هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ ٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | هُوَ | O’dur |
|
| 2 | الَّذِي |
|
|
| 3 | يُسَيِّرُكُمْ | sizi gezdiren |
|
| 4 | فِي |
|
|
| 5 | الْبَرِّ | karada |
|
| 6 | وَالْبَحْرِ | ve denizde |
|
| 7 | حَتَّىٰ | hatta |
|
| 8 | إِذَا | zaman |
|
| 9 | كُنْتُمْ | olduğunuz |
|
| 10 | فِي |
|
|
| 11 | الْفُلْكِ | gemide |
|
| 12 | وَجَرَيْنَ | ve yürüttüğü (zaman) |
|
| 13 | بِهِمْ | bununla |
|
| 14 | بِرِيحٍ | bir rüzgârın |
|
| 15 | طَيِّبَةٍ | tatlı |
|
| 16 | وَفَرِحُوا | ve neşelendikleri sırada |
|
| 17 | بِهَا | onların bununla |
|
| 18 | جَاءَتْهَا | birden çıkıp |
|
| 19 | رِيحٌ | bir fırtına |
|
| 20 | عَاصِفٌ | sert |
|
| 21 | وَجَاءَهُمُ | ve geldiğinde |
|
| 22 | الْمَوْجُ | dalgalar |
|
| 23 | مِنْ |
|
|
| 24 | كُلِّ | her |
|
| 25 | مَكَانٍ | yönden |
|
| 26 | وَظَنُّوا | ve kanaat getirdiklerinde |
|
| 27 | أَنَّهُمْ | muhakkak onlar |
|
| 28 | أُحِيطَ | kuşatıldıklarına |
|
| 29 | بِهِمْ | kendilerinin |
|
| 30 | دَعَوُا | dua etmeye başlarlar |
|
| 31 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 32 | مُخْلِصِينَ | has kılarak |
|
| 33 | لَهُ | O’na |
|
| 34 | الدِّينَ | dini |
|
| 35 | لَئِنْ | eğer |
|
| 36 | أَنْجَيْتَنَا | bizi kurtarırsan |
|
| 37 | مِنْ |
|
|
| 38 | هَٰذِهِ | bundan |
|
| 39 | لَنَكُونَنَّ | elbette olacağız |
|
| 40 | مِنَ | -den |
|
| 41 | الشَّاكِرِينَ | şükredenler- |
|
“Allah’a mahsus işaretler, deliller üzerinde hile yapmak” çeşitli şekillerde olmaktadır; âyette zikredildiği gibi “Allah müşrikleri lutuf olarak bir sıkıntıdan kurtardığı, böylece onlara varlık ve birliğinin işaretini verdiği halde bu lutfun putlardan geldiğini ifade etmek, sıkıştıklarında Allah’a sığınıp bir daha kötülük yapmayacaklarına söz verdikleri halde O’nun lutfuyla selâmete çıkınca yine haksızlık ve günahkârlık yoluna sapmak” bunun tipik örnekleridir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 93-94
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُسَيِّرُكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُسَيِّرُكُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْبَرِّ car mecruru يُسَيِّرُكُمْ fiiline mütealliktir. الْبَحْرِ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
يُسَيِّرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi سير ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.
حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ
حَتّٰٓى ibtida harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. كُنْتُمْ ile başlayan isim cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. فِي الْفُلْكِۚ car mecruru كُنْتُمْ ‘un mahzuf haberine mütealliktir.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak, atıf edatı olarak. Burada ibtida (başlangıç) edatı olarak kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذَا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
إِذَا ’dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir:
a. إِذَا fiil cümlesinden önce gelirse zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b. (إِذَا)’nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır. (Bk. Meczum muzariler, Cümle Kuruluşu, s. 114, 118)
c. Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ
Fiil cümlesidir. جَرَيْنَ fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. بِهِمْ car mecruru جَرَيْنَ fiiline mütealliktir. بِر۪يحٍ car mecruru جَرَيْنَ fiiline mütealliktir. طَيِّبَةٍ kelimesi ر۪يحٍ ’ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَرِحُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِهَا car mecruru فَرِحُوا fiiline mütealliktir. Şartın cevabı جَٓاءَتْهَا ‘dır.
