فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَوَرَبِّكَ | Rabbine andolsun ki |
|
| 2 | لَنَحْشُرَنَّهُمْ | onları mutlaka toplayacağız |
|
| 3 | وَالشَّيَاطِينَ | ve şeytanları |
|
| 4 | ثُمَّ | sonra |
|
| 5 | لَنُحْضِرَنَّهُمْ | onları bulunduracağız |
|
| 6 | حَوْلَ | çevresinde |
|
| 7 | جَهَنَّمَ | cehennemin |
|
| 8 | جِثِيًّا | diz çökmüş vaziyette |
|
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَ harfi cer olup, kasem harfidir. رَبِّكَ car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; أقسم (Yemin ederim.) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
لَنَحْشُرَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الشَّيَاط۪ينَ atıf harfi وَ ’la mef’ûlun bih هُمْ ‘e matuf olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
نُحْضِرَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
حَوْلَ mekân zarfı لَنُحْضِرَنَّ fiiline mütealliktir. جَهَنَّمَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. جِثِياًّ hal olup fetha ile mansubdur.
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
ثُمَّ : Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) نُحْضِرَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حضر ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ
فَ istînâfiyye, وَ kasem harfidir. Car mecrur رَبِّكَ , mahzuf kasem fiiline mütealliktir. Takdiri, أقسم (yemin ederim) olan kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasemin cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Yetiştirme, koruma, inayet sıfatlarını da barındıran Rab ismine yapılan kasemde, haşrın, rububiyet sıfatının sergilendiği yer olacağına işaret vardır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبِّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan Hz. Peygambere aid zamir dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasemin cevap cümlesi olan لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ , mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır.
Rab isminden sonra azamet zamirine iltifat sanatı vardır.
لَنَحْشُرَنَّهُمْ fiilinin mef’ûlü olan هُمْ zamirine matuf olan الشَّيَاط۪ينَ ’in atıf sebebi, tezâyüftür.
Aynı üslupla gelen ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّ cümlesi tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
جَهَنَّمَ , mekân zarfı حَوْلَ ‘nin muzâfun ileyhidir. Acemî alem olduğu için fetha ile mecrur olmuştur.
جِثِياًّ , haşrolunanların hali olarak mansubdur. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Fiillerin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada ثُمَّ harfi zamanda mühlet verme ve erteleme ifade etmemektedir. Aksine şiddetli azaptan, daha şiddetli bir azap durumuna geçecekleri kastedilmiştir. Bundan dolayı ayeti kerimedeki ثُمَّ sıralı düzenlemeyi ifade eder. Azabın birçok çeşidine maruz kalacaklarına ve artacağına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 269, 270)
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ [Rabbine yemin olsun ki mutlaka onları toplayacağız.] ifadesinde Allah Teâlâ, nebisine muzâf olarak kendi adına yemin ediyor, bu da durumun gerçek olduğunu bildirmek ve Resulullah’ın şanını yüceltmek içindir. وَالشَّيَاط۪ينَ kelimesi de atıftır veya mef’ûlün maah'tir. Çünkü rivayete göre kâfirler kendilerini saptıran şeytanlarıyla beraber haşrolunurlar. Her biri şeytanıyla beraber zincire vurulur. Bu, onlara mahsus ise de tamamen cinse nispet etmek de caizdir. Çünkü onlar içlerinde kâfirler şeytanlarla birleştirilmiş halde haşr olunurlarsa hep birlikte onlarla beraber haşr olunmuş olurlar. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)