وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ ٦٧
وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اَخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖينَ mukaddem mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّيْحَةُ kelimesi اَخَذَ fiilinin faili olup damme ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصْبَحَ nakıs, mebni mazi fiildir. كان gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَصْبَحُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. اَصْبَحُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. Veya tam fiil olup, zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
فٖي دِيَارِهِمْ car mecruru جَاثِمٖينَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَاثِمٖينَ kelimesi اَصْبَحُوا ’nun haberi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
اَصْبَحَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صبح ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
جَاثِمٖينَ ; sülâsî mücerredi جثم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَخَذَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۙ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan ظَلَمُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Zalimlerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri, o kimseleri tahkir amacına matuftur.
Mef’ûlün, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmesi takdim-tehir sanatıdır.
فَاَصْبَحُوا ف۪ي دِيَارِهِمْ جَاثِمٖينَ cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Nakıs fiil اَصْبَح ’nın dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي دِيَارِهِمْ car mecruru konudaki önemine binaen amili olan جَاثِم۪ينَ ’ye takdim edilmiştir.
اَصْبَح ’nın haberi olan جَاثِم۪ينَ , ism-i fail kalıbında gelerek durumun sübut ve sürekliliğine işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
İsim cümlesi sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesi yenilenme ve tekrarlanma ifade eder.
Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela: fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden de başlayıp halen devam ettiği kastediliyor ise aralarında atıf yapılabilir. ( Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı, S. 190,191)
Azabın gelişi anlatılırken Allah'ın dostlarının kurtarılmasının haber verilmesi önemli olduğundan, önce o zikredildi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cenab-ı Hakk, اَخَذَتْ değil de اَخَذَ buyurmuştur. Zira (fail olan) صَّيْحَ kelimesi, mana itibarıyla müzekker olan siyah yerindedir. Ayrıca fiil ile müennes olan faili arasına, bir fasıla girmiştir. Bundan dolayı araya giren bu kelimeler, sanki müenneslik ت ' sinin yerini tutmuş gibidir. Bu durumun benzerleri geçmiş idi. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Fail olan الصَّيْحَةُ kelimesi müennes olduğu halde اَخَذَ fiili müzekker gelmiştir. Fail, zahir bir mecazî müennes ise fiille failin arası açılmışsa fiil müzekker veya müennes gelebilir.
جَاثِمٖينَ fiili 5 yerde geçmiştir. Araf, Hud ve Ankebut suresi, hepsi Salih ve Şuayb (a.s) kavmi hakkındadır. Yüzü koyun yatmak, çömelmek, tünemek demektir. Buna çok benzeyen ve farklı bir kökün türevi olan جاثي kelimesi de diz üstü oturmak demektir ve 1 kere geçmiştir.
Cenab-ı Hakk, فَاَصْبَحُوا فٖى دِيَارِهِمْ جَاثِمٖينَ [yurtlarına diz üstü çöken kimseler oluverdiler.] buyurmuştur. جُسُوم kelimesi, dinmek, sükunete ermek demektir. Nitekim kuş, yuvasına gecelediğinde جَثَمَتِ الطَّيْرُ denilir. Daha sonra Araplar bu kelimeyi, ölümden dolayı hareket edememe manasında kullanmışlardır. Böylece Allah Teâlâ, helak olan kimseleri helak oldukları andaki o hareketsizlikleri ile vasfetmiştir ki buna göre sanki onlar hiç diri değillermiş manası kastedilmiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)