جَٓاءَتْهَا fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ر۪يحٌ fail olup damme ile merfûdur. عَاصِفٌ kelimesi ر۪يحٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَاصِفٌ kelimesi sülâsî mücerredi عصف olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ’la şartın cevabına matuftur. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْمَوْجُ fail olup damme ile merfûdur. مِنْ كُلِّ car mecruru جَٓاءَهُمُ fiiline mütealliktir. مَكَانٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. ظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْ cümlesi, atıf harfi وَ ’la cevap cümlesine matuftur.
ظَنُّٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sanma anlamında kalp fiilidir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel ظَنُّٓوا fiilinin iki mef’ûlu yerinde olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamiri اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُح۪يطَ cümlesi, اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اُح۪يطَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili mahzuftur. بِهِمْ car mecruru اُح۪يطَ fiiline mütealliktir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.
Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.( Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُح۪يطَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حوط ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ
Fiil cümlesidir. دَعَوُا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مُخْلِص۪ينَ kelimesi دَعَوُا ’daki failin hali olup nasb alameti ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. لَهُ car mecruru مُخْلِص۪ينَ ’ye mütealliktir. الدّ۪ينَ kelimesi ism-i fail مُخْلِص۪ينَ ’nin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır:
1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır.
5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır.
6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُخْلِص۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْجَيْتَنَا şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ هٰذِه۪ car mecruru اَنْجَيْتَنَا fiiline mütealliktir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
نَكُونَنَّ nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. نَكُونَنَّ ‘nin ismi, müstetir olup takdiri نحن ‘dur. مِنَ الشَّاكِر۪ينَ car mecruru تَكُونَنَّ fiiline müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْجَيْتَنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الشَّاكِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi شكر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Âşûr önceki ayetteki وإذا أذَقْنا النّاسَ رَحْمَةً cümlesinden bedel-i iştimal olduğunu söylemiştir.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedin ism-i mevsulle marife olması, sonraki habere dikkat çekip önemini bildirmek içindir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yürümenin, gezmenin Allah Teâlâ’ya isnadı, sebep olması itibariyle aklî mecazdır. Çünkü O tefekkür ilham etmiş, akli ve bedeni hareket kuvvesi vermiştir. هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ şeklindeki kasr, iddiaîdir. Şükür vecibesini yerine getirmediklerine tariz için gelmiştir. Maksat; verilen nimetleri hatırlatmak ve vâcip olan şükrü yapmadıklarına tarizdir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hem müsnedin hem müsnedün ileyhin marife gelmesi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasında, هُوَ mevsûf/maksûr, الَّذ۪ي sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Haber olarak gelen müfred müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَالْبَحْرِ car-mecruru, tezat nedeniyle الْبَرِّ ‘ye atfedilmiştir.
الْبَرِّ- الْبَحْرِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Yürütme işleminin karada ve denizde olarak ayırılmasında taksim sanatı vardır.
فِي الْبَرِّ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla Kara, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü الْبَرِّ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.
حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ cümlesi şarttır.
Nakıs fiil كان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. فِي الْفُلْكِ car mecruru كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ cümlesi, muzâfun ileyhe atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
بِر۪يحٍ ‘in sıfatı olan طَيِّبَةٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimi olarak tetmim ıtnâbı sanatıdır.
بِر۪يحٍ ‘deki nekrelik nev ve tazim ifade eder.
Muhatap sıygasından gaib zamire geçiş iltifat sanatıdır.
Daha önce tazim için hitap zamiri gelmişken denizde kuvvetli bir fırtınaya yakalanıp kurtulunca Allah’ı unuttukları için bu tazimden dönülmüş ve azdıkları için gaib zamiriyle kendilerinden bahsedilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَجَرَيْنَ بِهِمْ ifadesinde ikinci şahıstan üçüncü şahsa dönüş vardır. Bunun hikmeti de nimete şükretmemelerinden dolayı kâfirleri daha fazla kınamak ve yermek maksadıdır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Yine şart cümlesine matuf olan وَفَرِحُوا بِهَا cümlesi de aynı üslupta gelmiştir. Bu cümlenin قد takdiriyle بِهِمْ ‘deki zamirden hal olduğu da söylenmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
عَاصِفٌ , fail olan ر۪يحٌ için sıfattır.
جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ ifadesinde istiare sanatı vardır. ر۪يحٌ [rüzgar], جَٓاءَتْهَا fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Rüzgarın, canlı varlıklara has gelmek fiiline isnad edilmesi, rüzgarın etkisini artırmaktadır. Ayrıca ism-i fail veznindeki عَاصِفٌ ile sıfatlanan rüzgar, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Istiare sanatı yoluyla, durumun zorluğu, muhayyileyi harekete geçirerek mübalağalı bir şekilde ifade etmiştir.
طَيِّبَةٍ - عَاصِفٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
ر۪يحٌ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ cümlesi atıf harfi وَ ’la cevaba atfedilmiştir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Bu cümlede de istiare sanatı vardır. الْمَوْجُ , canlı varlıklara has gelmek fiilinin faili yapılarak iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
مَكَانٍ ‘deki nekrelik nev ve kesret içindir.
جَٓاءَتْهَا - جَٓاءَهُمُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ر۪يحٌ - الْبَرِّ - الْبَحْرِ - الْمَوْجُ - عَاصِفٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Yine cevap cümlesine matuf müspet mazi fiil sıygasındaki وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْ cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْ , masdar teviliyle ظَنُّٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned اُح۪يطَ بِهِمْ ‘in müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْ cümlesindeki اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْ [onlar, çepeçevre kuşatıldılar…] ifadesinde istiare-i tebeiyye vardır. اُح۪يطَ kelimesi, onlara her yönden saldıran bir insanın düşmanlığına benzetilmiş ve lâzımı olan helak anlamında istiare edilmiştir. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
ظَنُّٓ , hem zannetti hem bildi manalarını taşıyan iki zıt anlama sahip fiillerdendir. burada zannetti manasındadır.
ظَنُّٓ kelimesi, şükür ve sevap ifade eden cümlelerde yakîn, zem ve vaîd ifade eden cümlelerde şek manasim taşır. (Suyuti İtkan c.1, s.448)
اُح۪يطَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
كُنْتُمْ ile بِهِمْ ifadelerinde onların hali sanki başkalarının hali gibi anlatılarak muhataplar şaşırtılmış, inkârları ve çirkin davranışları onlara gaib sıygası ve hikâye üslubu ile bildirilmiştir. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ [O Allah ki sizi yürütüyor, sizi yürümeye sürüklüyor ve imkân veriyor karada ve denizde] Nihayet gemide olduğunuz zaman ve onları yüzdürüp de içindekileri, muhataptan gaibe geçmesi mübalağa içindir, sanki bunu başkasına anlatıyor ki hallerinden şaşsın da onu beğenmesin. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl - Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
Burada إنْ değil, اِذَا buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü اِذَا harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)
دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının zikrinde tecrîd sanatı vardır.
مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ ibaresi, دَعَوُا fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
لَهُ car-mecrurunun müteallakı ve mef’ûl olan الدّ۪ينَ ’nin amili olan مُخْلِص۪ينَ , ism-i fail kalıbında gelerek fiil gibi amel etmiştir.
Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Haziran/June 2020.19/1 405-406)
İsm-i fail, mefûlünü لَ harf-i ceri ile alırsa gelecek zaman ifade eder. İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiillerin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ, İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007), s. 55 - 90, Arapçada İsm-i Fail ve İşlevleri)
لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ
Tefsiriyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Şart üslubunda gelen terkipte ل ; mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Şart cümlesi olan اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ , mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Mezkür şart ve mukadder cevap cümlesinden oluşan terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Bu terkip, şart üslubunda geldiği halde dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
مِنْ هٰذِه۪ ibaresinde istiare sanatı vardır. Mahsus şeyler için kullanılan işaret ismi هٰذِه۪ ile bahsi geçenlerin zor durumuna işaret edilmiştir. Bu ifadede tecessüm sanatı da vardır.
İşaret isimleri burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ cümlesi kasemin cevabıdır. Sübut ifade eden bu isim cümlesi لَ ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Kasemin cevap cümlesinde de îcaz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الشَّاكِر۪ينَ car mecruru, كاَن ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
İsim cümlesi formunda gelen cevap sebat, temekkün ve istikrar ifade ederek onların şükretmekte kararlı olduklarını göstermiştir. Tekid lamı ve şeddeli tekid nûnu bu kararlılığı pekiştirmiştir.
الشَّاكِر۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كُنْتُمْ - لَنَكُونَنَّ - مَكَانٍ kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.