Yusuf Sûresi 104. Ayet

وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ۟  ١٠٤

Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا
2 تَسْأَلُهُمْ sen istemiyorsun س ا ل
3 عَلَيْهِ buna karşılık
4 مِنْ bir
5 أَجْرٍ ücret ا ج ر
6 إِنْ
7 هُوَ O
8 إِلَّا sadece
9 ذِكْرٌ bir öğüttür ذ ك ر
10 لِلْعَالَمِينَ bütün alemler için ع ل م
 

وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْـَٔلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlu bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيْهِ  car mecruru  اَجْرٍ ’nin mahzuf haline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. اَجْرٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )


 اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ۟

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. ذِكْرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. لِلْعَالَم۪ينَ  car mecruru  ذِكْرٌ ’nun mahzuf sıfatına mütealliktir. 

 

وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۜ 

Cümle atıf harfi   وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Menfi muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَجْرٍ ’deki nekrelik, kıllet içindir. “Hiçbir ücret” anlamındadır. Nefy siyakta nekre umuma işaret eder. مِنْ  harfi de istiğrak manasıyla bu anlamı pekiştirir.

وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ  [Kur’an’a karşılık bir ücret istemiyorsun.] cümlesinde muzâf hazf edilmiştir. وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ على التپلغ القرآنِ من أچر  [Kur’an’ın tebliğine karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun] demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)  


اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ۟

 

Cümle ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.  هُوَ mevsûf/maksûr,  ذِكْرٌ  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. 

Önceki cümlenin ta’lili menzilindeki cümlede öğüt olmak dışındaki bütün özellikler, olumsuzlanmıştır. İzafî kasrdır. Yani o, alemler için sadece öğüttür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

ذِكْرٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)