Yusuf Sûresi 23. Ayet

وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ  ٢٣

Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَرَاوَدَتْهُ ve murad almak istedi ر و د
2 الَّتِي kadın
3 هُوَ o (Yusuf)
4 فِي
5 بَيْتِهَا onun evinde iken ب ي ت
6 عَنْ
7 نَفْسِهِ onun nefsinden ن ف س
8 وَغَلَّقَتِ ve kilitledi غ ل ق
9 الْأَبْوَابَ kapıları ب و ب
10 وَقَالَتْ ve dedi ق و ل
11 هَيْتَ haydi gelsene ه ي ت
12 لَكَ sen
13 قَالَ dedi ق و ل
14 مَعَاذَ sığınırım ع و ذ
15 اللَّهِ Allah’a
16 إِنَّهُ şüphesiz
17 رَبِّي efendim ر ب ب
18 أَحْسَنَ en güzel şekilde ح س ن
19 مَثْوَايَ bana baktı ث و ي
20 إِنَّهُ şüphesiz
21 لَا
22 يُفْلِحُ iflah olmaz ف ل ح
23 الظَّالِمُونَ zalimler ظ ل م
 
Yûsuf’un köle olarak bulunduğu evin hanımı Zelîha ona âşık oldu ve onunla birlikte olmak için planlarını hazırladı. Eşinin evde bulunmadığı bir sırada bütün kapıları kilitledi ve “haydi gel!” diyerek kendisini ona teslim etmeye hazır olduğunu bildirdi. Ancak kadının aklını başından alan bu tutkusuna karşılık Yûsuf, iradesine ve duygularına hâkim oldu, peygamber namzedine yakışır bir şekilde cevap verdi ve Allah’ın haram kıldığı bir şeyi yapmayacağını bildirerek teklifi reddetti. “O, benim velinimetimdir, bana güzel davrandı” meâlindeki ifadeden Yûsuf’un bu çirkin fiili Allah korkusundan değil de efendisine karşı saygısızlık olur, endişesiyle yapmadığı anlaşılmamalıdır. Zira o, önce Allah’a sığındığını ifade etmiş, sonra da ev sahibinin kendisinin efendisi olduğunu, dolayısıyla ona karşı da böyle bir ihanetin olamayacağını vurgulamıştır. Nitekim devamında zalimlerin iflah olmayacaklarını bildirmek suretiyle bu fiili işleyenlerin zalimler olduğuna işaret etmektedir. Bunu izleyen âyette de kadın ona meylettiği halde onun, Allah’tan gelen bir ilham sayesinde kadına meyletmekten korunduğu bildirilmiştir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 226
 
غلق Ğaleqa : غَلَق ve مِغْلاق kilit ve mandal gibi kapayacak alettir. نَخْلَة غَلِقَة kökü kurumuş hurma ağacıdır dolayısıyla meyve vermekten bağlandı demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de fiil olarak ve sadece 1 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli muğlaktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  رَاوَدَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müfred müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ي  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪ي بَيْتِهَا  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَنْ نَفْسِه۪  car mecruru  رَاوَدَتْ  fiiline mütealliktir.  Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَلَّقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. الْاَبْوَبَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. Mekulü’l-kavli  هَيْتَ لَكَ ’dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

هَيْتَ  kelimesi  تهيّأت  manasında isim fiildir. لَكَ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri;  أقول (söylerim) şeklindedir. لَ  tebyin içindir. 

رَاوَدَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi رود ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَلَّقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  غلق ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli  مَعَاذَ اللّٰهِ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَعَاذَ  mahzuf fiilin mefûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri;  أعوذ  (Sığınırım) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. رَبّ۪ٓي  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحْسَنَ مَثْوَايَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَحْسَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. مَثْوَايَ  mef’ûlun bih olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَحْسَنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حسن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

 

İsim cümlesidir. Cümle   اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ ‘den bedeldir.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

هُ  şan zamiri  اِنَّ ’nin  ismi olarak mahallen mansubdur.  لَا يُفْلِحُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُفْلِحُ  damme ile merfû muzari fiildir. الظَّالِمُونَ  fail olup  ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُفْلِحُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  فلح ’dır. 

ظَّالِمُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

رَاوَدَتْهُ  fiilinin faili konumundaki müfret müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan  هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا ,  mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir. Burada başka bir amaç daha vardır. O da bu kadının adını zikretmeyi uygun bulmamak, kerih görmektir. Bu kadın Yusuf’un (a.s) kendisiyle, kocasının oturduğu gibi oturmasını istemiştir ki bu da zikredilmesi hoş olmayan bir şeydir. Çünkü bu isim bundan sonra her zaman bu çirkin olayı anımsatır. (Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)

عَنْ نَفْسِه۪  car-mecruru, رَاوَدَتْهُ  fiiline mütealliktir.

Nefsinden kâm almak istemek, cimâdan kinayedir.

وَرَاوَدَتْهُ  cümlesine atfedilen  غَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ  cümlesi ve ona atfedilen aynı üsluptaki  قَالَتْ هَيْتَ لَكَ  cümlelerinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هَيْتَ لَكَ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Emir sıygadaki  هَيْتَ , “Haydi gel!” manasında isim fiildir. لَكَۜ  car-mecruru, takdiri  أقول (Söylüyorum) olan fiile mütealliktir. 

