Tevbe Sûresi 51. Ayet

قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ  ٥١

De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 لَنْ bize
3 يُصِيبَنَا ulaşmaz ص و ب
4 إِلَّا başkası
5 مَا şeyden
6 كَتَبَ yazdığı ك ت ب
7 اللَّهُ Allah’ın
8 لَنَا bizim için
9 هُوَ O’dur
10 مَوْلَانَا bizim sahibimiz و ل ي
11 وَعَلَى
12 اللَّهِ Allah’a
13 فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar و ك ل
14 الْمُؤْمِنُونَ inananlar ا م ن
 

قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ 

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli  لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا  ’dur. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يُص۪يبَنَٓا  fetha ile mansub muzari fiildir. Mütekellim zamiri  نَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا  hasr edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَتَبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olarak mahallen merfûdur. لَنَا  car mecruru  كَتَبَ  fiiline mütealliktir.

Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  مَوْلٰي  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. Mütekellim zamiri  نَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُص۪يبَنَٓا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  صوب ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.     

 

 

 

 

 

 

 وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَلَى اللّٰهِ  car mecruru  يَتَوَكَّلِ  fiiline mütealliktir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كانت الاصابة من الله (Allah'tan bir musibet gelirse...) şeklindedir.

لْ  emir lam’ıdır.  يَتَوَكَّلِ  sükun ile meczum muzari fiildir.  الْمُؤْمِنُونَ  fail olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

يَتَوَكَّلِ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  وكل’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

الْمُؤْمِنُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا  cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

لَنْ , muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefî harfidir. Fiile, asla manası katarak tekid eder.  

Muzari fiil hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Nefy harfi  لَنْ  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan, iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. يُص۪يبَنَٓا  maksûr/sıfat,  مَا  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. “Bize Allah’ın yazdığından başkası kesinlikle isabet etmez.” anlamındadır.

Fail konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nin sıla cümlesi olan  مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا  ifadesinde istiâre sanatı vardır. Burada yazma [ كَتَبَ ] ile kastedilen, hüküm vermek, yargıda bulunmaktır. Allah Teâlanın hükmünü, yazılı şeylerin kalıcılığı gibi sabit ve kalıcı olmaya benzeterek mübalağa yapmak için yazma, hüküm vermek yerine müstear olmuştur. 

Ayette عَلَى  harf-i ceri yerine  لَنَا  harfi kullanılmıştır. Zira Allah Teâlâ’nın kullarına takdir ettiği kader, müminler için devamlı hayırlı olup, onların aleyhlerine değildir. (Abbas Fadıl Hasan, Meani, s. 201)


هُوَ مَوْلٰينَاۚ 

 

Ta’liliyye veya itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin izafetle gelmesi veciz ifade kastına matuftur.

هُوَ مَوْلٰينَا  cümlesi ism-i celâlden hal konumunda veya “Allah’ın bizim için takdir ettiğinden gayrısı başımıza gelmez. Bu sebeple Rabbimizden niyazımız, bizlere içerisinde bizim için er veya geç hayır olan şeyler dışında bir yazgı yazmamasıdır.” manasında itiraz cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 

وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

وَ , atıftır. Cümle Allah Teâlânın sözü olarak  قُلْ  fiiline veya bu fiilin mekulü’l-kavli olan … لَنْ يُص۪يبَنَٓا   cümlesine atfedilmiştir. 

Şart üslubundaki terkipte  وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟  cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَلْيَتَوَكَّلِ  fiiline dahil olan  فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıta harfidir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فَلْيَتَوَكَّلِ  fiiline müteallik olan  عَلَى اللّٰهِ  car mecruru ihtimam için amiline takdim edilmiştir.

Takdiri,   إن كانت الاصابة من الله  (Eğer Allah’tan size bir şey isabet ettiyse…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması azamet, heybet ve muhabbeti artırmak içindir. Bu tekrarda iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ  [Müminler işlerini sadece Allah’a bıraksın.] cümlesinde kasr ifade etmek için, harf-i cerle mecruru fiile takdim edilmiştir. Zamir yerine Allah lafzının getirilmesi ise korku ve heybeti artırmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Mütekellim zamiri ile gelen son cümle, zamir makamında, biz yerine müminler ismiyle geldiği için iltifat vardır. Ayrıca müminler kelimesinde tecrîd sanatı vardır.

مَوْلٰينَاۚ - لْيَتَوَكَّلِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu cümle, eğer söylenmesi emredilen kelama dahil ise zamir makamında Allah Teâlâ'nın ism-i celilinin zahir olarak zikredilmesi, teberrük ve lezzet izhar etmek içindir; yok eğer Allah Teâlâ'nın, müminlere tevekkülü emreden, doğrudan doğruya Allah Teâlâ tarafından sevk edilmiş bir kelamı ise zaten mana açıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)