حَوْل kelimesinin aslı, bir şeyin değişime uğrayıp başkasından ayrılmasıdır. Onun için değişme baz alınarak حَالَ الشَّيْءُ يَحُولُ حُؤُولاً denmiştir. اِسْتَحاَلَ de, değişmeye hazırlandı demektir. Ayrılık anlamı baz alınarak da حَالَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ كَذَا denmiştir. Yüce Allah’ın:
وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Biliniz ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer (8/Enfâl 24) sözü, O’nun bir vasfı olarak söylenen: يَا مُقَلِّبَ اْلقُلوُبِ وَاْلأبْصَارِ Ey gönülleri ve gözleri evirip/çeviren! ifâdesine işarettir. Bu, Yüce Allah’ın, bir hikmet gereği, insanın kalbine, onu istediğinden alıkoyan bir şey göndermesidir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
“Havl”, o şeye bitişik olan, demektir. دَارَ حَوْلَهُ وَ حَوَالَيْهِ “O, onun etrafını ve havalisini dolaştı” dersin. Dönüp geçtiği için, seneye de “havl” denilir. حَالَ عَنِ الْعَهْدِ demek, ahdinden döndü; حَالَ لَوْنُهُ demek de, rengi değişti anlamına gelir. اَلْحَوَالَةُ de, hakkın bir şahıstan bir başka şahsa geçmesi demektir. اَلْمُحَاوَلَةُ daha önce istemediği halde, bir işi yapmak istemektir. اَلْحَوْلُ ise, gözün kayması; اَلْحِوَلُ de, değişmek demektir. (Fahruddin Er-Razi, Tefsir-i- Kebir-Mefatihu'l Gayb)
Sözlükte “değişme, dönüşme, durum ve tavır” gibi anlamlara gelen hâl (çoğulu ahvâl) bir tasavvuf terimi olarak, insanın iradesi ve çabası olmadan ilâhî bir lütuf olarak kalbe gelen his ve bunun ruh ve bedene yansıması demektir. Neşe - hüzün, kabz - bast gibi rûhî durumlar gelip geçici bir his ve heyecân olup süreklilik göstermezler. Ancak bir hal yok olunca, hemen onun ardından onun bir benzeri veya zıddı olan başka bir hal meydana gelir. Hz. Peygamber’in sohbetlerinde bulunan Hanzale ibn Rebî’in O’nun huzurunda iken cennet ve cehennemi gözüyle görüyormuş gibi bir hal yaşaması, huzurundan ayrılınca da bu duyguların kaybolması, durumundan yakınan Hanzale’ye, Hz. Peygamberin bu hallerin zaman zaman meydana gelebileceğini, ancak devamlılık arz etmeyeceğini haber vermesi (Müslim, Tevbe, 12) mutasavvıflarca hâl sahibi olmanın önemini belirtmek üzere örnek olarak verilir. (İsmail Karagöz, Fikret Karaman Dinî Kavramlar Sözlüğü, s. 225.)
Durum, vaziyet, insanın ve genel olarak varlıkların değişebilir maddi ve manevi özellikleri anlamındaki hal kelimesi “bir cevherin varlık ve yoklukla nitelenemeyen müsbet sıfatları” diye tarif edilebilir. Halin çoğulu olan ahval iki kısma ayrılır.
a) Sebebi olan haller, hareket eden cisimde hareketlilik halinin, âlimde âlimlik halinin bulunması gibi.
b) Sebebi olmayan haller, herhangi bir mâna sebebiyle olmaksızın onda bulunan haller. (Yusuf Şevki Yavuz, “Ahval”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 2 :190.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
حَوْلَهُ | çevresini |
|
|
حَوْلَيْنِ | iki yıl |
|
|
الْحَوْلِ | bir yıla |
|
|
حَوْلِكَ | çevrenden |
|
|
حِيلَةً | hiçbir çareye |
|
|
حَوْلَهَا | çevresindeki |
|
|
يَحُولُ | girer |
|
|
حَوْلَكُمْ | çevrenizdeki |
|
|
حَوْلَهُمْ | onların çevresinden |
|
|
وَحَالَ | bu sırada girdi |
|
|
حَوْلَهُ | çevresini |
|
|
تَحْوِيلًا | değiştirmeye |
|
|
تَحْوِيلًا | bir değişiklik |
|
|
حِوَلًا | ayrılmak |
|
|
حَوْلَ | çevresinde |
|
|
حَوْلَهُ | çevresinde bulunan |
|
|
حَوْلَهُ | çevresindeki |
|
|
حَوْلَهَا | çevresinde |
|
|
حَوْلِهِمْ | çevreleri- |
|
|
وَحِيلَ | perde çekildi |
|
|
تَحْوِيلًا | bir sapma |
|
|
حَوْلِ | çevresinde |
|
|
حَوْلَهُ | onun çevresinde |
|
|
حَوْلَهَا | çevresindekileri |
|
|
حَوْلَكُمْ | çevrenizdeki |