Tevbe Sûresi 50. Ayet

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ  ٥٠

Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ eğer
2 تُصِبْكَ sana ulaşsa ص و ب
3 حَسَنَةٌ bir iyilik ح س ن
4 تَسُؤْهُمْ onların hoşuna gitmez س و ا
5 وَإِنْ ve eğer
6 تُصِبْكَ sana ulaşsa ص و ب
7 مُصِيبَةٌ bir kötülük ص و ب
8 يَقُولُوا derler ق و ل
9 قَدْ muhakkak
10 أَخَذْنَا biz almıştık ا خ ذ
11 أَمْرَنَا tedbirimizi ا م ر
12 مِنْ -den
13 قَبْلُ önce- ق ب ل
14 وَيَتَوَلَّوْا döner(gider)ler و ل ي
15 وَهُمْ ve onlar
16 فَرِحُونَ sevinirler ف ر ح
 

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ

 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُصِبْكَ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  حَسَنَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  تَسُؤْهُمْۚ  cümlesi şartın cevabıdır.

تَسُؤْهُمْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُصِبْكَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  صوب ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُصِبْكَ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مُص۪يبَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يَقُولُوا  cümlesi şartın cevabıdır.

يَقُولُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Mekulü’l-kavli,  قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا ’dır.  يَقُولُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  اَخَذْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَٓا  fail olarak mahallen merfûdur. اَمْرَنَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.

Mütekellim zamir  نَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مِنْ قَبْلُ  car mecruru  اَخَذْنَٓا  fiiline mütealliktir.  قَبْلُ  cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.

قَبْلَ  ve  بَعْدَ  muzâfun ileyhleri hazfedilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ  zarfı hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُص۪يبَةٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  يَتَوَلَّوْا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. هُمْ فَرِحُونَ  cümlesi,  يَتَوَلَّوْا ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  فَرِحُونَ  haber olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَتَوَلَّوْا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ولي ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ

 

Şart üslubundaki ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiş müstenefedir. Şart cümlesi olan  اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Müsned olan  حَسَنَةٌ ’daki nekrelik kıllet ve nev ifade eder.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  تَسُؤْهُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt istimrar ve teceddüt ifade eder.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

تُصِبْكَ  fiili,  حَسَنَةٌ ’a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan hedefe isabet etme fiili iyiliğe nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

حَسَنَةٌ - تَسُؤْهُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.


  وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ

 

Hükümde ortaklık nedeniyle وَ ’la önceki şart cümlesine, atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. 

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ  , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Fail olan  مُص۪يبَةٌ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder.

تُصِبْكَ  fiili,  مُص۪يبَةٌ ’a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan hedefe isabet etme fiili müsibete nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

يَقُولُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ  cümlesi, tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنْ قَبْلُ  tabirinde  قَبْلُ ‘dan sonra genellikle gelen muzâfun ileyh mahzuftur. Bunun için  قَبْلُ  kelimesi esreyi kabul etmemiştir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.

Bir şeyi elle almak manasındaki (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) أخْذ , bu ayette zararı önlemek manasında müstear olmuştur. Tedbir, elle tutulur maddi bir varlığa benzetilmiştir. Lüzumiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

وَيَتَوَلَّوْا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetteki muzari fiiller hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَهُمْ فَرِحُونَ  cümlesi, يَتَوَلَّوْا  fiilinin failinin halidir. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَرِحُونَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

تُصِبْكَ - مُص۪يبَةٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَسُؤْهُمْۚ  - مُص۪يبَةٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اِنْ - تُصِبْكَ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

حَسَنَةٌ - مُص۪يبَةٌ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı  تَسُؤْهُمْۚ - فَرِحُونَ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

اِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ  cümlesiyle, اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

“İyi ki biz önceden tedbirimizi almışız.” cümlesindeki “önceden” kaydı, o tedbirlerin Müslümanların başına bir musibet geldikten sonra değil, güçlü oldukları zaman alındığı için kendilerince takdir edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)