لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَٓاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ وَهُمْ كَارِهُونَ ٤٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَقَدِ | andolsun ki |
|
| 2 | ابْتَغَوُا | istediler |
|
| 3 | الْفِتْنَةَ | fitne çıkarmak |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | قَبْلُ | önceden de |
|
| 6 | وَقَلَّبُوا | ve ters çevirdiler |
|
| 7 | لَكَ | sana |
|
| 8 | الْأُمُورَ | nice işleri |
|
| 9 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 10 | جَاءَ | geldi |
|
| 11 | الْحَقُّ | hak |
|
| 12 | وَظَهَرَ | galebe çaldı |
|
| 13 | أَمْرُ | emri |
|
| 14 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 15 | وَهُمْ | ve onlar |
|
| 16 | كَارِهُونَ | istemedikleri halde |
|
48-54.ayetlerin tefsiri aşağıdaki linkte yer almaktadır. Ayet başlıklarında ayrıca verilmemiştir.
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1277/42-57-ayet-tefsiri
لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَٓاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ وَهُمْ كَارِهُونَ
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
ابْتَغَوُا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْفِتْنَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru ابْتَغَوُا fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَلَّبُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَكَ car mecruru قَلَّبُوا fiiline mütealliktir. الْاُمُورَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْحَقُّ fail olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel قَلَّبُوا fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. ظَهَرَ atıf harfi وَ ile جَٓاءَ ‘ye matuftur.
ظَهَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَمْرُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. كَارِهُونَ haber olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ابْتَغَوُا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بغي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قَلَّبُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قلب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
كَارِهُونَ kelimesi sülâsî mücerredi كره olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَٓاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ وَهُمْ كَارِهُونَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
مِنْ قَبْلُ tabirinde قَبْلُ ‘dan sonra genellikle gelen muzâfun ileyh mahzuftur. Bunun için قَبْلُ kelimesi esreyi kabul etmemiştir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim hazfedilmiş, vurgu kasemin cevabına yapılmıştır.
وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ حَتّٰى جَٓاءَ الْحَقُّ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَكَ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
وَقَلَّبُوا لَكَ الْاُمُورَ ifadesinde istiare sanatı vardır. قَلَّبُوا fiili tuzak, entrika manasında müsteardır. İşler, çevirince bozulan bir şeye benzetilmiştir. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı جَٓاءَ الْحَق cümlesi, mecrur mahaldedir. حَتّٰى ile birlikte قَلَّبُوا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
حَتّٰى جَٓاءَ الْحَقُّ (Hak gelinceye kadar) sözünde geçen جَٓاءَ fiilinde istiare sanatı vardır. Gelmek anlamındaki جَٓاءَ maddi, hissi şeyler için kullanılır. Hak, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu isnad haberin gerçekliğini artırmak için mübalağadır. Bu ifadede ayrıca tecessüm sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَظَهَرَ اَمْرُ اللّٰهِ cümlesi masdar-ı müevvel cümlesine atıf harfi وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Masdar tevilindeki cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf, fail konumundaki اَمْرُ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan اَمْرُ , şan ve şeref kazanmıştır.
Hal وَ ’ıyla gelen وَهُمْ كَارِهُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan كَارِهُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlesi ve ism-i faile isnad, onların hoşlanmadıklarının sabit bir durum olduğuna işaret etmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
ابْتَغَوُا - كَارِهُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الْاُمُورَ - اَمْرُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَبْلُ - قَلَّبُوا kelimeleri arasında iştikak cinas-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetteki الْحَقُّ kelimesi ile Kur’an ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) tebliği (dini) murad edilmiştir. Sanki üstü örtülü imiş gibi olan Allah’ın emri artık ortaya çıkmıştır. Ayetteki اَمْرُ اللّٰهِ ifadesi ile Allah’ın ortaya çıkardığı ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) şeriatının kuvvetlenmesinde müessir kıldığı sebepler kastedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَكَ ifadesindeki lam illet manasındadır. Yani لِأجْلِكَ manasındadır. Mücmel olduğundan لَقَدِ ابْتَغَوُا الفِتْنَةَ مِن قَبْلُ ifadesi ona açıklık getirmiştir. Senin ve Müslümanların durumları sebebiyle ortaya çıkan bir fitnenin peşinden gittiler manasındadır. Elif-lam cins içindir. Yani bu işler, bazısını bildiğiniz bazısını ise bilmediğiniz işlerdir. حَتّى ise iş çevirmelerinde vardıkları uç noktaya işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ ٤٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمِنْهُمْ | ve içlerinden |
|
| 2 | مَنْ | kimseler |
|
| 3 | يَقُولُ | derler |
|
| 4 | ائْذَنْ | izin ver |
|
| 5 | لِي | bana |
|
| 6 | وَلَا | ve |
|
| 7 | تَفْتِنِّي | beni fitneye düşürme |
|
| 8 | أَلَا | iyi bilinki |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | الْفِتْنَةِ | onlar zaten fitneye |
|
| 11 | سَقَطُوا | düşmüşlerdir |
|
| 12 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 13 | جَهَنَّمَ | cehennem |
|
| 14 | لَمُحِيطَةٌ | kuşatacaktır |
|
| 15 | بِالْكَافِرِينَ | kafirleri |
|
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem haberin sıfatına mütealliktir. Takdiri, بعض منهم şeklindedir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَقُولُ ائْذَنْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir هو’dir.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli, ائْذَنْ ل۪ي ’dir. يَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
ائْذَنْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. ل۪ي car mecruru ائْذَنْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَفْتِنّ۪ي dua manasında, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olup mahallen mansubdur. اَلَا tembih harfidir. فِي الْفِتْنَةِ car mecruru سَقَطُوا fiiline mütealliktir.
سَقَطُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَلَا Konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
جَهَنَّمَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.
مُح۪يطَةٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. بِالْكَافِر۪ينَ car mecruru مُح۪يطَةٌ ’e müteallik olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
الْكَافِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
مُح۪يطَةٌ kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي وَلَا تَفْتِنّ۪يۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنْهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan يَقُولُ ائْذَنْ ل۪ي cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan ائْذَنْ ل۪ي cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan وَلَا تَفْتِنّ۪ي cümlesi atıf harfi وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Savaşa gitmeyi istemek, orada gayret göstererek mücadele etmek fitne yerine konmuştur. Sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiş müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَلَا tenbih harfidir, tekid ifade eder. Cümlede car mecrurun önemine binaen amiline takdimi, takdim-tehir sanatıdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اَلَا tahdîd (teşvik) ilişkisi kurar. Fiilin teşvik yoluyla ve şiddetli bir şekilde yerine getirilmesini talep eder. Arz için kullanıldığında ise fiilin yumuşak bir biçimde yapılmasının istenmesidir. Diğer tahdîd edatlarındaki özelliğe sahip olup tevbih ve tendim ifade etmez. (Abdullah Hacibekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler Doktora Tezi)
الْفِتْنَةِ - لَا تَفْتِنّ۪يۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فِي الْفِتْنَةِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. Bu harfteki zarfiyet manası dolayısıyla fitne içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü fitne, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle fitnenin onları her şekilde sardığı ifade edilerek, şiddeti vurgulanmıştır.
Fitneye düşme ifadesi hal mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Fitne içinde bulunanlar cehenneme girerler.
اَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواۜ cümlesiyle, لَا تَفْتِنّ۪يۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
السُّقُوطُ burada ani olan bir olay hakkında mecaz anlamıyla, istiare olarak kullanılmıştır. Fitneye düşüşleri, kendilerini son derece güvencede gördükleri bir zamanda başlarına geldiğinden, hazırlıklı olunmayan ve aniden gerçekleşen bir düşüş olayına benzetilmiştir. Bu sebeple onların bu durumu, yürüdüğü yolun kolay ve düz olduğunu zanneden ancak (bu gafleti sebebiyle) yoldaki dipsiz bir çukura düşen kimsenin durumu gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
سَقَطُوا kelimesi Übeyy b. Ka’b’ın (r.a.) mushafında سَقَطَ şeklinde müfred olarak geçmiştir. Çünkü ayetteki مَنْ edatı lafzen müfred, mana itibariyle cemidir. Meânî alimleri şöyle demişlerdir: Bu ifadede, herhangi bir niyet ve gayeden ötürü isyan eden kimsenin o niyet ve maksadını Allah Teâlâ’nın mutlaka boşa çıkaracağına bir işaret vardır. Baksana, münafıklar bir fitneye düşmemek için savaşa katılmama yolunu tercih etmişler, Allah Teâlâ da onların fitnenin ta göbeğinde, içinde olduklarını ve zaten ona düşmüş bulunduklarını bildirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cümlenin başında اَلَا tenbihinin zikredilmesi, onların güya fitneden kurtulmaya çalışırken gerçekten fitneye düştüklerini belirtir. Çünkü onların iddiasına göre, fitneye düşmek, yalnız, izinsiz olarak sefere katılmamaktır.
