وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ ٧١
وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Haliye olmasıda caizdir. امْرَاَتُهُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَٓائِمَةٌ haber olup damme ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ضَحِكَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. بَشَّرْنَاهَا atıf harfi فَ ile makabline matuftur.
بَشَّرْنَاهَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِاِسْحٰقَ car mecruru بَشَّرْنَاهَا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri, بولادة إسحاق şeklindedir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَشَّرْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَٓائِمَةٌ , sülâsi mücerredi قوم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ وَرَٓاءِ car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, وهبنا şeklindedir. اِسْحٰقَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. يَعْقُوبَ kelimesi mahzuf fiilin mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur.
Bazı müfessirlere göre, يَعْقُوبَ kelimesi اِسْحٰقَ ’a atfedilerek mecrur olup, gayri munsarif olduğu için de esre almamıştır. Cer alameti fethadır.
وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh olan امْرَاَتُهُ , izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir. Bu izafette Hz.İbrahim’e aid zamire muzâf olan امْرَاَتُ , tazim ve şeref kazanmıştır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan قَٓائِمَةٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ ile makabline atfedilen ضَحِكَتْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Aynı uslupta gelen فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَ cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فَبَشَّرْنَاهَا fiiline müteallik بِاِسْحٰقَ car-mecrurunun takdiri بولادة (doğumuyla) olan muzafı mahzuftur. Muzafın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ cümlesi atıf harfi وَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
مِنْ وَرَٓاءِ car mecruru mahzuf bir fiile müteallıktır. Takdiri, وهبنا (Hibe ettik, bağışladık.) şeklindedir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fiilin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Zamir makamındaki اِسْحٰقَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِسْحٰق - يَعْقُوبَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَبَشَّرْناها بِإسْحاقَ cümlesi matuf olması açısından ضَحِكَتْ cümlesine tefrî olarak gelmiştir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰق [Bu söz üzerine güldü. Biz de ona İshak'ı müjdeledik.] Alimler فَضَحِكَتْ fiilinin hangi manada kullanıldığı hususunda ihtilaf etmişlerdir: Bazıları bunu “gülme” manasına, bazıları da gülme dışında bir manaya hamletmişlerdir. Hz. İbrahim'in karısının, İbrahim’in (a.s) korkusunun zail olmasına sevinmiş olmasından başka bir şey değildir. Çünkü o melekler, “Korkma, biz Lut kavmine gönderildik.” deyince Hz. İbrahim'in korkusunun zail olup sevinmesinden dolayı hanımı da büyük sevinç duymuştur. İnsan böyle durumlarda bazen gülebilir.
فَضَحِكَتْ fiili, “hayız oldu” manasındadır. Bu görüş, Mücahid ve İkrime'den nakledilmiştir. Bunlar şöyle demişlerdir: “Hz. İbrahim'in hanımı, korkudan emin olduğu için sevindiğinde hayız olmuştu. Hayız olunca da ona, bir çocuğunun olacağı müjdesi verilmişti.” Ferrâ ve Ebu Ubeyde, bu fiilin “hayız oldu” manasına gelmesini kabul etmemişlerdir. Ebu Bekr el-Enbârî ise: “Onlar, bu fiilin bu manaya geldiğini bilmiyor iseler de başkaları bilir.” demiştir. Leys, ayetteki فَضَحِكَتْ fiiline, “hayız gördü” manasını vermiştir. Ezherî de bazı kimselerden, “bu fiilin aslının, hurma tomurcuğunun yarılıp açılması manasında olan, ضِحَاكٌ اَلطَّلْعَةُ masdarı olduğunu” nakletmiştir. Nitekim Arapçada “tomurcuk yarıldı (açtı)” manasında ضَحِكَتِ الطَّلْعَةُ denilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Burada müjde İbrahim'in (a.s) karısına yöneltilmiştir. Oysa bu müjdede asıl olan İbrahim’dir (a.s). Nitekim Saffat Suresi’nin 101 ve Zariyat Suresi’nin 28. ayetlerinde müjdelenen İbrahim’dir (a.s).
Ancak burada karısının müjdelenmesi, müjde konusu çocuğun ikisinden dünyaya geleceğini bildirmek hem de karısının çocuk doğurmayı çok arzu eden kısır bir kadın olduğu içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette Hz. İbrahim’in karısından زوج değil de امْرَاَ olarak bahsedilmesi o sırada çocuklarının olmayışındandır.
İlgili ayetler incelendiğinde Kur’an’da زوج kelimesinin şu durumlarda kullanıldığı görülür: Sadakat, Allah’ın dinine inanmada birlik, Üreme imkânı bulunmak, Nikâhlı olmaktır.
امْرَاَ kelimesi زوج için sayılan unsurların zıddı bir durum meydana geldiği takdirde veya tamamen ortadan kalktığı hallerde kullanılmaktadır: Bunlar; İhanet (aldatma), Allah’ın dinine fiilî olarak aleyhtarlık, Üreme imkânının bulunmaması (kısırlık, iktidarsızlık, yaşlılıktan ötürü kadının doğurganlık çağının geçmesi veya erkeğin kuvvetten düşmesi), Vefat veya diğer gerekçelerle nikâhın son bulması ile dulluktur. (İsmail Sökmen, Kur’an’da geçen zevc ve imrae kelimeleri üzerine)