Tevbe Sûresi 73. Ayet

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ  ٧٣

Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 النَّبِيُّ peygamber ن ب ا
3 جَاهِدِ cihad et ج ه د
4 الْكُفَّارَ kafirlerle ك ف ر
5 وَالْمُنَافِقِينَ ve münafıklarla ن ف ق
6 وَاغْلُظْ ve sert davran غ ل ظ
7 عَلَيْهِمْ onlara
8 وَمَأْوَاهُمْ ve onların varacakları yer ا و ي
9 جَهَنَّمُ cehennemdir
10 وَبِئْسَ ne kötü ب ا س
11 الْمَصِيرُ bir gidiş yeridir ص ي ر
 

Cihad kelimesini sözlük anlamına göre savaşma veya mânevî mücadele metotlarıyla uğraş verme şeklinde yorumlamak mümkündür. Müşriklere karşı ortaya konacak çaba hakkında kullanıldığında bu kelime genellikle “savaş” anlamına göre açıklanmış olmakla beraber, münafıkların da âyette kendileriyle cihad edilecek kimseler arasında sayılmış olması değişik yorumlara yol açmıştır. Bunları sözlü mücadele yöntemleri ve kamu düzenini bozanlara karşı fiilî önlemler alma şeklinde özetlemek mümkündür. Taberî, İbn Mes‘ûd’un bir sözüne dayanarak âyetin bu kısmını “inkârcılığını açığa vuran münafıklarla da müşriklerle olduğu gibi savaş” şeklinde yorumlamıştır. Fakat Taberî de kalplerindeki inkârcılığı korumakla beraber dışa yansıyan söz ve davranışlarıyla mümin izlenimi veren kimselere karşı sıcak savaş açılmasının mümkün olmadığını kabul etmektedir (X, 183-184). Bu itibarla, cihad kelimesini –en azından küfrünü açığa çıkarmayan münafıklar bakımından– var gücüyle İslâmiyet’i anlatıp onların imana karşı dirençlerini kıracak ve müminlere verebilecekleri zararı en aza indirecek bir çaba göstermek şeklinde anlamak uygun olur. Âyetin kâfirlerle savaşılmasını ve onlara sert davranılmasını isteyen ifadesini ise bu sûrenin 123. âyeti ve Kur’an’ın müslüman olmayanlarla ilişkiler konusundaki diğer buyruklarıyla birlikte değerlendirmek gerekir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 37 

 
كَلَمٌ iki duyudan biriyle (görme – işitme) algılanan tesirdir. Biri işitme duyusuyla idrak edilen kelâm كَلامٌ, diğeri ise görme duyusuyla algılanan yara olan كَلْمٌdır. Allahu Teala’nın Ali İmran 3/39 ve Nisa 4/71 de ayetlerinde Hz. İsa (a.s)’ı kelimesi olarak adlandırması bir rivayete göre Ali İmran 3/59ayetindeki ”ol” emriyle var edilmiş olmasındandır. كَلِمَةٌ Sözle ya da fiille gerçekleşen her türlü kaziye (hüküm) olarak isimlendirilir. Kuran-ı Kerim’de geçen كَلِمَةٌ ifadesi için Kuran, ayetler, Allah’ın vaat ettiği sevap ve ceza, verdiği hükümler ya da mucizeler kastedilmiştir şeklinde yerine uygun olarak yapılmış tesbitler vardır. Kelîmullah ise Allah’ın kendisiyle konuştuğu kimse anlamında Hz. Musa (a.s)’a verilen isimdir. (Müfredat) Kelam ile Teklim Arasındaki Fark: Bu kökün tef’il babındaki kullanımında (تَكْلِيمٌ) karşılıklı konuşma anlamı ittihaz edilir. Bu nedenle de kelamdan daha dar kapsamlıdır. Çünkü her kelam başkasına bir hitap niteliğinde değildir. (Furuku-l Luğavî) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 75 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri kelime, kelam, tekellüm, mütekellim ve kilimdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ 

 

يَٓا  nida harfidir. اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir. النَّبِيُّ  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  جَاهِدِ الْكُفَّارَ ’dur.

جَاهِدِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. الْكُفَّارَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. الْمُنَافِقٖينَ  atıf harfi  وَ ’la  الْكُفَّارَ ’ye matuf olup, nasb alameti  ي ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اغْلُظْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. عَلَيْهِمْ  car-mecruru  اغْلُظْ  fiiline mütealliktir.

