فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ١٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَبِمَا | sebebiyle |
|
| 2 | رَحْمَةٍ | rahmeti |
|
| 3 | مِنَ |
|
|
| 4 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 5 | لِنْتَ | sen yumuşak davrandın |
|
| 6 | لَهُمْ | onlara |
|
| 7 | وَلَوْ | eğer |
|
| 8 | كُنْتَ | olsaydın |
|
| 9 | فَظًّا | kaba |
|
| 10 | غَلِيظَ | katı |
|
| 11 | الْقَلْبِ | yürekli |
|
| 12 | لَانْفَضُّوا | dağılır, giderlerdi |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | حَوْلِكَ | çevrenden |
|
| 15 | فَاعْفُ | öyleyse affet |
|
| 16 | عَنْهُمْ | onları |
|
| 17 | وَاسْتَغْفِرْ | ve mağfiret dile |
|
| 18 | لَهُمْ | onlar için |
|
| 19 | وَشَاوِرْهُمْ | ve onlara danış |
|
| 20 | فِي |
|
|
| 21 | الْأَمْرِ | işini |
|
| 22 | فَإِذَا | zaman |
|
| 23 | عَزَمْتَ | karar verdiğin |
|
| 24 | فَتَوَكَّلْ | dayan |
|
| 25 | عَلَى |
|
|
| 26 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 27 | إِنَّ | elbette |
|
| 28 | اللَّهَ | Allah |
|
| 29 | يُحِبُّ | sever |
|
| 30 | الْمُتَوَكِّلِينَ | kendine dayanıp güvenenleri |
|
Allah’ın rahmeti sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Peygamber emri dinlemediler, hem de savaş gibi çok önemli bir zaman ve yerde, savaştan kaçmaya başladılar vs sebebiyle ama Efendimiz onlara çok kızmadı.
Sertlik dağılmaya sebep oluyor. Demek ki kritik anlarda daha yumuşak olmamız lazım. Yukarıda da Allah’ın ismi olarak Halim geçmişti, yani cezayı ertelemek. Birileri hata yapmışsa ve onlara ceza vereceksek, o kritik anda bunu yapmayacağız. Buradan bu dersi alabiliriz.
Onları affet, Allah’ın affetmesini iste ve onlarla durum hakkında istişare et.
Bir konuda sizinle istişare edildiği zaman şöyle düşünürsünüz: Benim fikrime değer verildi. O zaman konuyu daha çok benimser, kendinizi daha çok oraya dahil hissedersiniz. Cemaat ruhu böyle oluşur.
Bir işe azmettiğin vakit, artık gerisini Allah’a bırak. İstediğin gibi olmazsa üzülme vs.. Bu insana öylesine rahatlık verir ki..
Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever.
Leyene لين :
لِينٌ sözcüğü sertlik anlamındaki خُشُونَةٌ 'un haşinin zıddıdır. Genellikle somut varlıklar hakkında kullanılır. Bundan ayrı olarak istiare yoluyla ahlak ve benzeri konularda da kullanılır. Kimi zaman medih kimi zaman da yerme maksadıyla kullanılabilir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de iki farklı fiil ve iki farklı isim formlarında 5 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekli Lîna'dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Galîzul kalb غَلٖيظَ الْقَلْبِ, kalbi hiçbir şeyden etkilenmeyen ve yumuşamayan kimsedir. (Sabuni)
Lanfazzû لَانْفَضُّوا kelimesinin kökü fazza (فضّ) olup birşeyi kırmak ve parçalarını birbirinden ayırmak demektir. İnfial babında manası ‘dağılmak’ demektir. İşlem gören madenlerin en düşüğü olan gümüş de bu kelimeden türemiş olup fızza (الفِضَّة) dır.
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. بِمَا رَحْمَةٍ car mecruru لِنْتَ fiiline mütealliktir. مَا harfi zaiddir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru رَحْمَةٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
لِنْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ car mecruru لِنْتَ fiiline mütealliktir.
