اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِه۪ۜ آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ٥١
اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِه۪ۜ
Hemze istifham edatıdır. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup اٰمَنْتُمْ fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَا وَقَعَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مَا zaid harftir. وَقَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Şartın cevabı اٰمَنْتُمْ بِهٖ ’dir.
اٰمَنْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. بِهٖ car mecruru اٰمَنْتُمْ fiiline mütealliktir.
(إِذَا) : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا)’dan sonraki şart cümlesinin fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir:
a. (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (müfacee = sürpriz) harfi olur.
b. (إِذَا)’nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف)’nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.
c. Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنْتُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ
Hemze istifham harfidir. آٰلْـٰٔنَ zaman zarfı, mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; تؤمنون şeklindedir. آٰلْـٰٔنَ kelimesindeki med; biri soru hemzesi, diğeri elif-lâm harfine ait olan iki elifin birleşmesidir.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ cümlesi, تؤمنون ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. بِهٖ car mecruru تَسْتَعْجِلُونَ fiiline mütealliktir. تَسْتَعْجِلُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
تَسْتَعْجِلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَسْتَعْجِلُونَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’al babındandır. Sülâsî fiili عجل ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِه۪ۜ
Ayet, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle önceki ayetteki …اَرَاَيْتُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede hemze inkâri manadadır. Atıf harfine takdimi, soru isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olduğu halde kınama ve tahkir manaları taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında bir anlam kastedildiği için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Şart üslubunda gelen اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِهٖ terkibinde اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. مَا , tekit ifade eden zaid harftir.
ذَا ‘nın muzafun ileyhi olan وَقَعَ , aynı zamanda şart cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اٰمَنْتُمْ بِهٖ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Hemze, en kuvvetli istifham harfi olduğu için atıf harfleri gelecekse bu harften sonra gelir, önüne geçemez. Diğer istifham harfleri ise atıf harflerinden sonra gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada إنْ değil, اِذَا buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü اِذَا harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman/7, c. 2, s. 397)
Bil ki istifham harfinin ثُمَّ 'nin başına gelmesi, onun tıpkı اَوَ اَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰى (Araf Suresi, 98) ve اَفَاَمِنَ (Araf Suresi, 97) ifadelerindeki و ile ف ’nın başına gelmesi gibidir ki bu, azarlama ve kınama manasını ifade eder. Daha sonra Cenab-ı Hak bu imanın onlardan tahakkuk etmediğini, aksine onların ayıplanıp tenkit edildiğini haber vermiştir. Böylece o müşriklere, “Şu anda mı iman ediyorsunuz ve daha önce alay ve istihza yoluyla onu acele istediğiniz halde bu imanınızdan faydalanmayı mı ümit ediyorsunuz?” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
İstifham اَرَاَيْتُمْ ’e mütealliktir. Çünkü mana: “Bana haber verin, günahkârlar ondan alelacele neyi istiyorlar?” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu ayetteki istifhamın hedefi cevap cümlesi olan اٰمَنْتُمْ fiilidir. İstifhamın hedefi ve asıl muhatabı olan böyle bir iman aynı zamanda inkâr ve tevbihin (azarlama) de hedefidir. İmanın tevbih ve inkâra maruz kalması, tam azabın geldiği an ortaya çıkmasındandır. Zaten bu şekildeki bir inanma gerçek iman sayılamaz. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِهٖؕ [Azabın vukuundan sonra mı iman edeceksiniz?] cümlesi, azap vaki olduktan sonra imanı inkâr anlamını ifade eder. Bu cümle, makabli ile beraber, emrin kapsamı içindedir. Burada açık anlam şudur: “Azap gerçekleştikten sonra inanmanın hiçbir fayda sağlamayacağı bir zamanda mı iman ediyorsunuz?” Bu sözler onların, imanı bu safhaya kadar tehir etmelerini, bunun sadece pişmanlık ve hayıflanma sonucu doğuracağını, inkârcıların inadı bırakmalarını, ve vakit geçirmeden bunu telafi cihetine yönelmelerini amaçlar.(Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)
آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
آٰلْـٰٔنَ kelimesindeki med; biri inkârî manadaki soru hemzesi, diğeri elif-lâm harfine ait olan iki elifin birleşmesidir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı آٰلْـٰٔنَ takdiri تؤمنون (İman edersiniz) olan fiile mütealliktir.
Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
İstifham üslubunda gelmiş olduğu halde kınama ve tahkir manaları taşıyan cümle, vaz edildiği anlamın dışında bir anlam üstlendiği için, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
آٰلْـٰٔنَ kelimesinde istiare vardır. Henüz gerçekleşmemiş vaîdin şu anda olmuş gibi anlatımıdır. Bu ifade gelecekteki durumu gözler önüne sermek içindir. Şimdiki zaman gelecek zaman için müstear olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تؤمنون fiilinin failinden hal olan وَقَدْ كُنْتُمْ بِهٖ تَسْتَعْجِلُونَ cümlesi, قَدْ tekid ifade eden tahkik harfiyle tekid edilmiş, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur ف۪يهِ önemine binaen amili olan تَسْتَعْجِلُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Bu takdim, onların yalanladıkları vaade ihtimam ve fasılaya riayet içindir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
كان ’nin haberi olan تَسْتَعْجِلُونَ ’nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
Kur’an’da كان ’den sonra gelen muzari fiil, o eylemin çokluğuna ve devamlılığına işaret eder. (Celalettin Divlekci, Kur’an’da Bazı Kelimelerin Kullanım Özelliklerine Dair Genel Kaideler)
كان fiiliyle birlikte قَدْ harfinin gelişi muhatabın inkârına tariz ve azar ifade eder. Kâf/22, Kalem/43, Ahzab/21 ayetlerinde olduğu gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mümtehine/4)
آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ [Şimdi mi iman ediyorsunuz? Oysa siz tekzib ve istihza ile bu azabın acele gelmesini istiyordunuz!] ifadesi, onların, imanı tehir etmelerinin yanlışlığını ve bundan dolayı kendilerinin kınandığını ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)