وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ ٤٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَهِيَ | (Gemi) |
|
| 2 | تَجْرِي | geçirirken |
|
| 3 | بِهِمْ | onları |
|
| 4 | فِي | içinden |
|
| 5 | مَوْجٍ | dalgaların |
|
| 6 | كَالْجِبَالِ | dağlar gibi |
|
| 7 | وَنَادَىٰ | ve seslendi |
|
| 8 | نُوحٌ | Nuh |
|
| 9 | ابْنَهُ | oğluna |
|
| 10 | وَكَانَ | ve o (idi) |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | مَعْزِلٍ | bir kenarda |
|
| 13 | يَا بُنَيَّ | oğulcağızım |
|
| 14 | ارْكَبْ | gel bin |
|
| 15 | مَعَنَا | bizimle birlikte |
|
| 16 | وَلَا | ve- |
|
| 17 | تَكُنْ | olma |
|
| 18 | مَعَ | beraber |
|
| 19 | الْكَافِرِينَ | kâfirlerle |
|
وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. تَجْر۪ي cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
تَجْر۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. بِهِمْ car mecruru تَجْر۪ي ’ deki failin mahzuf haline mütealliktir. ف۪ي مَوْجٍ car mecruru تَجْر۪ي ‘ deki failin ikinci mahzuf haline mütealliktir. كَالْجِبَالِ car mecruru مَوْجٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَادٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. نُوحٌ fail olup damme ile merfûdur. ابْنَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ itiraziyyedir. Haliyye olması da caizdir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. ف۪ي مَعْزِلٍ car mecruru كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
نَادٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi ندي ’dur.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ
Mahzuf sözün mekulü’l-kavli olarak mahallen mansubdur. Takdiri; نادى يقول يا بني şeklindedir.
يَا nida harfidir. بُنَيَّ münada olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı ارْكَبْۭۗ ’dur.
ارْكَبْۭۗ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. مَعَ mekân zarfı ارْكَبْۭۗ fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. تَكُنْ ’un ismi, müstetir olup takdiri أنت ’dir. مَعَ mekân zarfı تَكُنْ ’un mahzuf haberine mütealliktir. الْكَافِر۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
بُنَيَّ kelimesi هُرَيْرَ kelimesi gibi ism-i tasgirdir. Aslında üç tane ي harfi vardır. İlki ismi tasğirdeki ي harfi, ikincisi kelimenin aslındaki ي harfi, üçüncüsü de mütekellim ي ‘sıdır. Hafifletmek için mütekellim ي ’sı hazf edilmiş, ism-i tasgir ي ’sı da kelimenin aslındaki ي harfine idgam olmuştur.
الْكَافِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ ‘in muzari fiil cümlesi olması, hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin habere takdim edilmesi, hükmü takviye ve tahkik içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
ف۪ي مَوْجٍ car-mecruru تَجْر۪ي fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir.
ف۪ي مَوْجٍ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dalga, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dalga hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
مَوْجٍ ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
Teşbih harfinin dahil olduğu كَالْجِبَالِ car-mecruru, مَوْجٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Müfredin müfrede benzetildiği teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ ibaresinde كَ teşbih harfidir. Dalga, dağa benzetilmiştir. Müşebbeh dalga, müşebbehün bih dağdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ [Dalgalar içinde akıp gitmenin] manası, o geminin dalgaların içinde olması anlamına gelir ki bu da boğulmayı gerektiren bir haldir. Şu halde bundan maksad şudur: O dalgalar, o gemiyi her taraftan kuşatınca o gemi âdeta o dalgaların içinde hareket eden bir şeye benzetilmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ cümlesi, haber olan cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Muzari sıygadan mazi sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf ابْنَهُ izafetinde, Hz. Nuh’a aid zamire muzâf olan ابْنَ , şeref kazanmıştır.
وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ
وَ , itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي مَعْزِلٍ car-mecrurunun amili olan كَانَ ‘nin haberi, mahzuftur.
İsm-i mekan olan مَعْزِلٍ ‘deki nekrelik nev içindir.
مَعْزِلٍ kelimesi “Onu uzaklaştırdı.” anlamındaki عزله عنه ifadesinden olup mef‘il veznindedir. Buna göre mana “Nuh’un oğlu, babasından da müminlerin bindiği şeyden de kendini uzaklaştırdığı bir yerde idi.” şeklinde olur. “O, babasının dininden uzakta idi.” anlamında olduğu da söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Cenab-ı Hakk'ın وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ [ayrı bir yere çekilmiş idi] ifadesine gelince bil ki Arapçada, مَعْزِلٍ kelimesi, “başka yerlerden ayrılmış, irtibatı kesilmiş yer” manasındadır. Bu kelimenin aslı عَزْل masdarı olup bunun manası “uzaklaşmak ve uzaklaştırmak” tır. Mesela sen, كنت بمعزل عن كذا dersin. Yani “Ben falanca yerden uzak olan bir yerde idim.” Bil ki ayetteki bu tabir, Hz. Nuh'un oğlunun hangi yerden uzak bir yerde olduğuna delalet etmemektedir. İşte bundan ötürü alimler birkaç izah yapmışlardır: a.) O, gemiden uzak bir yerde idi. Çünkü o, dağın kendisini boğulmaktan koruyacağını zannediyordu.
b.) O, babasından, kardeşlerinden ve kavminden uzak bir yerde idi.
c.) O, kâfirlerden uzak bir yerde idi. Buna göre sanki o, kâfirlerden ayrı bulunuyordu. Bundan dolayı Hz. Nuh (a.s) da zannetmişti ki oğlu, kâfirlerden ayrılmayı istediği için böyle uzaklaşmıştı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ
Fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Cümle, mahzuf bir sözün mekulü’l-kavli hükmündedir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan ارْكَبْۭۗ مَعَنَا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
لَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde كان ’nin haberinin hazfi icaz-ı hazif sanatıdır. Zarf-ı mekan olan مَعَ , bu mahzuf habere mütealliktir.
كان ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir 3/79)
كَانَ - لَا تَكُنْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
مَعَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
بُنَيَّ - ابْنَهُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بُنَيَّ kelimesi هُرَيْرَ kelimesi gibi ism-i tasgirdir. Aslında üç tane ي harfi vardır. İlki ismi tasgirdeki ي harfi, ikincisi kelimenin aslındaki ي harfi, üçüncüsü de mütekellim ي ‘sıdır. Hafifletmek için mütekellim ي ’sı hazf edilmiş, ism-i tasgir ي ’sı da kelimenin aslındaki ي harfine idgam olmuştur.
ارْكَبْ مَعَنا ifadesi, arz ve ikaz yoluyla onu imana çağırmak için kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)