Yusuf Sûresi 32. Ayet

قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ  ٣٢

Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَتْ dedi ki ق و ل
2 فَذَٰلِكُنَّ işte siz
3 الَّذِي ki
4 لُمْتُنَّنِي beni kınamıştınız ل و م
5 فِيهِ bunun için
6 وَلَقَدْ andolsun
7 رَاوَدْتُهُ ben murad almak istedim ر و د
8 عَنْ
9 نَفْسِهِ kendisinden ن ف س
10 فَاسْتَعْصَمَ o reddetti ع ص م
11 وَلَئِنْ ama
12 لَمْ
13 يَفْعَلْ yapmazsa ف ع ل
14 مَا şeyi
15 امُرُهُ emrettiğim ا م ر
16 لَيُسْجَنَنَّ elbette zindana atılacaktır س ج ن
17 وَلَيَكُونًا ve olacaktır ك و ن
18 مِنَ
19 الصَّاغِرِينَ alçalanlardan ص غ ر
 
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin hanımları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği hanımlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, kendisine âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.
 
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin hanımları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği hanımlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, kendisine âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.
 

قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Mekulü’l-kavli şart ve cevap cümlesidir. قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كنتنّ قد لمتنني فذلك الذي لمتنني فيه  (Beni suçladıysanız, kınadıysanız işte kınadığınız şey budur) şeklindedir. 

İşaret ismi  ذٰلِكُنَّ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  كُنَّ  müennes muhatap zamiridir. Müşterek ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

لُمْتُنَّن۪ي  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُنَّ  fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  ن۪  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. ف۪يهِ  car mecruru  نَّن۪يلُمْتُ  fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri; في حبّه (Ona olan sevgisi yüzünden) şeklindedir.

فِي  harf-i ceri mecruruna mekân zarfı, zaman zarfı, söz ve görüş konusu olarak, vardır-mevcuttur, hal, sebep, mukayese, karşılaştırma gibi manalar kazandırabilir. Burada söz ve görüş konusu olarak (hakkında) manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 


وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ

 

وَ  istînâfiyyedir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  

رَاوَدْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ نَفْسِه۪  car mecruru  رَاوَدْتُهُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَعْصَمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. 

رَاوَدْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiill mufâale babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اسْتَعْصَمَ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, عصم ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 


وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ

 

وَ  istînâfiyyedir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

يَفْعَلْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  اٰمُرُهُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

يُسْجَنَنَّ  fetha üzere mebni meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. لَيَكُوناً  atıf harfi  وَ  ile  لَيُسْجَنَنَّ  fiiline matuftur. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder

يَكُوناً  nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. يَكُوناً  ismi, müstetir olup takdiri  هو ’dir. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u hafifedir. مِنَ الصَّاغِر۪ينَ  car mecruru  يَكُوناً ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi)

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن, َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

صَّاغِر۪ينَ  sülâsî mücerredi  صغر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ , şart üslubunda gelmiştir. Terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Cümle, takdiri …إن كنتنّ قد لمتنني  (Beni suçladıysanız, kınadıysanız…) olan mukadder şartın cevabıdır.

Cevap cümlesi olan  فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ , mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكُنَّ  ile duruma işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Haber konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması ta’zim kastının yanında, sonraki habere dikkat çekmek içindir.

Bu ayet-i kerimede Azizin eşi, kadınların önündeki Yusuf’dan bahsetmektedir. Dolayısıyla yakınlık ifade eden  هٰذَٓا  gelmesi gerekirken uzaklığa delalet eden  ذٰلِكُ  gelmiştir. Bu uzaklığa delalet eden ism-i işaret ile bir yandan da Yusuf’un (a.s) emelini gerçekleştirmeye ne kadar uzak olduğunu da ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) Yani bir anlamda işaret edilen kimsenin şanını yüceltmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)

Bu hitap o kadınlar içindir. İşaret de onların o anda kendisini vasıflandırdıkları Yusuf’un (a.s) ünvanıdır ki onların dediği gibi güzellik ve cemalde insanların mertebelerinden çıkıp melekler mertebesine erişmesidir. Yani eğer durum sizin dediğiniz gibi ise o beşeriyet mertebelerinden üstün bir melek mertebesine yükselmiş olan şahıs, beni, kendisine aşık olmakla kınadığınız kişidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)


وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Kasem üslubundaki terkipte  لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

فَاسْتَعْصَمَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اسْتَعْصَمَ  fiili, mübalağa kipi olup üstün bir imtina ve titiz bir korunma manasına delalet etmektedir. Sanki o, mevcut ismet ve iffetini daha da artırmaya gayret etmişti.

Bu kelam, Hz. Yusuf (a.s)’tan, [Allah'a sığınırım!] (Yusuf Suresi, 23) sözüyle beyan ettiği iffetine bozukluk getirecek bir azim veya başka bir hareketin sâdır olmadığına apaçık delildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَ  [And olsun ki ben onun nefsinden murad almak istedim. Fakat o, iffetine bağlı kaldı.] cümlesi ile Züleyha, o kadınların, Yusuf’tan murad almak istemesiyle ilgili duyduklarını önce onlara itiraf etmekte ve o işi çok istekli olarak yaptığını belirtmek üzere de bunu tekid etmekte ve sonra da onun kendisinden yüz çevirdiğini ve hiç meyletmediğini en mükemmel şekilde ifade etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. Kasem üslubunda gelen terkipte îcaz-ı hazif sanatı vardır. Kasem fiili mahzuftur. Mahzufla birlikte, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. 

Kasemle tekid edilen terkipte  لَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ  cümlesi şarttır. Menfi muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  اٰمُرُهُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şartın cevabı sonrasında gelen kasemin cevabının delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri  لَيُسْجَنَنَّ (Muhakkak hapse atılacak) olan cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mezkur şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لَيُسْجَنَنَّ  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem, kasemin cevabının başına gelen lam ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَيُسْجَنَنَّ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Nûn-u hafife ile tekid edilmiş  كَان ’nin dahil olduğu  وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ  cümlesi, kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ifade eden bu isim cümlesi  لَ  ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الصَّاغِر۪ينَ  car mecruru,  كاَن  ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

İsim cümlesi formunda gelmesi, onun bu konuda çok kararlı olduğunu göstermiştir. Tekid lamı ve tekid nûnu bu kararlılığı pekiştirmiştir.

مِنَ الصَّاغِر۪ينَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yusuf Suresinde, Mısır Azizinin karısının dilinden [“Şayet bundan sonra da emrettiğim şeyleri yapmazsa zindana atılacak ve hor görülenlerden olacaktır.”] şeklinde gelen cümlede şeddeli  نَّ  ile  لَيُسْجَنَنَّ  dedikten sonra şeddesiz  نْ  ile  لَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ  buyurulmuştur. Aziz’in karısının “Yusuf’un zindana atılmasını, küçük düşmesine yeğlediği için ayet bu şekilde gelmiştir. Böylece tekidin fazla olduğu yerde  نْ  eklenirken tekidin azaltılması gereken yerde de  نْ  hafifletilmiştir.” (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, et-Tabîru’l Kur’anî, s. 161-162)

Züleyha Yusuf'a (a.s), bu işte hiç kimseden çekinip korkmadığını, o kadınların huzurunda çeşitli tekitlerle bu vaadini ifade etmiş ki Yusuf'un başka çaresi kalmasın ve o kadınlar da bu işe muvafakat etmesini (kabul etmesini) kendisine öğütlesinler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)