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَاهِدِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiill mufâale babındandır. Sülâsîsi  جهد ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُنَافِقٖينَ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan mufâale babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)    

 وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ 

 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَأْوٰيهُمْ  mübteda olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Maksur isimdir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  جَهَنَّمُ  haber olup damme ile merfûdur.

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istinâfiyyedir. بِئْسَ  zem anlamı taşıyan camid fildir. الْمَصٖيرُ  fail olup damme ile merfûdur.  بِئْسَ  fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri,  جهنّم  şeklindedir. 

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 

Failinin  ال ’lı gelmesi,  Failinin  ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi,  Bu fiillerin  مَا  Harfine Bitişik Olarak Gelmesi,  Failinin İsmi Mevsûl Olarak Gelmesi. Ayette  ال ’lı şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. 

يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا  tekid ifade eden tenbih harfidir. النَّبِيُّ  münadadan bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ  nidasıyla arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir. Bu üslup tekit türlerini barındırmaktadır. 

Kur’an’da bu tip  يَٓا اَيُّهَا  formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43) 

Nidanın cevabı olarak gelen  جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقٖينَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

وَالْمُنَافِق۪ينَ , tezayüf nedeniyle mef’ûl olan  الْكُفَّارَ ‘ya atfedilmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen  وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ  cümlesi nidanın cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)

Burada kâfirlerle cihadın emredilme sebebinin münafıklar için de tahakkuk ettiğini belirtmek mahiyetinde münafıklar kâfirlerle birlikte zikredilmiştir. Bu yüzden münafıklarla yapılan cihat, kâfirlerle yapılan cihat gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu ayet; Tabiinden Ata’ya göre bu konularda her türlü affı ve müsamahayı neshetmiş, ortadan kaldırmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ  [Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat aç! Ve onlara karşı katı ol! Yumuşak davranma.] Bundan anlaşılıyor ki cihat yalnızca kılıç ile veya başka silahlarla yapılan savaşla olmaz. Yine bu ifadeden anlaşıldığına göre  جِهَاد  kelimesi  قِتَال  yani savaş kelimesinden daha geniş kapsamlıdır. Gerçekten de cihat kılıçla, dille, yazı ve yayın yoluyla veya daha başka yollarla, ne şekilde olursa olsun cehd ve gayret göstermek, çalışıp uğraşmak, mücahede eylemek demektir ki savaş bunun sadece bir özel çeşididir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Abdullah İbni Mesud, Hakk Teâlâ'nın, [Kâfirlerle ve münafıklarla mücahede et!] ayetinin tefsirinde şöyle demektedir: “Bu, bazen el ile bazen de dil ile yapılır. Bunlara gücü yetmeyen ise onunla karşılaşınca, kin ve gayzdan (öfkeden) dişlerini göstersin. Buna da gücü yetmeyen kalbi ile buğz etsin.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


  وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ

 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَمَأْوٰيهُمْ  mübteda,  جَهَنَّمُ  haberdir. Cümlede müsnedün ileyhin izafetle gelmesi, tahkir içindir.

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ  ifadesinde tehekkümî istiare sanatı vardır.  مَأْوٰي , aslında sığınılacak yer, barınak, ev demektir. Burada Cehennemin, insanın huzur bulmak, rahatlamak için gittiği bir yere benzetilmesi, cehennemin korkunçluğunu mübalağa içindir. Aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenasübe benzetilmiştir.

وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ  (Onların sığınacak yerleri cehennemdir.) ibaresinde medhe benzeyen zemmi tekid vardır. 

 

وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ


وَ , istînâfiyyedir. وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ  cümlesi, gayrı talebî inşâî isnaddır. Zem anlamı taşıyan camid fiil  بِئْس ’nin takdiri  جهنّم  olan mahsusu mahzuftur. Bu, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu hazifle, muhatabın muhayyilesi harekete geçirilerek, cehennemin korkunçluğunu, kayıtlamadan, serbestçe tahayyül etmesi sağlanmıştır. 

Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder. الْمَص۪يرُ , zem fiili  بِئْسَ ‘nin failidir.

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir.

Dönüş manasındaki  الْمَص۪يرُ  kelimesi, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

مَص۪يرُ -  مَأْوٰي  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

مَأْوٰيهُمْ  -  الْمَصٖيرُ  ve   الْكُفَّارَ  -  الْمُنَافِقٖينَ  ve  جَاهِدِ  -  اغْلُظْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetin son iki cümlesi, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ  cümlesi tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.