Hûd Sûresi 43. Ayet

قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ  ٤٣

O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (O) dedi ki ق و ل
2 سَاوِي sığınacağım ا و ي
3 إِلَىٰ
4 جَبَلٍ bir dağa ج ب ل
5 يَعْصِمُنِي o beni korur ع ص م
6 مِنَ -dan
7 الْمَاءِ su- م و ه
8 قَالَ dedi ki ق و ل
9 لَا yoktur
10 عَاصِمَ kurtulacak ع ص م
11 الْيَوْمَ bugün ي و م
12 مِنْ -nden
13 أَمْرِ emri- ا م ر
14 اللَّهِ Allah’ın
15 إِلَّا dışında
16 مَنْ kimselerin
17 رَحِمَ merhanet ettiği ر ح م
18 وَحَالَ bu sırada girdi ح و ل
19 بَيْنَهُمَا aralarına ب ي ن
20 الْمَوْجُ bir dalga م و ج
21 فَكَانَ ve o da oldu ك و ن
22 مِنَ -dan
23 الْمُغْرَقِينَ boğulanlar- غ ر ق
 
Nihayet sular Allah’ın takdir ettiği seviyeye geldiğinde (Kamer54/12) gemi dağlar gibi dalgalar arasında yüzmeye başladı. Bu arada Hz. Nûh, kendisini yalanlayanlardan olup yalnız olarak bir kenara çekilmiş bulunan dördüncü oğlu Yâm’a (İbn Kesîr, IV, 256) babalık şefkat ve merhametiyle son olarak bir daha seslenip gemiye çağırdı. Oğlu babasının şefkat yüklü bu çağrısına kulak vermedi; çünkü olayın diğer tabii âfetler gibi bir afet olduğunu düşünüyor ve yüksek yerlere çıkarak kurtulabileceğini sanıyordu. Bu sebeple babasının çağrısına, “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” diye cevap verdi. Oysa olay tabii bir âfet değil, azgın bir kavmi cezalandırmak üzere Allah tarafından özel olarak gerçekleştirilmiş olağan üstü bir tûfandı ve Allah’ın emriyle yapılmış olan geminin dışında kalanlar bu tûfandan kurtulamayacaklardı. Ancak oğlunun kalbi katılaşmıştı, artık peygamber babanın öğütleri onu etkilemiyordu. Derken baba ile oğul arasına dağlar gibi dalgalar giriverdi, o da diğer inkârcılarla birlikte boğulanlardan oldu. 
 Tûfanın bütün dünyayı mı yoksa sadece Nûh kavminin yaşadığı bölgeyi mi kapsadığı konusunda farklı görüşler vardır. “Ve yalnız onun (Nûh’un) soyunu kalıcı kıldık” (Sâffât 37/77) meâlindeki âyet, suların o gün yeryüzünde mevcut olan insanların yaşadığı bütün bölgeleri kapladığı kanaatini (Elmalılı, IV, 2784) destekler gibi görünmektedir. Bununla birlikte bu tûfanın alanı hakkında Kur’an ve Sünnet’te sarih ve kesin bir delil bulunmadığı için bu ihtimallerin her biri mümkündür (bilgi için bk. es-Sâffât 75/82). Kesin olan bir şey varsa o da Nûh kavminin peygambere isyan etmesi sebebiyle tûfanda boğularak helâk olması, müminlerin ise Nûh peygamberle birlikte kurtulmuş olmalarıdır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 172-173
 

قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli,  سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. اٰو۪ٓي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. اِلٰى جَبَلٍ  car mecruru  سَاٰو۪ٓي  fiiline mütealliktir. يَعْصِمُن۪ي  fiili  جَبَلٍ  sıfatı olarak mahallen mecrurdur.  

يَعْصِمُن۪ي  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamir  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْمَٓاءِ  car mecruru  يَعْصِمُن۪ي  fiiline mütealliktir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

 

 قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

عَاصِمَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir.  الْيَوْمَ  zaman zarfı  مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ ’nin mahzuf haline mütealliktir. مِنْ اَمْرِ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اِلَّا  istisna edatıdır. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl müstesna munkatı’ veya muttasıl olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  رَحِمَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

رَحِمَۚ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَاصِمٍ  kelimesi sülâsî mücerred olan  عصم  fiilinin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı, حَالَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمَوْجُ  fail olup damme ile merfûdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir.  مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ  car mecruru  كَانَ ’ nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الْمُغْرَق۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-imef’ûludur.