“Fitneye düşmek” ifadesinin kullanılması, bu fitnenin, helak edici bir uçuruma benzetildiğini gösterir ki bu da onların aşağıların aşağısına yuvarlanmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
Fitneye düşmek ifadesinin kullanılması; bu fitnenin helak edici bir uçuruma benzetildiğini gösterir ki bu da onların esfeli safiline yuvarlanmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ
Cümle, atf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Müsned olan مُح۪يطٌ , mezid bab olan افعال ‘nin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir. (Sibel Dokuyucu, Arapçada Sifat-I Müşebbehe Ve İsm-i Fail İle İlişkisi)
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Son cümlede zamir makamında بِالْكَافِر۪ينَ kelimesinin zahir olarak zikredilmesi, savaşa mazeretsiz katılmayanların kafir olduğuna dikkat çekmek için gelen iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَ [Cehennem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır.] sözünde istiare vardır. Zira onların cehenneme düşüşü, düşmanın orduyu kuşatmasına veya bileziğin bileği kuşatmasına benzetilmiştir. İsim cümlesinin tercih edilmesi, kuşatma olayının sabit ve devamlı olduğunu göstermek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu cümle, kâfirler için bir ceza vaîdi olup tenbihin kapsamı içindedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
Burada cehennemin kuşatmasından maksat, oradan kaçışlarının mümkün olmamasıdır. Yani kuşatma (ihata), kaçışın-kurtuluşun olmamasından kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مُح۪يطٌ۟ ihata etme fiilinin ism-i failidir. İhata etmek, bir şeyi tam ve mükemmel olarak idrak etmek demektir. Bu kelimenin Allah hakkında kullanılışı mecazîdir. Bir şeyi ihata edip kuşatan onu her tarafından sarar. Bu da cisimlere ait bir sıfattır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ ٥٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنْ | eğer |
|
| 2 | تُصِبْكَ | sana ulaşsa |
|
| 3 | حَسَنَةٌ | bir iyilik |
|
| 4 | تَسُؤْهُمْ | onların hoşuna gitmez |
|
| 5 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 6 | تُصِبْكَ | sana ulaşsa |
|
| 7 | مُصِيبَةٌ | bir kötülük |
|
| 8 | يَقُولُوا | derler |
|
| 9 | قَدْ | muhakkak |
|
| 10 | أَخَذْنَا | biz almıştık |
|
| 11 | أَمْرَنَا | tedbirimizi |
|
| 12 | مِنْ | -den |
|
| 13 | قَبْلُ | önce- |
|
| 14 | وَيَتَوَلَّوْا | döner(gider)ler |
|
| 15 | وَهُمْ | ve onlar |
|
| 16 | فَرِحُونَ | sevinirler |
|
اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُصِبْكَ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. حَسَنَةٌ fail olup damme ile merfûdur.
فَ karînesi olmadan gelen تَسُؤْهُمْۚ cümlesi şartın cevabıdır.
تَسُؤْهُمْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُصِبْكَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُصِبْكَ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُص۪يبَةٌ fail olup damme ile merfûdur.
فَ karînesi olmadan gelen يَقُولُوا cümlesi şartın cevabıdır.
يَقُولُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Mekulü’l-kavli, قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا ’dır. يَقُولُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَخَذْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اَمْرَنَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.
Mütekellim zamir نَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru اَخَذْنَٓا fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazfedilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُص۪يبَةٌ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. يَتَوَلَّوْا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. هُمْ فَرِحُونَ cümlesi, يَتَوَلَّوْا ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. فَرِحُونَ haber olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَوَلَّوْا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ
Şart üslubundaki ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiş müstenefedir. Şart cümlesi olan اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنْ şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder.
Müsned olan حَسَنَةٌ ’daki nekrelik kıllet ve nev ifade eder.
فَ karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan تَسُؤْهُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt istimrar ve teceddüt ifade eder.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
تُصِبْكَ fiili, حَسَنَةٌ ’a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan hedefe isabet etme fiili iyiliğe nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
حَسَنَةٌ - تَسُؤْهُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَاِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
Hükümde ortaklık nedeniyle وَ ’la önceki şart cümlesine, atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fail olan مُص۪يبَةٌ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder.