فَبِمَا ’daki مَا , tekid ve Peygamberin onlara karşı yumuşak davranmasının tamamen Allah’ın rahmetinin eseri olduğunu ifade etmek içindir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتَ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ muttasıl zamir كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. فَظًّا kelimesi كُنْتَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur. غَل۪يظَ kelimesi كُنْتَ ‘nin ikinci haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقَلْبِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لَ harfi لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır.
انْفَضُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ حَوْلِكَ car mecruru انْفَضُّوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
انْفَضُّوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi فضض ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, mücerret yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.
فَظًّا - غَل۪يظَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أساؤوا فاعف عنهم (Kötülük yaparlarsa onları affet) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اعْفُ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عَنْهُمْ car mecruru اعْفُ fiiline mütealliktir. اسْتَغْفِرْ atıf harfi وَ ile اعْفُ fiiline matuftur.
اسْتَغْفِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. لَهُمْ car mecruru اسْتَغْفِرْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. شَاوِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَمْرِ car mecruru شَاوِرْ fiiline mütealliktir.
اسْتَغْفِرْ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, غفر ‘dir.
Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.
شَاوِرْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi شور ’dır.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. عَزَمْتَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَزَمْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
تَوَكَّل sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عَلَى اللّٰهِ car mecruru تَوَكَّلْ fiiline mütealliktir.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a)(إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b)(إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَكَّل fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وكل ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُحِبُّ cümlesi, إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الْمُتَوَكِّل۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
یُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حبب ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْمُتَوَكِّل۪ينَ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ
فَ istînafiye, بِ sebebiyyedir. Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber talebî kelam olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır.
Ayette takdim-tehir sanatı vardır. لِنْتَ fiiline müteallik olan بِمَا رَحْمَةٍ car mecruru ihtimam için, amiline takdim edilmiştir. Car mecrura dahil olan مَا , tekid ifade eden zaid harftir.
رَحْمَةٍ ‘deki nekrelik, tazim ve nev ifade eder. Tasavvur edilemeyecek bir özelliğe sahip demektir.
مِنَ اللّٰهِ car-mecruru, رَحْمَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Hz.Peygamberdir. اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
رَحْمَةٍ - لِنْتَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَبِمَا ’daki مَا , tekid ve Peygamberin onlara karşı yumuşak davranmasının tamamen Allah’ın rahmetinin eseri olduğunu ifade etmek içindir. Bu rahmet, Peygamber’e -içi pır pır etmesine rağmen- Allah’ın sebat vermesi ve onlara karşı yumuşak ve nazik davranmaya muvaffak kılmasıdır; kendisine muhalefet edip emrine karşı gelmelerine ve bozguna uğrayıp onu terketmelerine rağmen, onların katmerli kederlerini paylaşıp onlar adına gam çekmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la لِنْتَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Şart üslubundaki terkipte كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ cümlesi, şarttır. كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَظًّا , nakıs fiil كَان ’nin ilk, غَل۪يظَ الْقَلْبِ izafeti ikinci haberidir.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s. 124)
Hz. Peygamberde olmayan özelliklerin ‘katı kalpli ve kaba’ şeklinde belirtilmesi taksim sanatıdır.
فَظًّا , kötü görülen ahlâk demektir. Mide suyu manasındaki فَظًّ kelimesinden alınmıştır ve zaruret dışında içilmesi mekruhtur. غَل۪يظَ ; incelik, hassasiyet demek olan الرقة kelimesinin zıttıdır. الفظاظة (Kötü ahlak), الغلظة ‘dan ortaya çıkar. فَظًّا ; gizli olduğu için takdim edilmiştir. Kalpte olmasından korkulan kötü ahlakın diğerine takdim edilmesi; 5 duyuyla anlaşılan zahir olanın kalpte gizli olan şeye takdimidir.
لَ karinesiyle gelen şartın cevap cümlesi لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
فَظًّا - غَل۪يظَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, غَل۪يظَ - لِنْتَ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
فَظًّا , kaba ve ahlâksız demektir. ”Katı kalpli" ise, kalbi hiçbir şeyden etkilenmeyen demektir. İnsan bazan, kötü huylu olmaz ve kimseyi de incitmeyebilir. Fakat, merhametli olup, hassas da davranmaz. Aradaki fark da işte budur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bu harf bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
غَل۪يظَ ve فَظًّا kelimeleri ile لِنْتَ kelimesi arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ cümlesiyle فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ
Fasılla gelen terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Şart üslubundaki terkipte cevap cümlesi olan فَاعْفُ عَنْهُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri; إن أساؤوا (Kötülük yaparlarsa) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Yine emir üslubunda talebî inşaî isnad olan وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ ve وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ cümleleri وَ ’ la cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فِي الْاَمْرِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla işler, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü iş, hakiki manada zarfiyeye, yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Hz.Peygambere emirlerin [onları affet] [onlar için mağfiret dile] [onlara danış] şeklinde sıralanması taksim sanatıdır.
فَاعْفُ - اسْتَغْفِرْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Emrin zahiri vücubiyet bildirir. اعْفُ [Affet] emrinin başındaki فَ harfi 'hemen' manasını ifade eder. Allahu Teâlâ Hz. Peygambere derhal affetmesini vacip kılmıştır. Bu da Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin kemâline delalet eder. O, müslümanları affetmiş, peygamberine de onları derhal affetmesini vacip kılmıştır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ [Eğer katı] yani taş [kalpli, kaba] saba [biri olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi] de, yanında bunlardan bir kişi bile kalmazdı. Seninle ilgili hususlarda فَاعْفُ عَنْهُمْ [onları affet] Allah hakkını ilgilendiren meselelerde de وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ [onlar için mağfiret dile] ki onlara şefkatin tam olsun. فِي الْاَمْرِ [Emirde] yani hakkında sana vahiy inmeyen savaş vb. hususlarda وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِ [onlara danış;] böylece, hem onların görüşlerinden güç alırsın hem de onları hoşnut etmiş, itibar kazandırmış olursun. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ
Şart üslubundaki cümle, atıf harfi فَ ile önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir. اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi عَزَمْتَ müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
تَوَكَّلْ kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda bu kelimenin türevlerinden الْمُتَوَكِّل۪ينَ kelimesi gelmiştir.
İstişare ederek, فَاِذَا عَزَمْتَ [kesin kararını verdiğin zaman da] işini en doğru, en yararlı bir şekilde yürütme hususunda [Allah’a güvenip dayan.] Çünkü senin için en yararlı olanı; ne sen bilirsin, ne de istişare ettiğin kimseler; bunu sadece Allah bilir. فَاِذَا عَزَمْتَ ’deki تَ (te) فإذَا عَزَمْتُ şeklinde merfû‘olarak da okunmuştur ki buna göre mana şöyle olur: ‘’Senin için Ben bir şeyi kesinleştirip, seni ona yönelttiğimde bana güvenip dayan ve ondan sonra da kimseyle istişarede bulunma.’’ (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Lafza-i celâl müsnedün ileyh, يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ cümlesi müsneddir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve hükmü pekiştirmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi ve isnadın tekrar edilmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)
تَوَكَّلْ - الْمُتَوَكِّل۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayet-i kerimede عَلَى (bana) yerine Allah ismi açıkça gelmiştir. Burada maksat emri pekiştirmektir. (Ali Bulut, Kur’ân-ı Kerim’de İtnâb Üslûbu)
Mekkî surelerde azap ve cezadan daha çok bahsedilir. Medenî surelerde ise “Allah sever” veya “sevmez” gibi ifadeler ağırlıklıdır. Önceleri insanlar üzerinde daha çok etkili olan korkutma idi. Sonra iman iyice yerleşince inanan kişilere yönelik ifadeler gelmiştir.