رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟ ٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | رَبُّ | Rabbidir |
|
| 2 | السَّمَاوَاتِ | göklerin |
|
| 3 | وَالْأَرْضِ | yerin |
|
| 4 | وَمَا | ve şeylerin |
|
| 5 | بَيْنَهُمَا | bunlar arasında bulunan |
|
| 6 | فَاعْبُدْهُ | O’na kulluk et |
|
| 7 | وَاصْطَبِرْ | ve sabret |
|
| 8 | لِعِبَادَتِهِ | O’na kullukta |
|
| 9 | هَلْ | -musun? |
|
| 10 | تَعْلَمُ | biliyor- |
|
| 11 | لَهُ | O’nun |
|
| 12 | سَمِيًّا | adaşını |
|
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟
İsim cümlesidir. رَبُّ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri; هو şeklindedir. Veya önceki ayette geçen رَبُّكَ ‘ den bedel olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
مَا müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ ile makabline matuftur. بَيْنَهُمَا mekân zarfı mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن عرفت ربوبيّته (O’nun rubûbiyetini anladıysan, tanıdıysan) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اعْبُدْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اصْطَبِرْ fiili, atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اصْطَبِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. لِعِبَادَتِه۪ car mecruru اصْطَبِرْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
هَلْ istifhâm harfidir. تَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. لَهُ car mecruru سَمِياًّ۟ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. سَمِياًّ۟ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اصْطَبِرْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi صبر ’dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا
Kemâl-i ittisâl nedeniyle fasılla gelen ayette رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ifadesi, önceki ayetteki رَبُّكَ ’den bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Cebrail (a.s)’ın sözlerinin devamı olan ayette rububiyet vasfını öne çıkarmak için tekrarlanan Rab isminde iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبُّ السَّمٰوَاتِ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması السَّمٰوَاتِ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
الْاَرْضَ , tezat nedeniyle السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir.
السَّمٰوَاتِ ’tan sonra الْاَرْضَ ‘ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , muzâfun ileyh olan السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur. Atıf sebebi temâsüldür. Sılasının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mekân zarfı بَيْنَهُمَا , bu mahzuf sılaya mütealliktir.
Ayette, Allah’ın Rabbi olduğu şeylerin, yeryüzü, gökyüzü ve arasındakiler olarak sayılması taksim sanatıdır.
فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ
Fasılla gelen terkipte فَ mahzuf şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan فَاعْبُدُوهُۜ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri, إن عرفت ربوبيّته (O’nun rubûbiyetini anladıysan) olan mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Aynı üslupta gelen وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Veciz anlatım kastıyla gelen لِعِبَادَتِه۪ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِبَادَتِ , şan ve şeref kazanmıştır.
فَاعْبُدْهُ - لِعِبَادَتِه۪ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَاعْبُدْهُ…. ifadesindeki فَ , ta’lil veya sebebiyye ifade eder. Kendisinden sonra gelenlerin sebebi ve illeti, öncesinde zikredilenlerdir. Aynı şekilde ف harfinin kendinden öncekinin kendisinden sonrasının tertibi için olduğunu söylemek mümkündür. Ayetteki emir ile hitap Resulullah’a yöneliktir. İbarede Resulullah’a Rabbanî bir tevcih vardır. اصْطَبِرْ fiilindeki افتعال sıygası Allah’a ibadet ve taatte sabır ve çaba gösterme gerekliliğine işaret etmektedir. Yapısının ziyadesi mananın ziyadesine delalet ettiği için افتعال babı tercih edilmiştir. İşaret edildiği gibi Allah’a ibadet etmeye sabrederek çaba göstermek gerekmektedir. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 253-256)
هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟
Cümle rububiyeti tekid eden istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl nedeni kemâl-i ittisâldir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen gerçek manada soru olmayıp rububiyeti tekid maksadı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Bu ayet Yüce Allah’ın nisyanının mümkün olmamasının beyanının aklî delilidir.
Ayetteki istifhamın ifade ettiği mana nefydir. Manadan murad da: “Senin Rabbine benzer, emsal ve denk yoktur.”
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan سَمِياًّ۟ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik لَهُ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
سَمِياًّ۟ ‘deki nekrelik tazim ifade eder.
Onlar, putları hakkında ilâh lafzını kullanıyorlar, ama Allah lafzını Cenab-ı Hakk’ın dışında hiçbir şeye vermiyorlardı. İbni Abbas’tan, “Rahman ismiyle de başkasının, isimlendirilmediği” hususu rivayet edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu cümle, anılan ismin müstakil olarak O'na mahsus olduğunu, haklı veya haksız olarak, başkası için kullanılmadığını beyan etmek suretiyle O'nun umumi hanlığının, O'na ibadet etmeyi, bütün ibadetleri O'na tahsis etmenin zorunluluğunu izah etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)