Nisâ Sûresi 98. Ayet

اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلاً  ٩٨

Ancak gerçekten zayıf ve güçsüz olan , çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِلَّا yalnız hariçtir
2 الْمُسْتَضْعَفِينَ gerçekten zayıf ض ع ف
3 مِنَ
4 الرِّجَالِ erkekler ر ج ل
5 وَالنِّسَاءِ ve kadınlar ن س و
6 وَالْوِلْدَانِ ve çocuklar و ل د
7 لَا
8 يَسْتَطِيعُونَ gücü yetmeyenler ط و ع
9 حِيلَةً hiçbir çareye ح و ل
10 وَلَا
11 يَهْتَدُونَ ve (göç için) bulamayan ه د ي
12 سَبِيلًا yol س ب ل
 

Ancak bir çare bulamayacak, hicretin gerektirdiği sebeblere güç yetiremeyecek ve kendi kendine veya bir vasıta ile yolu doğrultup gidemeyecek olan gerçekten güçsüz ve çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç. Zira bu gibi çaresizleri Allah'ın affetmesi kuvvetle umulur. Bunlar için de gitgide kâfirleşme tehlikesi düşünülebileceğinden mutlak olarak affedilirler denemezse de çocuklar henüz yükümlü bulunmadıklarından, büyükler de kalplerindeki imanı korumak şartıyla hicret etmeme hususunda mazeretli olduklarından dolayı affedilmeye ve bağışlanmaya layıktırlar. "Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır."

( Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri)

 

اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلاً

 

اِلَّا  istisna harfidir.  الْمُسْتَضْعَف۪ينَ  istisna-i munkatı’ veya  istisna-i muttasıl olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.

مِنَ الرِّجَالِ  car mecruru  الْمُسْتَضْعَف۪ينَ  ‘nin mahzuf haline mütealliktir. النِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ  atıf harfi  وَ ’la  الرِّجَالِ ’ye matuftur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَط۪يعُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ح۪يلَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلًا cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  لَا يَسْتَط۪يعُونَ ’ye matuftur.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْتَدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. سَب۪يلًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

Türkçeye “ama, ancak, -den başka, -sız, fakat, hariç, müstesna, yalnız, sadece” gibi kelimelerle tercüme edilir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır: 1. Muttasıl istisna, 2. Munkatı’ istisna, 3. Müferrağ istisna (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi).

يَسْتَط۪يعُونَ  fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İstif’âl babındandır. Sülâsî fiili  طوع ’dir. 

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar. يَهْتَدُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

الْمُسْتَضْعَف۪ين  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan istif’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلاً

 

Tehdidi hak edenlerin haricinde tutulanların bildirildiği ayette  الْمُسْتَضْعَف۪ينَ müstesnadır. İstisna, munkatı’ veya muttasıldır.  

لَا يَسْتَط۪يعُونَ  cümlesi  الْمُسْتَضْعَف۪ينَ  ‘nin halidir. Veya beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. 

Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174)

Tekit edici halin başına  و  gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada vav olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s.273)

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلًا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

لَا يَسْتَط۪يعُونَ  [güçleri yetmez] cümlesinin îrabdaki yeri  َالْمُسْتَضْعَف۪ين  [ْçaresiz zavallılar]’ın veya  ِالرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ  [erkekler, kadınlar ve çocuklar]’ın sıfatıdır. Cümleler nekre olduğu halde bu olabilmiştir, çünkü nitelenen, harf-i tarifle gelmiş olsa da belirgin bir şeyi ifade etmemektedir.  (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

الْوِلْدَانِ  kelimesiyle köleler, buluğa yaklaşmış erkek çocuklar kastedildiği gibi çocuklar da kastediliyor olabilir. Eğer çocuklar kastediliyorsa bu hicretin önemi sebebiyle zikredilmiş demektir. Hicret o kadar önemlidir ki güçleri yetmiş olsaydı mükellef olmayan çocukların bile hicret etmesi gerekirdi demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الْمُسْتَضْعَف۪ينَ  kelimesinde cem’, الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ  kelimelerinde tefrik vardır.

الْمُسْتَضْعَف۪ينَ - يَسْتَط۪يعُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddül’-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ancak bir çare bulamayacak, hicretin gerektirdiği sebeplere güç yetiremeyecek ve kendi kendine veya bir vasıta ile yolu doğrultup gidemeyecek olan gerçekten güçsüz ve çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

يَسْتَط۪يعُونَ - يَهْتَدُونَ  kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

“Ey iman edenler!” şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belagat)

الرِّجَالِ  -  النِّسَٓاءِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.