تُصِبْكَ fiili, مُص۪يبَةٌ ’a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan hedefe isabet etme fiili müsibete nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
فَ karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
يَقُولُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ قَبْلُ tabirinde قَبْلُ ‘dan sonra genellikle gelen muzâfun ileyh mahzuftur. Bunun için قَبْلُ kelimesi esreyi kabul etmemiştir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
Bir şeyi elle almak manasındaki (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) أخْذ , bu ayette zararı önlemek manasında müstear olmuştur. Tedbir, elle tutulur maddi bir varlığa benzetilmiştir. Lüzumiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
وَيَتَوَلَّوْا cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki muzari fiiller hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal وَ ’ıyla gelen وَهُمْ فَرِحُونَ cümlesi, يَتَوَلَّوْا fiilinin failinin halidir. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَرِحُونَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
تُصِبْكَ - مُص۪يبَةٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تَسُؤْهُمْۚ - مُص۪يبَةٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِنْ - تُصِبْكَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
حَسَنَةٌ - مُص۪يبَةٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı تَسُؤْهُمْۚ - فَرِحُونَ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
اِنْ تُصِبْكَ مُص۪يبَةٌ يَقُولُوا قَدْ اَخَذْنَٓا اَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ cümlesiyle, اِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
“İyi ki biz önceden tedbirimizi almışız.” cümlesindeki “önceden” kaydı, o tedbirlerin Müslümanların başına bir musibet geldikten sonra değil, güçlü oldukları zaman alındığı için kendilerince takdir edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ٥١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | لَنْ | bize |
|
| 3 | يُصِيبَنَا | ulaşmaz |
|
| 4 | إِلَّا | başkası |
|
| 5 | مَا | şeyden |
|
| 6 | كَتَبَ | yazdığı |
|
| 7 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 8 | لَنَا | bizim için |
|
| 9 | هُوَ | O’dur |
|
| 10 | مَوْلَانَا | bizim sahibimiz |
|
| 11 | وَعَلَى |
|
|
| 12 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 13 | فَلْيَتَوَكَّلِ | dayansınlar |
|
| 14 | الْمُؤْمِنُونَ | inananlar |
|
قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ هُوَ مَوْلٰينَاۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يُص۪يبَنَٓا fetha ile mansub muzari fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl مَا fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَتَبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olarak mahallen merfûdur. لَنَا car mecruru كَتَبَ fiiline mütealliktir.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مَوْلٰي haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. Mütekellim zamiri نَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُص۪يبَنَٓا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلَى اللّٰهِ car mecruru يَتَوَكَّلِ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كانت الاصابة من الله (Allah'tan bir musibet gelirse...) şeklindedir.
لْ emir lam’ıdır. يَتَوَكَّلِ sükun ile meczum muzari fiildir. الْمُؤْمِنُونَ fail olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
يَتَوَكَّلِ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
الْمُؤْمِنُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَاۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَنْ يُص۪يبَنَٓا اِلَّا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
لَنْ , muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefî harfidir. Fiile, asla manası katarak tekid eder.
Muzari fiil hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Nefy harfi لَنْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan, iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. يُص۪يبَنَٓا maksûr/sıfat, مَا maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. “Bize Allah’ın yazdığından başkası kesinlikle isabet etmez.” anlamındadır.
Fail konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nin sıla cümlesi olan مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَنَا ifadesinde istiâre sanatı vardır. Burada yazma [ كَتَبَ ] ile kastedilen, hüküm vermek, yargıda bulunmaktır. Allah Teâlanın hükmünü, yazılı şeylerin kalıcılığı gibi sabit ve kalıcı olmaya benzeterek mübalağa yapmak için yazma, hüküm vermek yerine müstear olmuştur.
Ayette عَلَى harf-i ceri yerine لَنَا harfi kullanılmıştır. Zira Allah Teâlâ’nın kullarına takdir ettiği kader, müminler için devamlı hayırlı olup, onların aleyhlerine değildir. (Abbas Fadıl Hasan, Meani, s. 201)
هُوَ مَوْلٰينَاۚ
Ta’liliyye veya itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin izafetle gelmesi veciz ifade kastına matuftur.
هُوَ مَوْلٰينَا cümlesi ism-i celâlden hal konumunda veya “Allah’ın bizim için takdir ettiğinden gayrısı başımıza gelmez. Bu sebeple Rabbimizden niyazımız, bizlere içerisinde bizim için er veya geç hayır olan şeyler dışında bir yazgı yazmamasıdır.” manasında itiraz cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
وَ , atıftır. Cümle Allah Teâlânın sözü olarak قُلْ fiiline veya bu fiilin mekulü’l-kavli olan … لَنْ يُص۪يبَنَٓا cümlesine atfedilmiştir.
Şart üslubundaki terkipte وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟ cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline dahil olan فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıta harfidir. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فَلْيَتَوَكَّلِ fiiline müteallik olan عَلَى اللّٰهِ car mecruru ihtimam için amiline takdim edilmiştir.
Takdiri, إن كانت الاصابة من الله (Eğer Allah’tan size bir şey isabet ettiyse…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması azamet, heybet ve muhabbeti artırmak içindir. Bu tekrarda iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ [Müminler işlerini sadece Allah’a bıraksın.] cümlesinde kasr ifade etmek için, harf-i cerle mecruru fiile takdim edilmiştir. Zamir yerine Allah lafzının getirilmesi ise korku ve heybeti artırmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Mütekellim zamiri ile gelen son cümle, zamir makamında, biz yerine müminler ismiyle geldiği için iltifat vardır. Ayrıca müminler kelimesinde tecrîd sanatı vardır.
