Yusuf Sûresi 31. Ayet

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَراًۜ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ  ٣١

Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 سَمِعَتْ (kadın) işitti س م ع
3 بِمَكْرِهِنَّ onların hilelerini م ك ر
4 أَرْسَلَتْ (haber) gönderdi ر س ل
5 إِلَيْهِنَّ onlara
6 وَأَعْتَدَتْ ve hazırladı ع ت د
7 لَهُنَّ onlar için
8 مُتَّكَأً dayanacak yastıklar و ك ا
9 وَاتَتْ ve verdi ا ت ي
10 كُلَّ her ك ل ل
11 وَاحِدَةٍ birine و ح د
12 مِنْهُنَّ onlardan
13 سِكِّينًا birer bıçak س ك ن
14 وَقَالَتِ ve dedi ق و ل
15 اخْرُجْ çık! خ ر ج
16 عَلَيْهِنَّ karşılarına
17 فَلَمَّا ne zaman ki
18 رَأَيْنَهُ O’nu görünce ر ا ي
19 أَكْبَرْنَهُ onu (gözlerinde) büyüttüler ك ب ر
20 وَقَطَّعْنَ ve kestiler ق ط ع
21 أَيْدِيَهُنَّ ellerini ي د ي
22 وَقُلْنَ ve dediler ق و ل
23 حَاشَ haşa ح و ش
24 لِلَّهِ Allah için
25 مَا değildir
26 هَٰذَا bu
27 بَشَرًا insan ب ش ر
28 إِنْ
29 هَٰذَا bu
30 إِلَّا ancak
31 مَلَكٌ bir melektir م ل ك
32 كَرِيمٌ güzel ك ر م
 
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin hanımları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği hanımlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, kendisine âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.
 
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin hanımları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği hanımlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, kendisine âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.
 

وكأ Veke’e : وِكاء kırba ve kese gibi şeylerin ağzını bağlamaya yarayan bağdır. Bazen de وِكاء içine birşeyler konup ağzı kapatılan kabın ismi olarak kullanılır. İf’al formundaki أوْكَأ fiili dayanak yaptı demektir. تَوَكَّأَ ise kuvvet aldı ve dayandı manasında kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

حاش Hâşe : حاشَ uzak oldu demektir. Ebu Ubeyde ‘Bu bir tenzih ve istisnadır’ demiştir. İnsanın yemeği kenarından yemesine حَوْش denir. Bu bağlamdan hareketle dip ve kenar anlamındaki حاشِيَة Türkçede de dipnot manasında kullanılmaktadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de mufâale babında fiil olarak 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hâşiye ve hâşâdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَمَّٓا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup  اَرْسَلَتْ  fiiline mütealliktir. Cümleye muzâf olur. سَمِعَتْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

سَمِعَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. بِمَكْرِهِنَّ  car mecruru  سَمِعَتْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı,  اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ ’dir.

اَرْسَلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. اِلَيْهِنَّ  car mecruru  اَرْسَلَتْ  fiiline mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَعْتَدَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. لَهُنَّ  car mecruru  اَعْتَدَتْ  fiiline mütealliktir.  مُتَّكَـٔاً  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. اٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  اَعْتَدَتْ  fiiline matuftur.

اٰتَتْ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. كُلَّ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.  وَاحِدَةٍ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. مِنْهُنَّ  car mecruru   كُلَّ وَاحِدَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. سِكّ۪يناً  ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. قَالَتِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la şartın cevabına matuftur.

قَالَتِ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Mekulü’l- kavli,  اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ ’dir.  قَالَتِ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اخْرُجْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. عَلَيْهِنَّ car mecruru  اخْرُجْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَعْتَدَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عتد ’dir. 

اٰتَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.  

اَرْسَلَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.

مُتَّكَـٔاً  ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i mef’ûlüdür.


   فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَراًۜ 

 

فَ  atıf harfidir.  لَمَّٓا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاَيْنَهُٓ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَاَيْنَهُٓ  fiili ( نَ ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı,  اَكْبَرْنَهُ ’dir.

اَكْبَرْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَطَّعْنَ  fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. اَيْدِيَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قُلْنَ  fiili atıf harfi  وَ  ile  اَكْبَرْنَ  fiiline matuftur. 

وَقُلْنَ  fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  حَاشَ لِلّٰهِ ’dır. قُلْنَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

حَاشَ  mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِلّٰهِ  car mecruru  حَاشَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, مطيعا لله (Allah’a itaat ederek) şeklindedir. 

مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

هٰذَا  işaret ismi  مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بَشَراً  kelimesi  مَا ’nın haberi olup fetha ile mansubdur.


اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. İşaret ismi  هٰذَٓا  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  مَلَكٌ  haber olup damme ile merfûdur. كَر۪يمٌ  kelimesi,  مَلَكٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَر۪يمٌ  sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ

 

فَ  atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden   سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Aynı üslupta gelen  وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً  cümlesi atıf harfi  وَ ‘ la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُنَّ  car mecruru,  ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً  cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهُنَّ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan مُتَّكَـٔاً ’deki nekrelik, nev ve kesret,  سِكّ۪يناً ’deki nekrelik ise herhangi bir nev ifade eder.

وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ  cümlesi de aynı üslupta gelerek şartın cevabına atfedilmiştir. Aralarında manen ve lafzen mutabakat bulunan cümlelerin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır.

قَالَتِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

عَلَيْهِنَّ car mecruru  اخْرُجْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)

سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ  [Onların tuzaklarını işitti] Gizlilikte dedikodu tuzağa benzediği için, burada مَكْرِ kelimesi dedikodu için müstear olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

سِكّ۪يناً : Et ve başka şeyleri kesmeye yarayan bir alettir. Denildi ki: Onlara bir hindistan cevizi ve bir muz getirdi, onlar gelip yaslandılar. Veciz bir ifadeyle bu iki fiil hazf edildi. Ve her birine meyveleri soymaları için bir bıçak verdi. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ  ibaresi; başka bir mekanda olduğuna ve oraya sadece onların izniyle girebildiğine işaret eder.  الخُرُوجِ  fiili  عَلى  ile müteaddi olduğunda  ادْخُلْ  yani ‘’gir’’ manasına da gelir. Çünkü kastedilen, sadece içinde bulunduğu evden çıkışı değil, başka eve de girmesidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

لو ـ لولا ـ لوما ـ كلما ـ لما  şart kelimeleri ile kurulan cümleler geçmiş zaman anlamı ifade eden cümleleridir. (Atik Aydin Yrd. Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, (Arapça Şart Cümlelerinde Zaman) 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

Bu harika ayette istiare-i tebeiyye vardır. Ayette kadınların konuşmaları, düşmanların tuzaklarını gizlice kurdukları gibi Azizin karısından gizli olduğu için, مكراً  diye isimlendirildi. Azizin karısı şehrin kadınlarının konuştuklarını işitmek istedi. Onları çağırdı, koltuklara yerleştirip yiyecek verdi. Ve Allah Teâlâ îcâz üslubuyla “Her birine bir bıçak verdi.” dedi. Yani, onlara çeşitli meyveler ve yiyecek ikram etti. Sonra her birine birer bıçak verdi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ

 

فَ  atıf harfidir. 

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden  رَاَيْنَهُٓ  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  اَكْبَرْنَهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لَمَّا رَاَيْنَهُٓ  [Kadınlar onu görünce] cümlesi, çıkma emrinin gerektirdiği ve kelamın siyakından anlaşılan mukadder bir cümleye matuftur. Bunun hazfedilmesi, sanki zikredilmesi halinde ortaya çıkmayacak olan “ kadınların onu görmeleri” manasını ifade etmek içindir. Nitekim “Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm.” (Neml Suresi, 39) kelamından sonra “Süleyman, o tahtı yanı başında yerleşmiş olarak görünce…” (Neml Suresi, 40) kelamında benzer bir cümlenin hazfedilmesi de sürat manasını ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Hükümde ortaklık sebebiyle cevaba matuf olan  وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ  ve  قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ  cümleleri, cevap cümlesiyle aynı üsluptadır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

قُلْنَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  حَاشَ لِلّٰهِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bu cümle dua manasında itiraziyye de olabilir. O takdirde sonraki cümle mekulü’l-kavl olur.