مراود , gelip durmak anlamındaki  راد  fiilinden türemiştir. Bir şeyi yapmak için çabalayan bir kimsenin durumu, bıraktığı şeye bir daha dönen, biteviye gidip gelen bir kimsenin haline benzetilmiştir. Dolayısıyla  راود  yeltenmek, teşebbüs etmek ve uğraşmak demektir.  عن  harf-i ceri haddi aşma (mücâveze) anlamı verir. Yani edep sınırını aşıp birine cinsel ilişki teklif etmek, baştan çıkarıp kandırmak demektir. Bu ayetteki  نَفْسِ  kelimesi cimâ’dan kinayedir. Nefsin teslim edilmesi, namusun bozulması anlamına gelir. Görünen o ki bu kinayeli terkip Kur’an’ın “mubtekerâtındandır.” Yani ilk defa Kur’an’ın kullandığı bir üsluptur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

الَّتِي هو في بَيْتِها  cümlesinde Aziz’in karısının ism-i mevsûl ile ifade edilmesi, Yusuf’un (a.s) günahsız oluşunu sıla ile duyurmak amacıyladır. Çünkü onun evinde olduğundan Yusuf’a istediğini yaptıracaktı. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Kadının isminin sarahatle zikredilmemesi, onun sırrını ifşa etmemek içindir yahut bu işin müstehcen olmasından dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Züleyha'nın kapattığı kapıların yedi tane olduğu rivayet edilmektedir. İşte bunun için kapatma fiili, mübalağa kipi ile zikredilmiştir. Diğer bir görüşe göre ise mübalağa manası, kapıların sımsıkı ve muhkem kapatıldığını ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَعَاذَ اللّٰهِ  cümlesi, takdiri  أعوذ  (sığınırım) olan mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Amilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre cümle teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  مَعَاذَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzaf olan  مَعَاذَ , tazim edilmiştir. 

مَعَاذَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Yusuf (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  [Allah’a sığınırım] demiş ve bu teklifi reddetmiştir. Bu da onun iffetini en güzel şekilde anlatır.

Yusuf’un (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  sözü, “Bütünüyle Allah’a sığınırım!” takdirindedir.


اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ  اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ ’nin haberi olan  رَبّ۪ٓي ‘nin, veciz ifade yollarından olan izafetle gelmesi, mütekellimin Allah’ın rububiyet sıfatına sığınma isteğine matuftur.

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ٓي  izafetinde, Hz. Yusuf'a ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Hz. Yusuf'a tazim ve şeref kazandırmıştır.

اَحْسَنَ مَثْوَايَ  cümlesi,  رَبّ۪ٓي ’ nin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ - قَالَتْ  kelimelerinde cinas-ı iştikak, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu ayet-i kerimenin geliş sebebi Yusuf’un (a.s) iffeti ve bu iffette asla şüphenin olmadığıdır. İsm-i mevsûl de bu manayı güzelleştirir ve kâmil bir şekilde ifade eder. Burada failin ismi Züleyha veya Aziz’in karısı şeklinde açıkça gelmeyip ism-i mevsûlle gelmiştir. Böylece Yusuf’un (a.s) onun evinde, bir çatı altında, aralarında bir engel olmaksızın her zaman gözünün önünde olduğu, bu yüzden de bu çirkin fiil için her zaman kolaylıkla bir fırsatı olabileceği ifade edilmiştir. Müsnedün ileyh açık isimle gelseydi, bu manalar böyle veciz bir şekilde anlaşılmazdı. Ancak buna rağmen اِنَّهُ رَبّ۪ٓي [O, benim Rabbim (terbiye edenim)dir.] sözü ile onun kendisine bakıp gözettiğini kastetmiştir ki bu en güzel bir tarizdir. Çünkü o, bu sözü ile “Aziz'in kendisini terbiye edip büyütmesini kastettiği halde, sözün zahirine itibar edenler, bu sözü, “Aziz’in, onun efendisi olduğu” manasına hamlederler.

Ayetin son cümlesi olan  اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ , ta’liliyyeden bedel olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّهُ ’deki şan zamiri , اِنَّ ’nin ismidir.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Söz konusu kişinin, ayetin sonunda zamir yerine zahir isimle zalimler olarak zikredilmesi, onun fiilinin ne kadar çirkin olduğunu belirten, tahkiri ve tehdidi artıran ıtnâb sanatıdır. 

الظَّالِمُونَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. 

Son cümlede zina edenler yerine zalimler kelimesinin gelmesi dikkat çeker. Bunun manası şudur: Felaha erememek her türlü zulme terettüb eden bir sonuçtur. 

يُفْلِحُ - اَحْسَنَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hazreti Yusuf’un,  الظَّالِمُونَ  sözü ile “zina edenler” manasını kastettiği, çünkü zina edenlerin, zina etmek suretiyle kendilerine zulmetmiş oldukları söylenmiştir. Yine o zinakârların işinin, bir şeyi esas yerinin dışına koymayı gerektirdiği için, onların zalim olmuş oldukları söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb;Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)