قَالُوا جَزَٓاؤُ۬هُ مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ٧٥
قَالُوا جَزَٓاؤُ۬هُ مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُۜ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, جَزَٓاؤُ۬هُ ’dür. قَالُوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
جَزَٓاؤُ۬ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Haber mahzuftur. Takdiri, بيّن (açıklanmıştır) veya واضح (açıktır) şeklindedir.
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
وُجِدَ şart fiili olup, fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. ف۪ي رَحْلِ car mecruru وُجِدَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. جَزَٓاؤُ۬ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cerdir. مثل manasındadır. Bu ibare, amili نَجْزِي olan mahzuf mef’ûlün mutlaka mütealliktir. ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
نَجْزِي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. الظَّالِم۪ينَ mef’ûlün bih olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الظَّالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا جَزَٓاؤُ۬هُ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan جَزَٓاؤُ۬هُ cümlesi, takdiri بيّن (açıklanmıştır) olan haberin mübtedasıdır.
Bu takdire göre mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyh izafetle gelerek, az sözle çok anlam ifade etmiştir.
مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُۜ
Öncesi için tefsiriyye hükmündeki cümle, fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ cümlesi, şarttır. مَنْ şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki وُجِدَ cümlesi, mübtedanın haberidir.
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
وُجِدَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
فَ karinesiyle gelen فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُ şeklindeki cevap cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
جَزَٓاؤُ۬هُ kelimesinin, cezaya dikkat çekmek için yapılan tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümlede cezanın ne olduğu söylenmemiştir.
جَزَٓاؤُ۬هُ [Bunun cezası] sözü mübtedadır. مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ [Yükünde bulunan kimse] de onun haberidir. Daha önce Maide Suresi’nde (38. ayetin tefsirinde) hırsızlıkta el kesme cezasının bundan önceki şeriatlerdeki hükümleri neshedici olduğuna dair açıklamalar yahut Hz. Yakup’un şeriatındaki hırsızın köleleştirilmesi hükmünü neshettiğine dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُ cümlesi hükmü yerleştirmek ve kaçınılmasını engellemek için gelmiş olup جَزَٓاؤُ۬هُ مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ cümlesinin lafzî tekididir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle mekulü’l-kavle dahildir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. كَذٰلِكَ , amili نَجْزِي olan mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir.
Bu takdire göre müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl olan الظَّالِم۪ينَ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Müşriklerin önceki ayette mücrim, burada zalim olarak vasıflandırılmaları Allah’ın ayetlerini yalanlamalarındandır. Ayetleri yalanlayanlar zalim olarak tanımlanmıştır. Bu kişiler en büyük zulmü kendilerine yaparlar.
Bu cümlede kafirler hakkında zamir makamında الظَّالِم۪ينَ kelimesinin zahir olarak zikredilmesi, kafirlerin zalim olduğuna dikkat çekmek için yapılmış ıtnâb ve iltifat sanatıdır.
نَجْزِي - جَزَٓاؤُ۬هُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَذٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذٰ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunmadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
Yaptıkları şeylerin onları bu cezaya muhatap kıldığını ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cezalanacak kişinin zamir makamında zalim olarak anılması, işin kötülüğünü vurgulamak amacıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ [Zalimlere biz böyle ceza veririz.] Yani hırsızlık etmek suretiyle zulmedenleri biz böyle cezalandırırız. Bu cümle de tekidden sonra ikinci tekiddir ve hırsızlığın çirkinliğini beyan etmektedir.
Hz. Yakup'un oğulları, kendi suçsuzluklarına son derece güvendikleri için böyle davranmışlardı; tabii ki yapılanlardan haberleri yoktu. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail, hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. (Muhammed Rızk, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55 - 90)