdir: Bu ifadede, herhangi bir niyet ve gayeden ötürü isyan eden kimsenin o niyet ve maksadını Allah Teâlâ’nın mutlaka boşa çıkaracağına bir işaret vardır. Baksana, münafıklar bir fitneye düşmemek için savaşa katılmama yolunu tercih etmişler, Allah Teâlâ da onların fitnenin ta göbeğinde, içinde olduklarını ve zaten ona düşmüş bulunduklarını bildirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cümlenin başında اَلَا tenbihinin zikredilmesi, onların güya fitneden kurtulmaya çalışırken gerçekten fitneye düştüklerini belirtir. Çünkü onların iddiasına göre, fitneye düşmek, yalnız, izinsiz olarak sefere katılmamaktır.
“Fitneye düşmek” ifadesinin kullanılması, bu fitnenin, helak edici bir uçuruma benzetildiğini gösterir ki bu da onların aşağıların aşağısına yuvarlanmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
Fitneye düşmek ifadesinin kullanılması; bu fitnenin helak edici bir uçuruma benzetildiğini gösterir ki bu da onların esfeli safiline yuvarlanmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ
Cümle, atf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Müsned olan مُح۪يطٌ , mezid bab olan افعال ‘nin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir. (Sibel Dokuyucu, Arapçada Sifat-I Müşebbehe Ve İsm-i Fail İle İlişkisi)
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Son cümlede zamir makamında بِالْكَافِر۪ينَ kelimesinin zahir olarak zikredilmesi, savaşa mazeretsiz katılmayanların kafir olduğuna dikkat çekmek için gelen iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ [Cehennem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır.] sözünde istiare vardır. Zira onların cehenneme düşüşü, düşmanın orduyu kuşatmasına veya bileziğin bileği kuşatmasına benzetilmiştir. İsim cümlesinin tercih edilmesi, kuşatma olayının sabit ve devamlı olduğunu göstermek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu cümle, kâfirler için bir ceza vaîdi olup tenbihin kapsamı içindedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
Burada cehennemin kuşatmasından maksat, oradan kaçışlarının mümkün olmamasıdır. Yani kuşatma (ihata), kaçışın-kurtuluşun olmamasından kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مُح۪يطٌ۟ ihata etme fiilinin ism-i failidir. İhata etmek, bir şeyi tam ve mükemmel olarak idrak etmek demektir. Bu kelimenin Allah hakkında kullanılışı mecazîdir. Bir şeyi ihata edip kuşatan onu her tarafından sarar. Bu da cisimlere ait bir sıfattır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)