مَوْلٰينَاۚ - لْيَتَوَكَّلِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu cümle, eğer söylenmesi emredilen kelama dahil ise zamir makamında Allah Teâlâ'nın ism-i celilinin zahir olarak zikredilmesi, teberrük ve lezzet izhar etmek içindir; yok eğer Allah Teâlâ'nın, müminlere tevekkülü emreden, doğrudan doğruya Allah Teâlâ tarafından sevk edilmiş bir kelamı ise zaten mana açıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِۜ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ فَتَرَبَّصُٓوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ ٥٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | هَلْ |
|
|
| 3 | تَرَبَّصُونَ | gözetiyor musunuz? |
|
| 4 | بِنَا | bizim için |
|
| 5 | إِلَّا | yalnız |
|
| 6 | إِحْدَى | birini |
|
| 7 | الْحُسْنَيَيْنِ | iki iyilikten |
|
| 8 | وَنَحْنُ | ama biz |
|
| 9 | نَتَرَبَّصُ | gözetiyoruz |
|
| 10 | بِكُمْ | size |
|
| 11 | أَنْ |
|
|
| 12 | يُصِيبَكُمُ | ulaştırmasını |
|
| 13 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 14 | بِعَذَابٍ | bir azab |
|
| 15 | مِنْ |
|
|
| 16 | عِنْدِهِ | kendi tarafından |
|
| 17 | أَوْ | veya |
|
| 18 | بِأَيْدِينَا | bizim ellerimizle |
|
| 19 | فَتَرَبَّصُوا | haydi gözetin |
|
| 20 | إِنَّا | biz de |
|
| 21 | مَعَكُمْ | sizinle beraber |
|
| 22 | مُتَرَبِّصُونَ | gözetenleriz |
|
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ nefiy manasında istifham harfidir. تَرَبَّصُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِنَٓا car mecruru تَرَبَّصُونَ fiiline mütealliktir.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اِحْدَى mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. Aynı zamanda muzâftır. الْحُسْنَيَيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için ي ile mecrurdur.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَرَبَّصُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ربص ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir نَحْنُ mübteda olarak mahallen merfûdur. نَتَرَبَّصُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
نَتَرَبَّصُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِكُمْ car mecruru نَتَرَبَّصُ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُص۪يبَكُمُ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. بِعَذَابٍ car mecruru يُص۪يبَكُمُ fiiline mütealliktir. مِنْ عِنْدِه۪ٓ car mecruru عَذَابٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Maksur isimdir. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. بِاَيْد۪ينَا car mecruru عَذَابٍ ‘nin mahzuf sıfatına müteallik olup mukadder kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَوْ : Türkçede veya, yahut, ya da yoksa kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi) denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ألأيدي kelimesi mankus isimlerdendir. Çoğuldur. Nekre geldiği zaman sonundaki ي harfi hazf edilir. Ref ve cer hallerinde sonunda damme ve kesra takdir edilir. Mansub olduğunda ي harfi hazf olmaz. Görünür ve sonuna tenvin elifi gelir. يد kelimesinin bir diğer çoğulu أياد şeklindedir. Aynı şekilde irab edilir. Ancak gayrı munsarıf olduğu için tenvin almaz.
يُص۪يبَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَتَرَبَّصُٓوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كان كلّ يلقى ما ينتظره فتربّصوا (Onun beklediği şeyle karşılaşmayı herkes beklerse siz de bekleyin.) şeklindedir.
تَرَبَّصُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَعَ mekân zarfı مُتَرَبِّصُونَ ‘a mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُتَرَبِّصُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مُتَرَبِّصُونَ sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ cümlesi, muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. İstifham harfi هَلْ , nefy manasındadır. Nefy manadaki هَلْ , soru harfi اِلَّا ile birlikte kasr oluşturmuştur. İki tekid unsuru sayılan kasr, fiil ve mef’ûl arasındadır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. تَرَبَّصُونَ maksûr/sıfat, اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ maksûrun aleyh/mevsûftur.
Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. O mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur بِنَٓا , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen تَرَبَّصُونَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Bu ayette de قُلْ emrinin tekrar edilmesi; emrin son derece önemli olduğunu göstermek ve bunun birinciden farklı olduğunu siyakta da belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Mekulü’l-kavle matuf olan وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında tezat ilişkisi bulunan cümlelerdeki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ cümlesi, müsneddir. Muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ cümlesi, masdar teviliyle نَتَرَبَّصُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, korkuyu artırmak ve tehdit içindir.
Başındaki harfi cerle يُص۪يبَكُمُ fiiline müteallik olan عَذَابٍ kelimesindeki tenvin kesret, nev ve tazim ifade eder.
بِعَذَابٍ ‘in mahzuf sıfatına müteallik, veciz ifade kastına matuf عِنْدِه۪ٓ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِنْدِ, şan ve şeref kazanmıştır.
Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için mecaz olarak kullanılır. Bir şeyi kontrol altında tutmak manasında da mecazî olarak kullanılır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Enam/57)
اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ car-mecruru, muhayyerlik ifade eden اَوْ atıf harfiyle مِنْ عِنْدِه۪ٓ ‘ye atfedilmiştir.
