وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراًۜ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ ٢١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve zaman |
|
| 2 | أَذَقْنَا | tattırdığımız |
|
| 3 | النَّاسَ | insanlara |
|
| 4 | رَحْمَةً | genişlik |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَعْدِ | sonra |
|
| 7 | ضَرَّاءَ | bir darlıktan |
|
| 8 | مَسَّتْهُمْ | kendilerine dokunan |
|
| 9 | إِذَا | hemen |
|
| 10 | لَهُمْ | onların vardır |
|
| 11 | مَكْرٌ | hileleri |
|
| 12 | فِي | hakkında |
|
| 13 | ايَاتِنَا | ayetlerimiz |
|
| 14 | قُلِ | de ki |
|
| 15 | اللَّهُ | Allah |
|
| 16 | أَسْرَعُ | daha hızlıdır |
|
| 17 | مَكْرًا | düzen kurmada |
|
| 18 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 19 | رُسُلَنَا | elçilerimiz |
|
| 20 | يَكْتُبُونَ | yazmaktadırlar |
|
| 21 | مَا |
|
|
| 22 | تَمْكُرُونَ | sizin hilelerinizi |
|
“Allah’a mahsus işaretler, deliller üzerinde hile yapmak” çeşitli şekillerde olmaktadır; âyette zikredildiği gibi “Allah müşrikleri lutuf olarak bir sıkıntıdan kurtardığı, böylece onlara varlık ve birliğinin işaretini verdiği halde bu lutfun putlardan geldiğini ifade etmek, sıkıştıklarında Allah’a sığınıp bir daha kötülük yapmayacaklarına söz verdikleri halde O’nun lutfuyla selâmete çıkınca yine haksızlık ve günahkârlık yoluna sapmak” bunun tipik örnekleridir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 93-94
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَذَقْنَا ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَذَقْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَحْمَةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ بَعْدِ car mecruru اَذَقْنَا fiiline mütealliktir. ضَرَّٓاءَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. مَسَّتْهُمْ cümlesi, ضَرَّٓاءَ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. ضَرَّٓاءَ kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
مَسَّتْهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اِذَا mufacee harfidir. اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur. Şartın cevabı لَهُمْ مَكْرٌ ‘dir.
لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَكْرٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. ف۪ٓي اٰيَاتِنَا car mecruru مَكْرٌ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri; في تأويل آياتنا (ayetlerimizin tevilinde) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri ناَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا)’dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir:
a. (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b. (إِذَا)’nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır. (Bkz. Meczum Muzariler, Cümle Kuruluşu, s. 114, 118)
c. Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَذَقْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ذوق ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراًۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراً ’dır. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. اَسْرَعُ haber olup damme ile merfûdur. مَكْراً temyiz olup fetha ile mansubdur.
اَسْرَعُ kelimesi ism-i tafdil kalıbındandır.İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye ‘bakımından, …yönünden’ şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder
رُسُلَنَا kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَكْتُبُونَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَكْتُبُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَمْكُرُونَ ’dir. İrabtan mahalli yoktur.
تَمْكُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ
Şart üslubundaki terkipte şart edatı اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ cümlesi, şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Şart manalı zaman zarfı اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
اَذَقْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
İkinci mef’ûl olan رَحْمَةً ‘deki nekrelik, kıllet, muayyen olmayan nev ve tazim ifade eder.
اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً ifadesinde istiare sanatı vardır. Allah Teâlâ tattırmak lafzını rahmetin eserini idrak için istiare etmiştir. Rahmet güzel bir yiyeceğe benzetilip bu yiyecek hazf edilmiş, levazımı olan tatmak fiili zikredilmiştir. İstiare-i mücerrede olmuştur. Rahmetten duyulan hoşnutluğu mübalağa için gelen bu üslupta cami, her iki durumdaki memnuniyettir.
مَسَّتْهُمْ cümlesi, ضَرَّٓاءَ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Muzâfun ileyh olan ضَرَّٓاءَ ’deki nekrelik kıllet ve muayyen olmayan nev ifade eder.
ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ ifadesi de yukarıdaki gibi istiaredir. Elle temas ederek dokundu anlamındaki مسّ fiili ضَرَّٓاءَ ‘ye nisbet edilmiş, böylece zarar, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları vardır. Zararın dokunması ifadesi, sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
رَحْمَةً - ضَرَّٓاءَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı sanatı vardır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا , müfacee harfinin dahil olduğu isim cümlesidir. Sübut ve istimrar ifade eden, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَكْرٌ muahhar mübtedadır.
مَكْرٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen مَكْرٌ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
ف۪ٓي اٰيَاتِنَا car-mecruru, takdiri تأويل olan mahzuf muzafıyla birlikte مَكْرٌ ‘a mütealliktir. Muzafın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Yani ifadenin aslı في تأويل آياتنا (Ayetlerimizin yorumu hakkında) şeklindedir.
اٰيَاتِنَا ibaresinde ayetler, ayetleri yüceltmek ve onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmek için Allah'a ait zamire izafe edilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
الإذاقَةُ kelimesi istiare veya mecaz olarak mutlak idrak manasında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Cenab-ı Hakk'ın, وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً [İnsanlara, bir rahmet tattırdığımız zaman] ifadesi, mübalağa üslubunda varid olmuş bir kelam olup bundan murad, rahmetini onlara ulaştırıp vermesidir. Bil ki Allah'ın rahmeti, ağız ile tadılan bir şey olmayıp akıl ile tadılan ve bilinen bir şeydir. Bu da, ruhanî mutlulukların hak olduğu görüşüne delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراًۜ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلِ fiilinin mekulü’l-kavli olan اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراً cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lafza-i celal mübteda, اَسْرَعُ haberidir.
İşin büyüklüğünü göstermek ve kalplere korku salmak için, azamet zamirinden dönülerek zamir makamında Allah lafzının açık isim olarak getirilmesinde ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.
Müsnedin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Müsned olan اَسْرَعُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kelimede irsâd sanatı vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَكْراً kelimesi haber için temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا cümlesiyle, اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراًۜ cümlesi arasında müşakele ve müzavece sanatları vardır. مَكْر kelimesi, müşakil lafızdır. İkinci cümledeki مَكْراًۜ (tuzak) müşakil lafzından maksat Allah’ın onların davranışlarına gereken karşılığı vermesidir. Allah hakiki manada tuzak kurmaz. Daha önce bu fiil geçtiği için tuzak lafzıyla ifade edilmiştir.
Bilinen manasıyla مَكْر Allah’a nisbet edilemez. Mekr, onların mekrine mukabele olarak Allah’ın cezası şeklinde yorumlanır. Manada ihtilaf olmakla birlikte lafızda ittifak babı olan müşâkele sanatıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. رُسُلَنَا müsnedün ileyh, يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ cümlesi müsneddir.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ve istimrar ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf رُسُلَنَا izafetinde, azamet zamirine muzâf olan رُسُلَ , tazim ve şeref kazanmıştır.
Önceki cümledeki Allah isminden bu cümlede رُسُلَنَا ile azamet zamirine geçişte ve ayetin başındaki gaib zamirden تَمْكُرُونَ ‘de muhatab zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
يَكْتُبُونَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan تَمْكُرُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiilin muzari sıygada gelişi onların mekrlerinin devam ettiğine işaret etmiştir.
Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
مَكْرٌ - تَمْكُرُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَكْرٌ kelimesinin tekrarında tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Burada اَذَقْنَا ve اٰيَاتِنَا kelimelerinde mütekellim sıygası kullanılırken مَكْراًۜ kelimesinin zikredildiği cümlede gaibe dönülmüş; رُسُلَنَا ifadesi ile mütekellim sıygası kullanılmıştır. Buradaki ilk dönüşüm Allah’ın nankörlere vereceği azabı tekid etmiş, ikinci dönüşüm ise Allah’ın kudretini tekid ve mübalağa etmiştir. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Bu son cümlede hitabın onlara tevcih edilmesi, kınama (tevbih) manasını ağırlaştırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)