فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْع۪يرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ ٧٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | جَهَّزَهُمْ | hazırlatırken |
|
| 3 | بِجَهَازِهِمْ | onların yüklerini |
|
| 4 | جَعَلَ | koydu |
|
| 5 | السِّقَايَةَ | su tasını |
|
| 6 | فِي | içine |
|
| 7 | رَحْلِ | yükünün |
|
| 8 | أَخِيهِ | kardeşinin |
|
| 9 | ثُمَّ | sonra |
|
| 10 | أَذَّنَ | seslendi |
|
| 11 | مُؤَذِّنٌ | bir tellal |
|
| 12 | أَيَّتُهَا | Ey |
|
| 13 | الْعِيرُ | kervan |
|
| 14 | إِنَّكُمْ | şüphesiz siz |
|
| 15 | لَسَارِقُونَ | hırsızsınız |
|
جهز Ceheze : جِهاز hazırlanan eşya ve benzeri şeylerdir. تَجْهِيز ise hazırlanan bu eşyaları yüklemek veya göndermektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cihaz, teçhiz, teçhizat, mücehhez, çeyiz ve cazgır (çeyiz taşıyan)dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
رحل Rahale : رَحْلٌ üzerine binmek için devenin üstüne konan semerdir. Çoğulu رِحالٌ şeklinde kullanılır. Bu köke ait رِحْلَةٌ sözcüğü إرْتِحالٌ lafzının isim halidir; göç, yolculuk ve ayrılış demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de iki farklı isim kalıbında 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri rıhle, merhale, rahle ve irtihaldir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
عير Ayera : عِيرٌ yanlarında erzak yüklerinin bulunduğu topluluktur. Bu sözcük hem birlikte hem de ayrı ayrı gerek kervancı adamlar gerekse yük taşıyan develer için isimdir. عَيْرٌ kelimesi vahşi eşeğe, yalın ayak yürüyene, gözbebeğine, su yüzeyine çıkan çerçöpe ve kazığa denir. Bu kullanımlar arasında bir gelişi güzellik bulunduğu da aşikardır. عِيارٌ ise ölçü ve tartıyı ayarlamaktır.عَيَّرْتُهُ fiili ise onu ayıpladım demektir. Bu söz عارَ kökünden gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece 3 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri âr etmek, ayar ve miardır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَهَّزَهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَهَّزَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِجَهَازِهِمْ car mecruru جَهَّزَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı جَعَلَ السِّقَايَةَ ’dir.
جَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. السِّقَايَةَ mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur. ف۪ي رَحْلِ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اَخ۪يهِ muzâfun ileyh olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti ي ’dir. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَهَّزَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi جهز ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.
ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْع۪يرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَذَّنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. مُؤَذِّنٌ fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabına matuftur.
اَيَّتُهَا münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الْع۪يرُ münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. سَارِقُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
ثُمَّ ;Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَذَّنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi أذن ’dir.
سَارِقُونَ ; sülâsî mücerredi سرق olan fiilin ism-i failidir.
مُؤَذِّنٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ
فَ atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf اَخ۪يهِ izafetinde, Hz. Yusuf’a ait zamire muzâf olan اَخ۪ي , tazim ve şeref kazanmıştır.
بِجَهَازِهِمْ - جَهَّزَهُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جَهَاز - رَحْلِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
جَعَلَ السِّقَايَةَ cümlesinde sebebe isnad şeklinde mecaz-ı aklî vardır. Çünkü Yusuf’un (a.s) hizmetkârları Yusuf’un (a.s) emri sebebi ile bu fiili yapmışlardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
السِّقَايَةَ ‘deki harf-i tarif, ahd-i zihnî içindir. Yani o belirli bir su kabıdır ki şerefli meclislerde dahi, onun gibisi yoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْع۪يرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ
Cümle, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
İtiraziyye olan اَيَّتُهَا الْع۪يرُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır.
عِيرٌ, yanlarında erzak yüklerinin bulunduğu topluluktur.
İsm-i işaretin أيَّتُها şeklinde müennes olarak gelmesi, العِيرِ kelimesini cemaat olarak açıklamak içindir. Çünkü العِيرِ yani kervan kelimesinde önemli olan, bineklerdeki cemaat vasfındaki yolculardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tefsiriyye olarak fasılla gelen اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ cümlesinin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan لَسَارِقُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhte istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
اَذَّنَ - مُؤَذِّنٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İbnu'l Enbârî şöyle demektedir: اَذَّنَ; “tekrar tekrar bildirdi” demektir. Çünkü tef'il babı, o fiilin tekrar tekrar yapıldığını ifade eder. Bunun, “bir tek bildirme” manasında olması da mümkündür. Çünkü Araplar çoğu yerde tef'il babını, if'âl babı yerinde kullanırlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Peygamberin Böyle Bir Hileye Başvurması Nasıl Açıklanır?
Alimler buna cevap olmak üzere birçok açıklama yapmışlardır:
1. Hz. Yusuf (a.s) kardeşi Bünyamin'e kendisinin Yusuf olduğunu açıklayınca ona: “Ben, seni burada alıkoymak istiyorum. Bunun ise şu hileden başka bir yolu yoktur. Eğer buna razı isen sen bilirsin, iş sana kalmış.” dedi. O da hakkında böyle denilmesine razı oldu. Bu izaha göre Bünyamin'in kalbi, bu sözden dolayı hiç elem duymadı; böylece de bu söz, Hz. Yusuf için bir günah olmaktan çıktı.
2. Ayetteki “Siz şüphe yok ki hırsızsınız.” cümlesinden maksat, “Şüphesiz siz, Yusuf'u babasından çaldınız.” manasıdır. Ama münadiler bu sözü açıkça beyan etmemişlerdir. Tariz (dokundurma) ve çıtlatmalar ise ancak bu şekilde olur.
3. Bu münadî, bu nidasını belki de istifham üslûbu ile yapmıştır. Bu takdire göre bu söz, bir yalan olmaktan çıkar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ [Siz hırsızsınız] sözü şöyle de açıklanmıştır: İfade soru sormak anlamındadır. Yani siz hırsızlık mı yaptınız? demektir. Nitekim Yüce Allah’ın: “Ve bu… bir nimettir.” (Şuara Suresi, 23) ayeti de böyledir. Yani senin, benim başıma nimet diye kaktığın şey bu mudur? Demektir. Bu açıklamalardan maksat, Yusuf’a (a.s) herhangi bir şekilde yalan nispet etmemektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)