وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ ٦٦
وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. الْاِنْسَانُ fail olup damme ile merfûdur.
Hemze istifham harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup mahzuf cevaba mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَا zaid harftir. مِتُّ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِتُّ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, أحيا أو أبعث şeklindedir.
لَ ibtidaiyyedir. سَوْفَ gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif -erteleme- diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin başına geldiklerinde tekid-vurgu olurlar.
اُخْرَجُ damme üzere merfû meçhul, muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri انا ‘dir. حَياًّ hal olup fetha ile mansubdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُخْرَجُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi خرج ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet muzari fiil cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. اِذَا , şart manalı müstakbel zaman zarfı, hemze nefiy manasında istifham harfidir. Cümleye dahil olan مَا , tekid ifade eden zaid harftir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay ve inkâr amacı taşıyan terkip mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Şart cümlesi olan مِتْنَا , zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
اِذَا , takdiri أبعث (...yeniden dirileceğim?) olan mahzuf cevap cümlesine mütealliktir. Şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Tefsiriyye olarak fasılla gelen لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ cümlesi, ibtidaiyye lâm’ı ve istikbal harfi سَوْفَ ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkarî kelamdır. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
حَياًّ , müekked hal olarak ıtnâbtır.
وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ [İnsan der] cümlesinde zikr-i umûm irade-i husus vardır. Burada insandan maksat kâfirdir. Çünkü öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden odur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Mazi قالوا fiili yerine muzari يَقُولُ fiilinin tercih edilmesi, bu sapkın sözlerin ve batıl itikadın sürekli tekrarlanacağına işaret etmektedir.
الْاِنْسَانُ sözüyle kastedilen, hususiyetle ba’s gününü kabul etmeyen kâfirlerdir. Her halükârda böyle bir konumda الْاِنْسَانُ lafzı müminleri kapsamaz.
Öldüğüm zaman mı gerçekten ben çıkarılacağım? Yerden yahut ölüm halinden. Zarfın başa alınması ve inkâr harfinden sonra gelmesi, inkâr edilen şeyin ölümden sonraki hayat vakti olmasındandır. اُخْرَجُ ’nun gösterdiği bir fiille mansubdur, onunla değil. Çünkü ل ’ın maba'di makablinde amel etmez. ل burada sırf tekid içindir, hal manasından soyutlanmıştır, istikbal edatı olan سَوْفَ ile birlikteliği caiz görülmüştür.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مِتُّ [Öldüm] - حَياًّ [Diri olarak] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اُخْرَجُ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)