Yusuf Sûresi 24. Ayet

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ  ٢٤

Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun
2 هَمَّتْ kadın arzu etmişti ه م م
3 بِهِ onu
4 وَهَمَّ o da arzu etmişti ه م م
5 بِهَا onu
6 لَوْلَا eğer
7 أَنْ
8 رَأَىٰ görmeseydi ر ا ي
9 بُرْهَانَ doğruyu gösteren delilini ب ر ه ن
10 رَبِّهِ Rabbinin ر ب ب
11 كَذَٰلِكَ böylece
12 لِنَصْرِفَ çevirmek istedik ص ر ف
13 عَنْهُ ondan
14 السُّوءَ kötülüğü س و ا
15 وَالْفَحْشَاءَ ve fuhşu ف ح ش
16 إِنَّهُ çünkü o
17 مِنْ
18 عِبَادِنَا kullarımızdandır ع ب د
19 الْمُخْلَصِينَ ihlasa erdirilmiş خ ل ص
 
“İşaret ve ikaz” olarak çevrilen burhân hakkında çeşitli görüş ve rivayetler olmakla birlikte (Zemahşerî, II, 312) bunun, Allah’tan gelen bir ilham olduğu kanaati ağır basmaktadır. Buna göre kadının tahrikleri karşısında Yûsuf’ta ona yaklaşma arzu ve isteği doğmuş, ancak Allah’tan gelen bir ilham sayesinde bu çirkin işin haram olduğunu hatırlamış ve kadına yaklaşmamıştır. Âyetin akışı da Yûsuf’un bu fiilden korunmuş olduğunu göstermektedir. Bu olay, peygamberlerin peygamberlik öncesinde de büyük günah işlemekten korunmuş olduklarını savunan görüşü destekler.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 226-227
 

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ 

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

هَمَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir.  بِه۪  car mecruru  هَمَّتْ  fiiline mütealliktir. هَمَّ  fiili, atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

هَمَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِهَا  car mecruru  هَمَّ  fiiline mütealiktir.


 لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ 

 

لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. لَوْلَٓا ‘nın cevabı önceki kelamın tefsiriyle mahzuftur. Takdiri, لولا أن رأ لهمّ بها ...şeklindedir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri,  موجودة  şeklindedir. 

اَنْ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur, cümleye masdar anlamı verir. 

رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. بُرْهَانَ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪ۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: ‘’olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)


كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ 

 

كَ  harf-i cerdir. مثل (gibi) manasındadır. Bu ibare, mahzuf masdarın sıfatına mütealliktir. Takdiri, ثبتناه تثبيتًا مثلَ ذلك التثبيت، أو أريناه برهان ربه إراءً مثلَ ذلك الإراء لنصرف عنه السوء (Biz onu böyle bir tasdikle sabit kıldık veya ondan kötülüğü uzaklaştırmak için ona Rabbinin delilini, bunun gibi bir kanaati gösterdik.) şeklindedir.

ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

لِ  harfi,  نَصْرِفَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mahzuf fiiline mütealliktir. 

نَصْرِفَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَنْهُ  car mecruru  نَصْرِفَ  fiiline mütealliktir. السُّٓوءَ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. الْفَحْشَٓاءَ  atıf harfi  وَ ’la  السُّٓوءَ ‘ya matuftur.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ

 

İsim cümlesidir . اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri,  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

مِنْ عِبَادِنَا  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمُخْلَص۪ينَ  kelimesi  عِبَادِ ’nin sıfatı olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُخْلَص۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mefûludur.

 

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ 

 

وَ  atıf harfidir. 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Aynı üslupta gelen  وَهَمَّ بِهَا  cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Yusuf (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  [Allah’a sığınırım] demiş ve bu teklifi reddetmiştir. Bu da onun iffetini en güzel şekilde anlatır.

Yusuf’un (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  sözü, “Bütünüyle Allah’a sığınırım!” takdirindedir.

Bu iki cümle arasında mukabele sanatı vardır.

هَمَّتْ - هَمَّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


 لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Şart üslubundaki terkipte  لَوْلَٓا ‘nın dahil olduğu   لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪  cümlesi şarttır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪  cümlesi, masdar teviliyle, takdiri  موجودة (Mevcut) olan mahzuf haber için mübteda konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ  şeklinde izafetle gelen mefulun ait olduğu  رَاٰ  fiilinde istiare sanatı vardır. Bilmek, anlamak manasında müstear olmuştur. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Veciz ifade kastına matuf   بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ  izafetinde, Rab ismine muzâfun ileyh olan  ه۪  zamiri  dolayısıyla Hz. Yusuf, yine Rab ismine muzaf olan  بُرْهَانَ , şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

لَوْلَٓا ’nın takdiri  لهمّ بها (Muhakkak ki o kadına niyetlenmişti) olan, cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Cevabın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

وَهَمَّ بِهَا ’nın  لَوْلَٓا ’nın cevabı olması caiz değildir. Çünkü o şart edatı durumundadır, cevabı ondan önce gelemez. Bilakis cevap mahzuftur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Râzî ise aynı görüşte değildir. Bu ayetle ilgili olarak şunları söylemiştir: Ayette, لَوْلَٓا (Eğer (…) olsaydı) edatının cevabı, önce gelmiştir. Bu tıpkı, “Helak olanlardan olacaktın, eğer falanca seni kurtarmasaydı” denilmesi gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ 

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. كَذٰلِكَ  işaret ismi, amili  لِنَصْرِفَ  olan mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte takdiri  فعلنا به  olan fiile mütealliktir. Cümlenin takdiri;  فعلنا به ذلك لنصرف عنه السوء صَرْفًا مثل ذلك الصرف  şeklindedir.

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُ  car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan  السُّٓوءَ  ve  الْفَحْشَٓاءَۜ ‘ye takdim edilmiştir.

وَالْفَحْشَٓاءَۜ ‘nın temasül nedeniyle السُّٓوءَ ‘ye atfedilmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır. 

لِنَصْرِفَ , fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

السُّٓوءَ  ve  الْفَحْشَٓاءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

رَبِّه۪  izafetinden sonra  لِنَصْرِفَ  ibaresinde gaipten mütekellime dönülmüştür. Böylece Allah’ın kendisine itaate devam eden kullarına yakınlığı vurgulanmıştır. (Beyzâvî, Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

الصَّرْفُ  bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımaktır. Burada bir şeyi bulunması gerektiği yerde bir şeyin içine girmekten korumak manasında mecaz olarak kullanılmıştır. Neredeyse bir şeyle karışacak bir şeyden korumak manasındadır. Korumanın  صَّرْفُ  kelimesiyle ifade edilmesi kötülüğün meydana gelme sebeplerinin mevcut olduğuna ancak Allah’ın bu kötülükleri engellediğine işaret eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

كَذٰلِكَ  [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)


اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ  car-mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

Veciz ifade kastına matuf  عِبَادِنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan  عِبَادِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

İsm-i mef’ûl veznindeki  الْمُخْلَص۪ينَ  kelimesi, عِبَادِ  için sıfattır. Sıfat, mevsufunun bir özelliğine işaret etmek için yapılan tetmim ıtnabı sanatıdır.

الْمُخْلَص۪ينَ - الْفَحْشَٓاءَ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafî sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sıfatın kullanılmasının, metbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

الْمُخْلَص۪ينَ ; eğer başında  الْ  varsa Kur’an’ın her yerinde  لَ ’ın kesri ile  مُخْلِص۪ينَ  okumuşlardır ki dinini Allah’a ihlaslı icra eden kimseler demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)