 

 

قَالَ سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

س  harfinin dünyada gerçekleşecek olayları, سوف  harfinin ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El-Meydânî Ve Tefsîri) 

جَبَلٍ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.

يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِ  cümlesi, جَبَلٍ  için sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sıfatlar, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اعْصِمُ  fiilinin dağa isnadı, mecaz-ı aklîdir. Çünkü dağ kurtarma fiilini işlemez, sadece kurtulmaya sebep olabilir. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.


 قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavl olan  لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَ , cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  عَاصِمَ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ اَمْرِ  ’nin müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

اِلَّا , istisna harfidir.

Müstesna konumundaki ism-i mevsûl  مَنْ ’ in sılası olan  رَحِمَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Veciz ifade kastına matuf  اَمْرِ اللّٰهِ  izafetinde, Allah ismine muzâf olan  اَمْرِ  şan ve şeref kazanmıştır. 

سَاٰو۪ٓي - يَعْصِمُن۪ي  - رَحِمَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَعْصِمُن۪ي  - لَا عَاصِمَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

يَعْصِمُن۪ي  - عَاصِمَ  kelimelerinde istikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr,  قَالَ ’nin tekrarında reddü'l- acüz ale's-sadr sanatları vardır. 

Burada  عَاصِمَ  şeklinde gelen kelime ‘masum’ anlamındadır. Bu tabirin aslı  لَا مَعْصُومَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ  şeklindedir. Çünkü burada “bugün kurtulan hiç kimse yoktur” denmek isteniyor. Böylece mübalağa yoluyla kâfirler için hiçbir kurtuluş ümidi olmadığı ifade edilmiştir. Aynı ayetteki  جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي  tabirinde de kurtarma fiili dağa isnad edilmiştir. Burada da sebebe isnad vardır. Çünkü dağ kurtarma fiilini işlemez, sadece kurtulmaya sebep olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nuh'un oğlu, bu tufanın kâfirleri helak etmek için vuku bulduğunu ve o gün kâfirler için kurtuluş olmayacağını bilmiyordu. Nuh (a.s) oğluna, “Dağ, seni sudan koruyamaz!” diyecek yerde, “Bugün O'nun merhamet ettiğinden başka hiç kimse için Allah'ın emrinden kurtaracak yoktur.” demeyi tercih etmesi zat ve sıfat olarak bütün koruyucuları nefyetmek içindir. Bir de Nuh'un (a.s), sözlerine  الْيَوْمَ /bugün kelimesini ilâve etmesi, o günün diğer felaket günleri gibi olmadığını belirtmek amacına yöneliktir. Nuh (a.s), bu sözlerinde suyu Allah'ın emri olarak ifade etmiştik ki bu emir, daha önce, حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا [Nihayet emrimiz gelince tandır kaynadı.] cümlesinde işaret edildiği gibi Allah'ın azabı demektir. Bu ifade tarzı, ilâhî emrin şanını yüceltmek, onun korkunçluğunu göstermek, ondan diğer sular gibi bazı yerlere kaçmakla kurtulmayı vehmetmenin hata olduğuna dikkati çekmek, ve nefyin illetini açıklamak içindir. Çünkü Allah'ın emrine karşı gelinemez ve O'nun azabı geri çevrilemez. Ve bir de burada “O'nun merhamet ettiğinden başka” istisnasıyla korumayı Allah'a hasretmenin ön hazırlığı vardır. “O'nun merhamet ettiğinden başka” denmesi, önce ibham sonra tefsir; önce icmal sonra tafsil ile Allah'ın şanını yüceltmek; Kurtuluşun sebebinin tamamen Allah'ın rahmeti olduğunu bildirmek içindir. Çünkü Allah'ın rahmeti, gazabının önündedir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ

 

Cümle atıf harfi وَ ‘ la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mekan zarfı  بَيْنَهُمَا ,  ihtimam için faile takdim edilmiştir.

حَالَ  fiilinin  الْمَوْج ’e isnadı, mecaz-ı aklîdir.

فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ 


كَانَ ’nin dahil olduğu  فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْمُغْرَق۪ينَ ’ nin amili olan  كَانَ ‘nin haberi, mahzuftur.

الْمَوْجُ - الْمَٓاءِ - الْمُغْرَق۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.