وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ١٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلِلَّهِ | ve Allah’a aittir |
|
| 2 | غَيْبُ | gaybı |
|
| 3 | السَّمَاوَاتِ | göklerin |
|
| 4 | وَالْأَرْضِ | ve yerin |
|
| 5 | وَإِلَيْهِ | ve O’na |
|
| 6 | يُرْجَعُ | döndürülür |
|
| 7 | الْأَمْرُ | işler |
|
| 8 | كُلُّهُ | bütün |
|
| 9 | فَاعْبُدْهُ | (öyleyse) O’na kulluk et |
|
| 10 | وَتَوَكَّلْ | ve dayan |
|
| 11 | عَلَيْهِ | O’na |
|
| 12 | وَمَا | ve değildir |
|
| 13 | رَبُّكَ | Rabbin |
|
| 14 | بِغَافِلٍ | habersiz |
|
| 15 | عَمَّا | -dan |
|
| 16 | تَعْمَلُونَ | yaptıklarınız- |
|
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لِلّٰهِ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. غَيْبُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
وَ atıf harfidir.Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَيْهِ car mecruru يُرْجَعُ fiiline mütealliktir. يُرْجَعُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. الْاَمْرُ naibi faili olup damme ile merfûdur. كُلُّهُ kelimesi الْاَمْرُ için manevi tekid olup, damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كان الأمر كلّه لله فاعبده (İşlerin hepsi Allah’a ait ise O’na kulluk et.) şeklindedir.
اعْبُدْهُ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Muttasıl zamir هُ mefulün bih olarak mahallen mansubdur.
تَوَكَّلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. عَلَيْهِ car mecruru تَوَكَّلْ fiiline mütealliktir.
Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.
Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette manevi tekid şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَكَّلْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
رَبُّكَ kelimesi مَا ’ nın ismi olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِ harf-i ceri zaiddir. غَافِلٍ lafzen mecrur, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl عَنْ harf-i ceriyle تَعْمَلُونَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ’nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 142)
Kur’an-ı Kerim’de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik)
غَافِلٍ ; sülâsî mücerredi غفل olan fiilin ism-i faildir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
وَ , istînafiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لِلّٰهِ , mahzuf mukaddem habere müteallik, غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ muahhar mübtedadır.
لِلّٰهِ şeklindeki car mecrur, hasr için takdim edilmiştir. Çünkü gaybı O'ndan başka kimse bilmez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. لِلّٰهِ , maksurun aleyh/sıfat, غَيْبُ السَّمٰوَاتِ maksûr/mevsûf olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
Yani müsnedün ileyhin, takdîm edilen bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin izafet formunda gelmesi veciz ifade içindir. Burada car mecrurun takdimi kasr ifadesi içindir.
السَّمٰوَاتِ ‘den sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında, Allah’ın kudretini bildirmede tekid amacına matuf ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
غَيْبُ - اَعْلَمُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. اِلَيْهِ car-mecruru ihtimam için, amili olan يُرْجَعُ ‘e takdim edilmiştir.
İfadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. ‘Ona döndürüleceksiniz’ manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir. Hem vaad hem tehdit ifade eden cümle, lazım-melzum alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
يُرْجَعُ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ sözü lafzen sarih olarak Allah'a dönüşe delalet eder. Bunun yanında bu sarih delalet söylenmemiş başka bir delaleti de kapsar. Bu da hesap, sevap ve cezadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s. 370)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevaba dahil olmuş rabıtadır. Takdiri, …إن كان الأمر كلّه لله (İşlerin hepsi Allah’a ait ise…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap cümlesi olan فَاعْبُدْهُ , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la cevap cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
2. ve 123. ayetler arasında bir uygunluk söz konusudur. Çünkü surenin başında, Allah’ın kullarına; Allah’tan başkasına kulluk etmemeleri tebliğ edilirken, surenin sonunda, Allah’ın Resulüne de Rabbine kulluk etmesi emredilmiştir. Her ikisi de tebliğ eden (mübelliğ) de tebliğ edilen (mübelleğ) de kullukla emredilmiştir. Dolayısıyla surenin başı ile sonu arasında mükemmel bir uyum söz konusudur. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, C. 3, s. 4-5)
Allah'a doğru yolculuğun derecelerinin ilki, Allah'a ibadettir, sonuncusu da Allah'a tevekküldür. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hakk, “Öyle ise O'na ibadet et, O'na tevekkül et.” buyurmuştur. Ayette, tevekkül emrinin ibadet emrinden sonra zikredilmesi, ibadetsiz tevekkülün fayda vermeyeceğini bildirmektedir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl-III, 270)
وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Ayetin son cümlesi atıf harfi وَ ‘ la istînâf cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Nefy harfi مَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَا harfi ليس gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan بِغَافِلٍ ’deki بِ harfi tekid ifade eden zaid harftir.