لِلّٰهِ ’deki cer harfi istisna ifade eder. Bazı dil bilimcilere göre ise zaiddir. İstisna ifade eden camid fiillerden sonra gelen isim, mef’ûl olarak mansubdur. (https://tafsir.app/aljadwal/12/31)

حَاشَ [Hâşa!] kelimesi harf-i cer olup, bir şeyi istisna ederken onu diğerlerinden tenzih edip ayırmak için kullanılır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)

وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ [Ellerini kestiler] ibaresinde de istiare vardır. Zira “kesmek” lafzı, “yaralamak” yerine müstear olarak kullanılmıştır. “Ellerini yaraladılar” demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Başka bir açıdan düşünüldüğünde “Ellerini kestiler” ifadesi, onların dehşete kapılarak hayrete düşmelerinden kinayedir.

وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ [Ellerini doğradılar] ibaresiyle parmaklarını kestikleri kastedilmektedir. Cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürseldir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)

هُنَّ  zamiri ayette 6 kere,  هٰذَٓا  ve  لَمَّا  kelimeleri ikişer kere tekrarlanmıştır. Bu tekrarlarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ  lafzı, çok kesmek manasında  جرح ’dan istiaredir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

قَطَّعْنَ - سِكّ۪يناً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


مَا هٰذَا بَشَراًۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  مَا  nefy harfi  ليس  gibi amel etmiştir. 

مَا ’nın isminin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilene dikkat çekme amacının yanında tazim ve tecessüm ifade eder.

بَشَراًۜ ‘deki nekrelik herhangi bir manasında cins ifade eder.


 اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye dahil olan  اِنْ  nefy, اِلَّا  istisna harfidir. 

هٰذَٓا  mübteda,  مَلَكٌ  haberdir.  اِنْ  ve اِلَّا  ile oluşan kasr mübteda ve haber arasındadır. هٰذَٓا  maksur/mevsûf,  مَلَكٌ  maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasrı mevsuf ales sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. 

Kadınların şaşkınlıkları ayette “Bu kerim bir melekten başka bir şey olamaz.” sözleriyle ifade edilmiştir. Onların sözleri mübalağa kastıyla kasr üslubunda gelmiştir. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, mütekellimin amacının, müşarun ileyhi tazim olduğunu gösterir. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi net bir şekilde gösterip onu göz önüne koymuştur. 

Ayette müşebbeh ve müşebbehu bihin zikredilip teşbih harfinin ve benzetme yönünün hazfedildiği teşbih-i beliğ sanatı vardır. 

كَر۪يمٌ  kelimesi,  مَلَكٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

كَر۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مَلَكٌ - بَشَراً  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

هٰذَٓا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, isim cümlesinin kasırla tekit edilmesi sebebiyle bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Kadınlar, Yusuf (a.s)’da insanlarda hiç görülmemiş olan o harika güzelliği gördükleri için onun bir insan olmadığını, olsa olsa bir melek olabileceğini söylemişlerdi. Zira insanların aklına yerleşmiş olan anlayışa göre meleklerden daha güzel bir canlı yoktur ve şeytandan daha çirkin bir varlık da mevcut değildir. İşte bundan dolayıdır ki güzellikte ve çirkinlikte en son teşbih yapılan şeyler, melek ile şeytandır. O kadınların bu sözden maksatları, Yusuf'u güzellik ve cemalin en son derecesiyle vasıflandırmaktı. Zira Yusuf’un (a.s) cemal ve güzellik sahibi her insandan üstünlüğü, dolunayın ışığının, diğer yıldızların ışığından üstünlüğü gibidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)