اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً ٦٧
اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَذْكُرُ damme ile merfû muzari fiildir. الْاِنْسَانُ fail olup damme ile merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel mef’ûlu bih olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
نَا müekellim zamiri أنّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. خَلَقْنَاهُ cümlesi, اَنْ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
خَلَقْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamiri هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru خَلَقْنَا fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. لَمْ يَكُ شَيْـٔاً cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُ nakıs, tahfifden dolayı mahzuf نْ üzere sükun ile meczum muzari fiildir. يَكُ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. شَيْـٔاً kelimesi يَكُ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
Beyzâvî bu ayetteki لَمْ يَكُ kelimesi için şu açıklamayı yapar: يَكُ kelimesinin aslı يَكُونُ ’dür. Cezm edatı لَمْ ’den dolayı “nûn”un harekesi hazf edilmiş, sonra da iki sakin bir araya geldiği için و hazf edilmiştir. İllet harfi وَ ‘a benzediğinden tahfif için نْ da hazf edilmiştir. Böylece geriye يَكُ lafzı kalmıştır. (Beyzâvî, c. 3, s. 115-116)
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً
Ayet, atıf harfi وَ ‘la وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Hemze inkarî istifham harfidir. Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen muhatabı itirafa zorlayan takrir manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Zamir yerine insan kelimesinin tahkir ve kınama için zahir olarak gelmesinde, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ cümlesi, masdar tevilinde, يَذْكُرُ fiilinin iki mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ cümlesi اَنَّ ‘nin haberidir. Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
خَلَقْنَا fiillinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
خَلَقْنَا fiiline müteallik مِنْ قَبْلُ ifadesindeki قَبْلُ , cer mahallinde olup muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَ ’la gelen وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً cümlesi, خَلَقْنَاهُ ‘daki mef’ûlün halidir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.
Menfi muzari sıygadaki nakıs fiil كَان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan شَيْـٔاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
شَيْـٔاً , nefy siyakında ve nekre olarak geldiği için hiçbir manası kazanmıştır. Nefiy siyakında nekra selbin umum ve şumûlüne delalet eder.
Ayette istenen bir konuda kelâmcıların usûlünce kesin aklî delillerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelâmi sanatı vardır.
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)
اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ [İnsan düşünmüyor mu?] sorusu inkâr ve kınama ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ [Ben öldüğümde mi diriltileceğim?] der. [Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mı?] ayetinde yok iken var eden Allah’a, var olduktan sonra tekrar yaratmanın daha kolay olduğunun aklen izahı yapılmaktadır. Yokken ortaya çıkarmak zordur. Allah seni yokken var etmiştir. Var olanın seni tekrar yaratması da mümkündür, denilmektedir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Bu üslub mezheb-i kelamî olarak adlandırılır. Çünkü cümledeki kelam, insanın önceden hiçbir şey olmadığı halde insan olarak yaratıldığının ispatıdır. Bu ademiyetle, ن 'un düşmesi uyum teşkil etmiştir. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 267)
Yani kendisine daha şey bile denilemezken, yaratılmış olması ve bir yaşam sürmüş olması onun için tekrar yaratılabileceğinin kanıtı olarak yetmez mi? denilmektedir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)