وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ ٥٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَتِلْكَ | ve işte bu |
|
| 2 | عَادٌ | Ad (halkı) |
|
| 3 | جَحَدُوا | inkar etti |
|
| 4 | بِايَاتِ | ayetlerini |
|
| 5 | رَبِّهِمْ | Rabblerinin |
|
| 6 | وَعَصَوْا | ve karşı geldiler |
|
| 7 | رُسُلَهُ | peygamberlerine |
|
| 8 | وَاتَّبَعُوا | ve uydular |
|
| 9 | أَمْرَ | emrine |
|
| 10 | كُلِّ | her |
|
| 11 | جَبَّارٍ | zorbanın |
|
| 12 | عَنِيدٍ | inatçı |
|
جبر Cebera : جَبْر kelimenin aslı bir tür zorlama ya da baskıyla bir şeyi ıslah etmek/düzeltmektir. جَبْر sözcüğü bazen salt ıslah etme anlamında kullanılırken bazen de zorlama ve baskı yapma manasını da ifade edebilir. Hesapla ilgili kullanılan cebir جَبْر kelimesi düzelmesi istenen şeyi düzeltmek maksadıyla bir şey eklemek demektir. إجْبار lafzı aslen bir kimseyi, bir işi, meseleyi ya da eşyayı ıslah edip düzeltmeye zorlamak demek olsa da salt mecbur etme manasında kullanımı yaygınlık kazanmıştır. Bir insan sıfatı olarak cebbar جَبَّار kelimesi nâkıslığını veya kusurunu hak etmediği bir üstünlük ya da mevkî iddiasıyla ıslah etmeye çalışan kişi demektir ve ancak zemm/yerme maksadıyla kullanılır. Yüce Allah’ı nitelemek için جَبَّار’ın kullanılmasına gelince bununla ilgili farklı düşünceler vardır; Arapların fakiri zengin ettim anlamındaki جَبَرْتُ الفَقِير fiilinden hareketle nimetleri taşırarak insanları zengin eden O’dur görüşü,
insanları cebreden yani dilediğine zorlayan olduğundan dolayı böyle ifade edildiği görüşü,
son olarak kırık kemiği uçlarını yerine koyarak sardım ve bütünledim/normal haline getirdim demek olan جَبَرْتُ العَظْمَ kullanımından gelebileceği görüşünü ifade etmişlerdir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 10 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cebir, cebbar, cebren, icbar, mücbir , mecbur ve ceberruttur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. İşaret ismi تِلْكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
عَادٌ haber olup damme ile merfûdur. جَحَدُوا cümlesi, تِلْكَ ’nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.
جَحَدُوا fiili damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِ car mecruru جَحَدُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَصَوْا fiili, atıf harfi وَ ‘la جَحَدُوا fiiline matuftur.
عَصَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رُسُلَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبَعُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. Aynı zamanda muzâftır. كُلِّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. جَبَّارٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَن۪يدٍ kelimesi جَبَّارٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبَعُٓوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
عَن۪يدٍ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin uzak için kullanılan işaret ismiyle marife oluşu, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu tahkir etmek içindir.
Kavme işaret eden تِلْكَ ‘de istiare sanatı vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
Ayette تِلْكَ عَادٌ derken işaret isminin müennes olarak تِلْكَ ile gelmesi, ya bununla kabilenin kastedilmesi veya kabirlerine ve geride bıraktıklarına işaret olması cihetiyledir. (Beyzâvî, Envârü’t -Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan 57, s. 190)
جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ cümlesi, تِلْكَ için ikinci müsneddir. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin, mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Veciz ifade kastına matuf بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ izafetinde, Rab ismine muzâf olan اٰيَاتِ , tazim ve şeref kazanmıştır. Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak ve yaptıklarının ne denli çirkin olduğunu belirtmek manası vardır.
Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette Rab ismine iltifat edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Aynı üsluptaki وَعَصَوْا رُسُلَهُ cümlesi ve وَاتَّبَعُٓوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ cümleleri, جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Fiiller mazi sıygada gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Muzafun ileyh olan جَبَّارٍ ’deki nekrelik kesret, nev ve tahkir ifade eder. Ayrıca mübalağa sıygasında gelmesi ve عَن۪يدٍ ‘le sıfatlanması bu kötü özelliğin son raddede olduğuna işarettir.
جبر ; kırılan kemiğin yerine kaynaması demektir. Bu zor bir olay olduğu için, zorlama olan işler için de kullanılmıştır.
جَبَّارٍ ‘in sıfatı olan عَن۪يدٍ , mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
رُسُلَهُ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan رَسُول şan ve şeref kazanmıştır.
عَصَوْا - اتَّبَعُٓوا kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
جَبَّارٍ - عَن۪يدٍ - وَعَصَوْا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, جَحَدُوا - وَاتَّبَعُٓوا kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Ayette Ad Kavminin özellikleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır
Peygamber ve ayet kelimeleri çoğul olarak gelmiş. Bu onların ayetleri yalanlamaları ve peygambere asi olmalarının ne büyük bir hata olduğunu vurgulamak için olabilir.
وَعَصَوْا رُسُلَهُ [Peygamberlerine isyan ettiler.] Yani Hud’a isyan ettiler. Burada onların durumlarının korkunçluğu ifade edilmekte ve onların Hud’a isyanlarının, gelmiş ve gelecek bütün peygamberlere bütün peygamberlere isyan sayıldığı açıklanmaktadır. Bu, bütünü söyleyip ondan bir cüzü kastetme babından bir mecaz-ı mürseldir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍ cümlesinde, onların inatçı her zorbanın emrine uymak vasfı, ayetleri inkâr etmek ve Peygamberlere karşı gelmek vasfı kadar, bütün fertlerini kapsayacak kadar şümullü değildir. Çünkü inatçı zorbaların emrine uymak, reislerinin vasıflarından değil, fakat aşağı tabakanın vasıflarındandır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)