وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاسْتَبَقَا | ve koşuştular |
|
| 2 | الْبَابَ | kapıya doğru |
|
| 3 | وَقَدَّتْ | ve kadın yırttı |
|
| 4 | قَمِيصَهُ | gömleğini |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | دُبُرٍ | arkasından |
|
| 7 | وَأَلْفَيَا | ve rastladılar |
|
| 8 | سَيِّدَهَا | kadının kocasına |
|
| 9 | لَدَى | yanında |
|
| 10 | الْبَابِ | kapının |
|
| 11 | قَالَتْ | (kadın) dedi ki |
|
| 12 | مَا | nedir? |
|
| 13 | جَزَاءُ | cezası |
|
| 14 | مَنْ | kimsenin |
|
| 15 | أَرَادَ | isteyen |
|
| 16 | بِأَهْلِكَ | senin ailene |
|
| 17 | سُوءًا | kötülük |
|
| 18 | إِلَّا | başka |
|
| 19 | أَنْ |
|
|
| 20 | يُسْجَنَ | hapsolunmaktan |
|
| 21 | أَوْ | veya |
|
| 22 | عَذَابٌ | bir azaptan |
|
| 23 | أَلِيمٌ | acıklı |
|
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَبَقَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. الْبَابَ mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. قَدَّتْ atıf harfi وَ ile اسْتَبَقَا fiiline matuftur.
قَدَّتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. قَم۪يصَهُ mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ دُبُرٍ car mecruru قَدَّتْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. اَلْفَيَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. سَيِّدَهَا mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَدَا mekân zarfı, mahzuf ikinci mefûlun bihe mütealliktir. Takdiri; موجودا لدى الباب (Kapının yanında olan.) şeklindedir. الْبَابِ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
اسْتَبَقَا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi سبق ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَلْفَيَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لفو ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Mekulü’l kavli, مَا جَزَٓاءُ ‘dir. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. جَزَٓاءُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اَرَادَ بِاَهْلِكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اَرَادَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِاَهْلِكَ car mecruru سُٓوءاً ’nin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سُٓوءاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel جَزَٓاءُ ’den bedel olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُسْجَنَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. عَذَابٌ atıf harfi اَوْ ile masdar-ı müevvel cümlesine matuftur. اَل۪يمٌ kelimesi, عَذَابٌ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur.
Fiili muzarinin başına “اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْ ; Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ‘dir.
اَل۪يمٌ kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki mahzuf kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Aynı üsluptaki وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ cümlesi ve وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle وَاسْتَبَقَا الْبَابَ cümlesine atfedilmiştir.
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ ve وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ cümlelerinde müfret sıygadan müsenna sıygaya iltifat sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf قَم۪يصَهُ izafetinde قَم۪يصَ , Hz. Yusuf’a ait zamire muzâf olması sebebiyle, tazim kazanmıştır.
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ cümlesi, muciz Kuran’ın bir çok manayı az lafızla ifade etmesi olan îcâz özelliğidir. Biri onu istediği için, diğeri ondan kaçtığı için ikisi de kapıya doğru koştular. Kadın, arkasından onun çıkmasını engellemek için koştu ve arkasından gömleğini tuttu. Onu, istemediği halde yatağa zorla çekmeyi istedi. Gömleğini arkadan yırttı. İşte Kur'an-ı Kerim bunların hepsini sadece ‘’kapıya koştular’’ lafzıyla ifade etmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
الْبَابَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Bir çok kapalı kapı olduğundan البابَ ’taki marifelik cins içindir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. İstifham ismi مَا mübteda, جَزَٓاءُ haberidir.
Muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sıla cümlesi olan اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِاَهْلِكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir. Bu takdim Züleyha’nın eşini ikna çabasını gösterir.
Züleyha'nın, “Senin ailene kötülük etmek isteyen” ifadesiyle faili müphem olarak ifade etmesi, kim olursa olsun herkese mezkûr korkunç cezanın uygulandığını belirtmek içindir.
Mef’ûl olan سُٓوءاً ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ cümlesi, masdar teviliyle جَزَٓاءُ ’dan bedeldir.
Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Cümle, istifham harfi مَا ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşmuş kasrla tekit edilmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, haberle bedel arasındadır. جَزَٓاءُ , maksur/mevsûf, يُسْجَنَ maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
يُسْجَنَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
عَذَابٌ اَل۪يمٌ terkibi, اَنْ يُسْجَنَ cümlesinden oluşan masdara atfedilmiştir.
اَل۪يمٌ kelimesi عَذَابٌ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
عَذَابٌ - اَل۪يمٌ - سُٓوءاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عَذَابٌ ’un nekre gelişi azabın tarifsiz derecede korkutucu olduğuna işaret eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا جَزَٓاءُ ’daki مَا nafîye veya istifhamiyedir, mana da onun cezası zindandan başka nedir demektir? (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Züleyha'nın, kendisini Aziz’in ailesi unvanıyla ifade etmesi, vahametin büyüklüğünü göstermek ve Azizi, öfke ve hamiyet saikasıyla, kastettiği cezayı gerçekleştirmeye kışkırtmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
E-li-me kökünden gelen "elem" acı, ağrı; اَل۪يمٌ ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)