بِاَيْد۪ينَاۘ ifadesi, cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Genellikle işler, ellerle yapıldığı için ‘tarafımızdan’ manasında kullanılmıştır.
هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَٓا اِلَّٓا اِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ cümlesiyle وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ اَنْ يُص۪يبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِه۪ٓ اَوْ بِاَيْد۪ينَاۘ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
فَتَرَبَّصُٓوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن كان كلّ يلقى ما ينتظره (Herkes beklediğini alırsa...) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَتَرَبَّصُٓوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir sıygasında olduğu halde vaz edildiği mana dışında korkutma, gözdağı verme, zarar göreceğini bildirme anlamında kullanılarak tehdit manasında gelmiştir. Dolayısıyla cümle mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ cümlesi تَرَبَّصُٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekid edilen isim cümleleri, muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mekân zarfı مَعَكُمْ siyaktaki önemine binaen amiline takdim edilmiştir.
Müsned olan مُتَرَبِّصُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
تَرَبَّصُونَ - نَتَرَبَّصُ - تَرَبَّصُٓوا - مُتَرَبِّصُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تَرَبَّصُ fiili ayette dört defa geçmiştir. Tekrar eden lafızlar muhatabın dikkatini çeker.
Tefa’ul babı ortaklık ifade eder. Yani iki kişi veya iki kesim arasında müşterek olan eylemler için kullanılır. Bu fiilin aşamalı olarak gerçekleştiğine işaret eder.
قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٥٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | أَنْفِقُوا | sadaka verin |
|
| 3 | طَوْعًا | gönüllü |
|
| 4 | أَوْ | veya |
|
| 5 | كَرْهًا | gönülsüz |
|
| 6 | لَنْ |
|
|
| 7 | يُتَقَبَّلَ | kabul edilmeyecektir |
|
| 8 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 9 | إِنَّكُمْ | çünkü siz |
|
| 10 | كُنْتُمْ | oldunuz |
|
| 11 | قَوْمًا | bir kavim |
|
| 12 | فَاسِقِينَ | yoldan çıkan |
|
قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, اَنْفِقُوا طَوْعاً ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْفِقُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. طَوْعًا hal olup fetha ile mansubdur. كَرْهًا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يُتَقَبَّلَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. اَنْفِقُوا fiilinin delaletiyle naib-i fail mahzuftur. Takdiri, لن يتقبّل منكم ما أنفقتموه (İnfak ettiğiniz şeyler asla kabul edilmeyecektir.) şeklindedir. مِنْكُمْ car mecruru يُتَقَبَّلَ fiiline mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْفِقُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نفق ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
يُتَقَبَّلَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi قبل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كُنْتُمْ ‘ün dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تُمْ muttasıl zamir كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. قَوْماً kelimesi كُنْتُمْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur. فَاسِق۪ينَ kelimesi قَوْماً ’in sıfatı olup nasb alameti ي ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاسِق۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi فسق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir sıygasında olduğu halde vaz edildiği mana dışında korkutma, gözdağı verme, meydan okuma manasında gelmiştir. Dolayısıyla cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
طَوْعاً - كَرْهاً (İsteyerek - istemeyerek) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve muvazene sanatları vardır.
طَوْعاً hal konumunda mansubdur. كَرْهاً , aynı kalıpta gelerek, tezat nedeniyle طَوْعاً ’a atfedilmiştir. Masdar kalıbında gelmeleri, mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Bu halin zamandan ari oluşuna işaret eder.
Beyzâvî ayetteki emrin, ihbârî anlamda olup münafıkların dünya ve ahirette başlarına gelecek durumu anlattığını söylemiştir. Bu ifadenin emir sıygasında gelmesi, anlatılan durumun kesinlikle vâki olacağını bildirmek içindir.
Cenab-ı Hakk, طَوْعاً اَوْ كَرْهاً [Gerek gönül rızasıyla gerek istemeyerek…] buyurmuştur. Bu iki masdar ile ism-i fail manası kastedilmiştir. Yani bunlar, طَائِعِينَ اَوْ كَارِهِينَ “isteyenler veya istemeyenler olarak” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Emir üslubunda olması, adem-i kabulde her ikisinin de eşit olduğunu kuvvetlice ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ولا يُنْفِقُونَ إلّا وهم كارِهُونَ ayetinde onların ancak gönülsüzce infak ettikleri belirtildikten sonra burada طَوْعًا ibaresiyle belli durumlarda kısmî rıza ile yaptıkları infakın da razı olmadan yapılan infakın kapsamına girdiği ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle her ne kadar zahiren emir şeklinde ise de bir şart ve ceza (cevap) manasındadır. Bunun manası, “İster isteyerek ister isteksiz olarak infak edin, yaptığınız infak kesinlikle kabul olunmayacaktır.” şeklindedir. Haber ve emir şeklindeki cümleler, birbirine yakındırlar. Binaenaleyh bunların her birinin, diğeri yerinde kullanılması güzel ve yerindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümleye istikbalde asla manası kazandıran nefy harfi لَنْ aynı zamanda tekid ifade eder. Menfi muzari fiil cümlesi faide-i haber talebî kelamdır.
يُتَقَبَّلَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin haberi olan كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ , nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. كُنْتُمْ ’un haberi قَوْماً ‘dir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاسِق۪ينَ kelimesi قَوْماً için sıfattır. İsm-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, C. 5, Duhan s.124)
Son cümlede zamir makamında فَاسِق۪ينَ kelimesinin zahir olarak zikredilmesi mevzubahis kimselerin fasık olduğuna dikkat çekmek için yapılan iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
Bu cümle, infak ettikleri mallarının kabul edilmeyişinin, onların fasık olmaları yüzünden olduğuna bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِه۪ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ ٥٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve |
|
| 2 | مَنَعَهُمْ | engel olan |
|
| 3 | أَنْ |
|
|
| 4 | تُقْبَلَ | kabul edilmesine |
|
| 5 | مِنْهُمْ | kendilerinden |
|
| 6 | نَفَقَاتُهُمْ | sadakalarının |
|
| 7 | إِلَّا | sadece şudur |
|
| 8 | أَنَّهُمْ | onların |
|
| 9 | كَفَرُوا | inkar etmeleridir |
|
| 10 | بِاللَّهِ | Allah’ı |
|
| 11 | وَبِرَسُولِهِ | ve elçisini |
|
| 12 | وَلَا | ve |
|
| 13 | يَأْتُونَ | gelmemeleridir |
|
| 14 | الصَّلَاةَ | namaza |
|
| 15 | إِلَّا | dışında |
|
| 16 | وَهُمْ | onlar |
|
| 17 | كُسَالَىٰ | üşene üşene |
|
| 18 | وَلَا | ve |
|
| 19 | يُنْفِقُونَ | sadaka vermemeleri |
|
| 20 | إِلَّا | dışında |
|
| 21 | وَهُمْ | onlar |
|
| 22 | كَارِهُونَ | istemeye istemeye |
|
وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِه۪
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. مَنَعَهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf من harf-i ceriyle مَنَعَهُمْ fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُقْبَلَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. مِنْهُمْ car mecruru تُقْبَلَ fiiline mütealliktir. نَفَقَاتُهُمْ naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنَّ ve masdar-ı müevvel مَنَعَهُمْ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamiri أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَفَرُوا cümlesi, أَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru كَفَرُوا fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. بِرَسُولِه۪ car mecruru كَفَرُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يَأْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَأْتُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır. هُمْ كُسَالٰى cümlesi, يَأْتُونَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. كُسَالٰى haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُنْفِقُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. هُمْ كَارِهُونَ cümlesi يُنْفِقُونَ ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. كَارِهُونَ haber olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
يُنْفِقُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نفق ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَارِهُونَ kelimesi sülâsî mücerredi كره olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِه۪
Ta’lil ve beyan manasındaki cümle atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mazi fiil sıygasındaki cümle iki tekit hükmündeki kasrla tekid edilmiştir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen من harfiyle birlikte مَنَعَهُمْ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهُمْ car mecruru durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
تُقْبَلَ fiili meçhul bina edilerek, mef’ûle dikkat çekilmiştir.
مَا ve اِلَّٓا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. مَنَعَهُمْ , maksur/sıfat, fail konumundaki masdar-ı müevvel, maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Onların nafakalarının kabul edilmemesinin sadece Allah ve Resulüne küfretmeleri sebebiyle olduğunu ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur masdar-ı müevvel, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِه۪ , masdar tevilinde مَنَعَهُمْ fiilinin faili konumundadır. Masdar-ı müevvel; اَنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ’nin haberi olan كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede اَنَّ ’nin haberinin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr, 1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Allah’a inanmayanın peygambere de inanması söz konusu olamayacağından وَبِرَسُولِه۪ ‘nin, بِاللّٰهِ ‘ye atfı, umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَسُولِه۪ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan رَسُولِ şan ve şeref kazanmıştır.
وَلَا يَأْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى
Cümle atıf harfi وَ ‘la, اَنَّ ‘nin haberi olan … كَفَرُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır. Cümle kasr sebebiyle olumlu mana kazanmıştır.
Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir.
وَ ‘la gelen وَهُمْ كُسَالٰى cümlesi, يَأْتُونَ ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَا ve اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille hal arasındadır. يَأْتُونَ , maksur/sıfat, هُمْ كُسَالٰى maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu hale hasredilmiştir. “Namaza sadece ve sadece tembellikle gelirler.” demektir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Cümlede bir yergi ifadesinden istisna edilerek başka bir yergi ifadesinin getirilmesi şeklindeki te’kîdü’z-zem sanatı vardır.
وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
Cümle, atıf harfi وَ ’la …لَا يَأْتُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Kasr üslubuyla tekid edilmiş muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. لَا ve اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille ile hal arasındadır. يُنْفِقُونَ , maksur/sıfat, هُمْ كَارِهُونَ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu hale hasredilmiştir. “Onlar sadece istemeyerek infak ederler.” demektir.
هُمْ كَارِهُونَ cümlesi يُنْفِقُونَ ’deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan كَارِهُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Bu cümlede de bir yergi ifadesinden istisna edilerek başka bir yergi ifadesinin getirilmesi şeklindeki te’kîdü’z-zem sanatı vardır.
لَا يُنْفِقُونَ - نَفَقَاتُهُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَارِهُونَ - كُسَالٰى kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İnfaklarının kabul edilmeme sebeplerinin sayıldığı ayette taksim sanatı vardır.
Kendimizde bu alametleri görüyorsak bu bizim münafık olduğumuzu göstermez. Bunların tersini yaparak kendimizi tedavi etmeye çalışalım.
Kabule engel olan mutlak fısk ve günah değil, küfürdür. Ve önceki كَرْهاً tabiri belli olan isteksizliği, ikinci كَارِهُونَ ise içlerindeki mutlak isteksizliği ifade eder. Bir açıdan isteyerek yapılıyormuş gibi görülen şeyin, bir başka açıdan isteksizlik olmasında da bir çelişki yoktur. Burada açıklanmak istenen şey münafıkların ruh halleridir. Art düşünceyle yaptıkları ve gönüllü olarak yapıyormuş gibi gösterdikleri bu fiilleri, iyi niyete dayalı olarak yapılan öteki işleri ilgilendirmez. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Ayetin zahiri, şu üç şeyin yani Allah ve Resulullah’ı inkâr, namazı ancak üşene üşene kılmak ve isteksiz olarak infakta bulunma hususlarının üçünün birden bulunuşunun, bu kabul edilmeyişe sebep olduğuna delalet etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ilmi, s. 201-202)
Bazen sadece, aklına gelen her şeyi dışarıya yansıtmak istersin. Aslında tam olarak, neyi içinden atman gerektiğinden emin olamazsın. Aynı kabın içindeki, sayısız malzemeyi itinayla ayıkladığında, baş roldeki malzemenin netleşeceğini umarsın. Belki gözlerin kapalı, belki açık; derin bir nefes alıp, zihninin dünyasına dalarsın. Eline aldığın ilk şeyi, zihninden dışarıya yollarsın. İster sese dönüştür, ister yazıya ya da resme.
Bazen ne dinleyene, ne okuyana, ne de bir görene ihtiyacın olur. Hedefin, birbirine sarılmış doğru düşünce ve duyguyu keşfedip, ifade etmektir. Bilirsin ki, o bir anahtardır. Geçmişinle geleceğin arasındaki bağı koparman için, geçmişte yaşadığın her bir şeyin üzerine tek tek kapıyı kapatabilmek için, gelecekte ne yaşarsan yaşa geçmişe hasretle sarılmamak için ve şimdiki zamanda yüksüz, ferah ve rahat ilerleyebilmek için.
Bulduğun anahtar; değer de belki önemsiz, belki de önemli, belki elle tutulur, belki de ne elle tutulur, ne de gözle görülür. Bazen senin için en iyisi, insanlara göremeyecekleri bir şeyi gösterme çabasından vazgeçip, arkana yaslanıp beklemektir. Neyi beklemek?
Kendi kendine mırıldanırsın. Neyi bekliyorum? Yaşadığın, karşılaştığın, duyduğun, hayal ettiğin, gördüğün, düşündüğün ve hissettiğin hiçbir şey tesadüf değil. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı alemleri yaratan kim? Allah. Senin yaşadığın her andan haberdar olan kim? Allah. Sana şah damarından daha yakın olan kim? Allah.
Gönlün ve zihnin tevekkülü bekliyor. Sana her verilenle Allah’a tevekkül ettiğinde, eninde sonunda karanlık sandığın her yer aydınlanır, düğüm sandıkların ise kendi kendilerine çözülür.
“De ki: «Bize hiçbir zaman Allah’ın yazdığından başkası ulaşmaz. O, bizim Mevlamızdır ve mü’minler onun için yalnız Allah’a dayanıp güvensinler!»” Tevbe:51
Âmennâ ve saddaknâ!
Her anında Rabbini hatırlayanlardan. Duanın kıymetini bilenlerden. Tevekkülde gizlenmiş sırrı öğrenenlerden ve hakkıyla Allah’a tevekkül edenlerden. Göklerde, mütevekkil kullar arasında anılanlardan olmak duasıyla.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji