اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَلَا | iyi bilin ki |
|
| 2 | إِنَّهُمْ | onlar |
|
| 3 | يَثْنُونَ | bükerler |
|
| 4 | صُدُورَهُمْ | göğüslerini |
|
| 5 | لِيَسْتَخْفُوا | gizlenmek için |
|
| 6 | مِنْهُ | ondan |
|
| 7 | أَلَا | yine iyi bilin ki |
|
| 8 | حِينَ | ne zaman |
|
| 9 | يَسْتَغْشُونَ | bürünseler |
|
| 10 | ثِيَابَهُمْ | elbiselerine |
|
| 11 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 12 | مَا | şeyleri |
|
| 13 | يُسِرُّونَ | gizledikleri |
|
| 14 | وَمَا | ve şeyleri |
|
| 15 | يُعْلِنُونَ | açığa vurdukları |
|
| 16 | إِنَّهُ | şüphesiz O |
|
| 17 | عَلِيمٌ | bilendir |
|
| 18 | بِذَاتِ | olanı |
|
| 19 | الصُّدُورِ | gönüllerde |
|
ثنى Seneye : Bu kelimede iki asıl anlam mevcuttur. Biri katlamak, bükmek veya iki kat yapmak; diğeri ise sayı olan iki anlamıdır. Dolayısıyla bu köke ait kelimelerin kullanımlarında ya sayı anlamı ya da içinde bulunan tekrarlama manası göz önünde bulundurulur. Allah-u Teala Kuran-ı Kerim’de sureleri مَثانِي olarak adlandırmıştır. Çünkü sureler zaman geçtikçe tekrar tekrar okunur/ yazılır ve yinelenir. Kuran için مَثانِي denmesi şu açıdan da doğrudur; zaman içinde şartlar ve durumlar değiştikçe O’nun faydaları yenilenerek ve tekrarlanarak ortaya çıkmaktadır. Birde bu kelimenin senâdan gelme ihtimali de vardır ve ثَناءٌ hakkında da şöyle denmiştir: Senâ insanların zikredilen/anılan övgüye değer özellikleri ya da işleridir. Bunlar zamanla tekrarlanırlar. مَثْنَى ise ikişer demektir. Bu köke ait Türkçede de kullandığımız اِثْتِثْناء istisnâ sözcüğü daha önce geçen bir ifadenin genel hükmü içinden bir bölümü dışarıda tutmak ya da sözün tamamının hükmünü kaldırmaktır. ألإثْنَيْنِ ise (Arap literatüründe haftanın pazar günü başladığı göz önüne alınarak) ikinci gün olan pazartesinin ismidir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 29 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri (medhu) senâ, esnâ, saniye, müsennâ, istisnâ, müstesnâ ve mesnevîdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
ثوب Sevebe : ثَوْبٌ : Bu kelimenin aslı bir şeyin daha önce bulunduğu hale ya da düşünce olarak amaçlanmış ve düzenlenmiş hale dönmesidir. Tarifin ikinci kısmı için aynı kökten gelen elbise ثَوْبٌ kelimesini örnek vererek şöyle bir izah yapılabilir: öncesinde düşünce olarak elbise şeklinde tasarlanarak eğrilmiş olan ipin elbise haline gelmesiyle sanki düşüncedeki haline geri döndüğüdür. Çoğulu أثْوابٌ ve ثِيابٌ dur. Elbise kelimesinin bazı ayetlerde kişinin nefsinden kinaye olduğu da söylenmiştir. Bu kökten olan ثَوابٌ sevap ibaresi insanın yaptıklarının karşılığı olarak geri dönen şeydir. Sevap kelimesi iyilik için de kötülük için de kullanılır. Fakat yaygın anlamı daha çok iyilikle/hayırla olanıdır. إثابَةٌ İsâbet sözcüğü sevilen, hoşlanılan şeylerle alakalı kullanılır. Ancak bazen istiare yoluyla kerih görülen/ hoşlanılmayan şeyler hakkında da kullanılmıştır. Tef’il babındaki ثَوَّبَ/ تَثْوِيبٌ formu ise Kuran’da yalnızca hoşa gitmeyen şeyler hakkında kullanılmıştır. Yine bu köke ait مَثابَةٌ kelimesi Kuran’da ya insanların zamanlar boyunca kendisinden sevap kazandığı yer ya da içinde sevabın kazanıldığı yer anlamında geçmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 28 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri sevap, esvap ve mesâbedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ
İsim cümlesidir. اَلَٓا tenbih edatıdır. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَثْنُونَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَثْنُونَ fiili نَ’ nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. صُدُورَهُمْ mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, لِيَسْتَخْفُوا fiilini gizli اَنْ ile nasb ederek anlamını sebep bildiren masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle يَثْنُونَ fiiline mütealliktir.
يَسْتَخْفُوا fiili نَ’ nun hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُ car mecruru يَسْتَخْفُوا fiiline mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَا ; konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
يَسْتَخْفُوا fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, خوف ‘dir.
Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.
اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ
اَلَا tenbih edatıdır. ح۪ينَ zaman zarfı, يَعْلَمُ fiiline mütealliktir. يَسْتَغْشُونَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَسْتَغْشُونَ fiili نَ’ nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ثِيَابَهُمْ mefûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَسْتَغْشُونَ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, غشو ‘dir.
يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ
Fiil cümlesidir. يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mefûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُسِرُّونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يُسِرُّونَ fiili نَ’ nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَا يُعْلِنُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ile مَا يُسِرُّونَ cümlesine matuftur.
يُعْلِنُونَۚ fiili نَ’ nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُسِرُّونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سرر ’dir.
يُعْلِنُونَۚ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi علن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَل۪يمٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olarak damme ile merfûdur. بِذَاتِ car mecruru عَل۪يمٌ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الصُّدُورِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. .
عَل۪يمٌ kelimesi mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin başına gelen اَلَٓا , devamında gelecek söze dikkat çekerek, tekid ifade etmiş tenbih edatıdır. اِنَّ harfi ve اَلَٓا ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve اَلَٓا , isim cümlesi sebebiyle birden fazla tekit unsuru taşıyan çok muhkem cümlelerdir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ cümlesi masdar teviliyle يَثْنُونَ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْهُ car-mecrurundaki هُ zamiri Allah Teâlâya aiddir.
صُدُورَهُمْ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ ibaresi Hak’tan dönerler/vazgeçerler/O’na muhalif olurlar/uzaklaşırlar ve O’ndan ayrılırlar demektir. Çünkü bir şeye yönelen/kabul eden ona göğsünü/yüzünü/ ön cephesini döner. Kim yüz çevirir ve saparsa sırtını döner. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
ثني الصدر ibaresinde istiare vardır. Çünkü ثني ’in gerçek anlamı olan ‘’dürme” göğüsler (kalpler) için uygun düşmez. O yüzden -Allahu a’lem- bununla kastedilen, onların Allah’a ve elçisine -Allah ona ve ehline salat etsin- düşmanlığı kalpleri içinde dürüp saklamalarıdır. هذا لامرفي الطى الضمير (Şu iş kalbimin katmanı içindedir) diyenin sözü gibidir ki ‘’kalbim onu kaplamıştır’’ demektir. Bu durumda Allah Teala’nın يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ [göğüslerini bükerler] (bu şekilde güya içlerindeki kötü fikirlerin üstünü örtüp saklarlar) ifadesi يطأون صدورهم (göğüslerini katlayıp dürerler) sözü konumundadır. Burada يَثْنُونَ lafzı tınısı kulağa daha hoş geldiği ve daha güzel mecaz (Göğüs bükmek/dürmek, kalp içinde bir şey gizlemekten kinaye veya istiare mecazı olur) olduğu için يطأون ye yeğlenmiştir. Yine denildiğine göre bu tabirin anlamı şöyledir. Münafıklar bir araya geldiklerinde aralarında fısıltıyla konuşurlar; konuştuklarını Müslümanların işitmesinden, gözlerin görmesinden, insanların suizanda bulunmasından çekindikleri için ikili konuşmaları esnasında sırtlarını dönüp birbirlerine yaslanırlar. Böylece akılları sıra, sırtları arkaya eğilince de kalpleri örtülmüş (kötülükleri saklanmış) olur. İşte bu sebeple Allah Teâlâ, onlar konuşmalarını kimse duymasın diye kapılarını kapasalar, perdelerini çekseler, elbiselerine bürünseler veya -bir görüşe göre – başlarını elbiselerinin içine soksalar bile, onların göğüslerinin içindeki gaip/gizemli şeyleri, kalpleri içindeki saklı sırları, gözlerindeki bakışları, dillerinden çıkan kurnazca ifadeleri bilmektedir. (Şerîf er-Radî, Kur’ân Mecazları)
Ayetteki اَلَا edatı dikkat çekmek içindir. Binaenaleyh Cenab-ı Hak ilk önce, Hazret-i Peygamber'den hallerini saklamak için ondan yüz çevirdiklerine dikkat çekmiş, sonra da onların bu gizlemeyi istedikleri vakte yani elbiselerine büründükleri zamana dikkat çekmek için اَلَا lafzını tekrar etmiştir. Buna göre sanki şöyle denilmiştir: "Dikkat et ki onlar, Allah'tan saklamak için, O'ndan yüz çeviriyorlar. Dikkat et ki onlar, elbiselerine büründüklerinde birşeyler saklıyorlar." Daha sonra Cenab-ı Hak, onların bu saklayıp gizlemelerinde bir fayda olmadığını, "Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyor" ifadesiyle belirtmiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l -Gayb)
يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlenin başına gelen اَلَٓا , dikkat çekmek için gelen ve tekid ifade eden tenbih edatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. ح۪ينَ zaman zarfı, ihtimam için, amili olan يَعْلَمُ fiiline takdim edilmiştir.
ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ izafetinde zaman zarfı ح۪ينَ ’nin muzâfun ileyhi konumundaki يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَعْلَمُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘ nın sılası olan يُسِرُّونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede aynı üslupla gelen ikinci mevsûl, öncekine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. يُسِرُّونَ - يَسْتَغْشُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır.
يُسِرُّونَ [Gizliyorlar] ile يُعْلِنُونَ [Açığa vuruyorlar] kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Ayette geçen يُسِرُّونَ kelimesi, gizlerler manasında olup Türkçede bu kökten sır ve esrar kelimesini kullanmaktayız. Benzer şekilde يعلنون da açığa çıkardılar demek olup aleni kelimesi buradan dilimize geçmiştir.
يَعْلَمُ - يُعْلِنُونَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Önce يسرون ‘nun sonra يُعْلِنُونَۚ gelmesinin sebebi, kafirlerin, müminlerle beraber iken küfürlerini gizlediklerini, kendi kendilerine kaldıklarında da açığa çıkardıklarına işaret etmek içindir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 697)
Ayette sırrın, gizli olanın, açıkça bilinenden önce zikredilmesi; onların yaptıklarını daha baştan teşhir etmek, rezil rüsva olacaklarını bildirmek, kaçındıkları halin gerçekleşeceğini haber vermek, Allah'ın (c.c) iki ilminin eşit olduğunu en mükemmel şekilde tespit etmek içindir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ibaresi hakkında Rûhu'l Meânî'de şöyle yazılıdır: Bu cümlede مَا harfi ism-i mevsûldür. Aid zamir mahzuftur. Yani onların sapkın inançlarından gizledikleri şeyleri, sana olan düşmanlıklarını ve benzeri şeylerin hepsini bildiğimiz gibi; şirk koşmak, seni yalanlamak gibi açıkladıkları her şeyi de biliyoruz, demektir.
Bu harfin masdariyye olması da caizdir. Yani onların gizlediklerini ve açıkça yaptıklarını biliyoruz demektir. Bu durumda mef’ûller mahzuftur ya da bu fiiller lâzım menziline konmuştur. İlk akla gelen mana evlâdır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.352)
اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrarî teceddüt ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
بِذَاتِ الصُّدُورِ car mecruru عَل۪يمٌ ‘a mütealliktir.
بِذَاتِ الصُّدُورِ [kalplerin sahibi] ifadesinde istiare vardır. Kalp, satın alınarak sahip olunan bir mala benzetilmiştir.
Kalp yerine صُّدُورِ kelimesinin gelmesi hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ cümlesinde lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım; ‘’Allah sînelerin özünü bilir.’’sözü, melzûm; ‘’Allah içinizdekilerini bilir ve bu fikirlerin tersine davranmanızdan dolayı sizi hesaba çeker’’manasıdır.
Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bu ifadede Allah sînelerin özünü bilir manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.
Ayrıca bu cümlede tağlib sanatı vardır. Allah Teâlâ her şeyi bilir. Özellikle ‘sînelerin özünü bilir’ buyurulması, kalpteki duyguların insanın hareketlerinde temel teşkil etmesindendir.
Bu cümle, ‘onlar sizin kitabınıza inanmazlar’ manasında tarizdir.
يُعْلِنُونَ - يَعْلَمُ - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's- sadr sanatları vardır.
اَلَٓا , هُمْ , الصُّدُورِ ve مَا ’ların tekrarında reddü'l-acüz ale's- sadr sanatı vardır.
Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur.
Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
Bu ayetteki tekid, hem binasında hem de manasındadır. Binasındaki tekidler açıkça görülür. Bu konunun asıl unsuru olan اِنَّ harfiyle tekid edilmiştir, عَل۪يمٌ kelimesi mübalağa sıygasındadır ve بِذَاتِ الصُّدُورِ tabiri geçmiştir. Burada فِي الصُّدُورِ buyurulmamıştır, çünkü عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ sözü, onun zatını, hakikatini ve onun etinin, kanının içinden akıp geçenleri vs. bilmeyi ifade eder. Bunları bildiği konusunda en ufak bir şüphe yoktur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Şura/28, c. 3, 173)
Ayette kalpler olarak tercüme edilen صدور kelimesinin müfredi olan صدر (sadr) kelimesi, sözlükte “göğüs, sine, vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölüm” demektir. Burada mahalliyet alakasıyla صدر (sadr) kelimesiyle kalp veya akıl kastedilmiş olabilir. Mahal zikredilmiş, fakat o mahallin içindeki kalp kastedilmiştir. (Tahir Taşdelen, Mülk Suresi’nin Edebi Tahlili Ve Türkçe Kur’ân Mealine Yansıması)
بِذَاتِ الصُّدُورِ kelimesinden murad, kalpler de olabilir. Yani Allah kalpleri ve hallerini hakkıyla bilendir. Onun için hiçbir sır O'na gizli kalmaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)