Müsnedün ileyhin رَبُّكَ izafetiyle gelmesi, Allah’ın rubûbiyet sıfatını ön plana çıkarması yanında كَ zamirinin aid olduğu Hz. Peygambere şan ve şeref ve Allah Teâlânın ona teselli hususunda son derece lütuf ile muamele ettiğini ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde zamir makamında zahir olarak Rab isminin zikredilmesinde iltifat, ıtnâb ve tecrîd sanatları vardır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عن harf-i ceriyle بِغَافِلٍ ‘e müteallik masdar harfi مَا ‘nın sılası olan تَعْمَلُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ [Allah gafil değildir.] sözü “Allah onların yaptıklarını bilir.” ifadesinden daha güçlüdür. Olumsuz cümlelerde daha fazla vurgu vardır. Olumsuz isim cümlesi ve zaid بِ tekid unsurlarıdır.
غَافِلٍ - تَعْمَلُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ [Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.] cümlesinin mefhumu muhalifi yapmadıklarından da habersiz değildir şeklindedir.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.] ifadesinde Allah Teâlâ, her şeyden bilgisi olduğunu beyan ederken, bunun içine iyi ya da kötü amellerin karşılıksız kalmayacağı anlamını idmâc etmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
غَافِلٍ , ism-i fail sıygasında gelerek isim cümlesinin sübut ve istimrar anlamını ve olumsuzluğu kuvvetlendirmiştir.
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ’nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 142)
Kur’an-ı Kerim’de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik)
Ayet-i kerimede önce Allah ismi, sonra da muhatap zamirine muzâf olan Rab ismi gelmiştir. Böylece Rabbinin, semavatın ve arzın gaybının sahibi olan ve işlerin hepsinin kendisine döndürüldüğü Allah olduğuna işaret edilmiştir. İşte o Allah sana doğruyu göstermiş, seni hidayete erdirmiş, Kendisine ibadet etmeni ve O'na tevekkül etmeni emretmiştir. Allahu a‘lem burada dünya ve ahirette Resulüne zafer vereceğine ima vardır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 3, s. 372)
Ayetteki ilk cümle, O'nun ilminin bütün kainatı külli ve cüz’i olarak mevcut halini ve gaybını kuşattığına delalet eder. İlmi, gaybı kuşatıyorsa, mevcut olanı da kuşatıyor demektir, çünkü O'nun ilminde çelişki yoktur. İkinci cümle, etkili kudretine ve meşietine delalet eder. Üçüncü cümle, bu sıfatlarında tek olan zatın bedenî ve kalbî ibadeti hakk ettiğine delalet eder. Kulun nitelendiği rütbelerin ilki ibadettir. Dördüncü cümle, tevekküle delalet eder ki bu rütbelerin sonuncusudur, çünkü tevekkül ibadet nuruyla daha iyi görülür. Bütün kâinat Allah ile mübarektir ve Allah bütün kâinatı tek başına çekip çevirendir, mahlukatından hiçbir ortağı yoktur ki O'na vekil olsun. Beşinci cümle, hiçbir mûtînin itaatini zayi etmeyeceğine ve hiçbir isyankârın halini de ihmal etmeyeceğine dair metaforlar içerir. (Bahru'l Muhît, 5/275)
Bu surenin sonu ile Tevbe Suresi’nin sonu arasında belâgatlı bir tekrar ve teyid bulunmaktadır. Zira onun son emri de yalnızca Allah’la yetinmek ve yalnızca O’na güvenmek gerektiğini vurguluyordu.
Bu surenin bu şekildeki hatimesi, bundan sonra gelecek olan Yusuf Suresine de bir geçiş, bir hazırlık özelliği taşır. Zira Yusuf Suresi, Allah’a tevekkül eden bir kulun ne kadar çok yönlü haksızlığa uğrarsa uğrasın, Allah’ın yardımıyla hepsinden kurtulup düze çıkacağını göstermektedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Surelerin son cümlelerinde, bedi manaları olan kelimeler mevcuttur. Bu kelimeleri duyan, kelamın sona erdiğini anlamış, bundan sonra dikkate değer bir şey kalmadığını öğrenmiş olur. Zira, sure sonlarındaki ayetler dua, tavsiye, farz, hamd, tekbir, meviza, vaad ve vaid gibi hususlarla biter. (İtkanSuyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.2, s.285)
Kuran-ı Kerim’in bütün surelerinde olduğu gibi Hud Suresi’nin bu son ayeti hüsn-i intihâ sanatının mükemmel bir örneğidir.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)