وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | دَخَلُوا | girince |
|
| 3 | عَلَىٰ | huzuruna |
|
| 4 | يُوسُفَ | Yusuf’un |
|
| 5 | اوَىٰ | aldı |
|
| 6 | إِلَيْهِ | yanına |
|
| 7 | أَخَاهُ | kardeşini |
|
| 8 | قَالَ | dedi |
|
| 9 | إِنِّي | gerçekten ben |
|
| 10 | أَنَا | ben |
|
| 11 | أَخُوكَ | senin kardeşinim |
|
| 12 | فَلَا |
|
|
| 13 | تَبْتَئِسْ | üzülme |
|
| 14 | بِمَا | sebebiyle |
|
| 15 | كَانُوا |
|
|
| 16 | يَعْمَلُونَ | onların yaptıkları |
|
وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. دَخَلُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دَخَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى يُوسُفَ car mecruru دَخَلُوا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. Şartın cevabı اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ ’dır.
اٰوٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْهِ car mecruru اٰوٰٓى fiiline mütealliktir. اَخَا mef’ûlün bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هَ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰوٰٓى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أوي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَنَا۬ اَخُوكَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَخُوكَ mübtedanın haberi olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan ref alameti وَ ’dır. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Fiil cümlesidir. فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir. Cümle mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, تنبّه. فلا تبتئس (Dikkat et. Üzülme!) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَبْتَئِسْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle تَبْتَئِسْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَعْمَلُونَ ‘dir. Aid zamir mahzuftur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَعْمَلُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ۟ ’nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
تَبْتَئِسْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بأس ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ
وَ , atıf harfidir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ , şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ ifadesinde istiare sanatı vardır. Geri dönmek manasındaki اٰوٰٓى fiili kucak açmak manasında müsteardır. Kavuşmak geri dönmeye benzetilmiştir. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
الإيواءُ , “geri dönmek” demektir. Burada yakınlık ve yakınlaşma anlamında mecazdır. Sanki o sığındığı yere geri dönmüştür. Arkadan zikredilen اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ şeklindeki ifade de içinde olanı söylediği söze hazırlık içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَخَاهُ izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan اَخَا , tazim ve şeref kazanmıştır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ
Önceki cümleden bedel olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi kemâl-i ittisâldır. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Fasıl zamiri اَنَا۬ mübteda, اَخُوكَ izafeti, haberdir. Haber izafetle gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.
Fasıl zamiri kasr ifade etmiştir. Iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اِنّ۪ٓي maksûr/mevsûf, اَخُوكَ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
قَالَ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ cümlesi, اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ cümlesinden bedel-i iştimâldir. Yusuf (a.s) kardeşi Bünyamin’e, kendisinin onu kurt yiyen kardeşi olduğunu kısa, öz ve açık bir şekilde beyan etmiş, bunu söylerken de cümledeki haberi, اِنّ۪ٓ edatı, isim cümlesi ve fasıl zamirinin ifade ettiği kasr üslubuyla tekid etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hz. Yusuf’un, اِنّ۪ٓ ve kasrla tekid edilmiş, mütekellim zamiri tekrarlanmış ve müsnedi izafetle marife gelmiş bir cümleyle hitab etmesi, kardeşini ikna etmeyi ne çok istediğini gösterir.
İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler.
اَخُو kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , fasıl zamiri ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Nehiy üslubunda talebî inşaî isnad olan cümle, mukadder istinafa فَ ile atfedilmiştir. Takdiri تنبّه (Dikkat et…) şeklindedir.
İki cümle arasındaki meskutun anh, muhatabın merakını celb ederek onun muhayyilesini harekete geçirmek maksatlıdır.
Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır.
فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ cümlesi, zahir anlamıyla birlikte Hz. Yusuf’un kalbindeki özlem ve şefkati ifade eder.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle birlikte تَبْتَئِسْ fiiline mütealliktir.
Sılası olan كَانُوا يَعْمَلُونَ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْمَلُونَ ‘ nakıs fiil كان ’nin haberidir. Müsnedin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
كَانُوا fiilinin mazi sıygasında gelmesinden maksat geçmişte yaptıkları, يَعْلَمُونَ ifadesinin muzari sıygasıyla gelmesi ise eziyet fiillerinin mütekerrir olduğunu göstermektedir. İşte burada kardeşinin, su kabı hadisesini rahatlıkla karşılayabilmesi ve Yusuf’tan (a.s) şüphe ederek korkmaması için bu duruma ruhen hazırlanması vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu sayfadaki ayetlerin genelindeki fasılaları teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)